31 Mayıs 2013

LÜTFEN KESMEYİN ARKADAŞLARIMI.. KIYMAYIN ONLARA!!!. BENİM GİBİ AĞLATMAYIN...



Gözyaşlarımın 739. yaş günüydü geçen yıl..

(2013'de 740. yaşıma girdim)

Kendi gölgemde uyuyorum...
Göle, gölge olurum ben.
Gölgeye gövde.
Gövdeye dal.
Dala göz.
Göze gözyaşı..
Gözyaşının ise ağlayan ağacı..

Ben olsaydım.
Ben olsaydım o ağlayan çınar, o yaşlı çınar, o koca çınar. 
Ben olsaydım ve kendi gölgemde uyusaydım...



Gövdemi toprağa uzattım, dallarım gökyüzünde. Dua ediyorum, nice 740 senem daha olsun diye. 

Keşke olsaydım. Ben olsaydım. Ağlayan çınar olsaydım. Gövdesi, dalları, yaprakları ya da kanlı gözyaşları.



Ağlayan Çınarın gözyaşlarının aktığı mermer yaprak..







Tarihin verdiği yorgunlukla, yan yan yatmış ulu bir çınar.
Lakin yaşamaktan umudunu kesmemiş, uzanmış öylesine
Bağrı yanık yaprakları hüzün, içi kan ağlarcasına
savaşlara, acılara, kara sevdalara, tercüman olurcasına
ardında, sevgi bahçesi açamayan gonca bir gül
önünde, oluk oluk gözyaşlarının eseri, koca bir göl..
Mehmet OKTAN

Ben olsaydım. 
Bu çınar ben olsaydım. 
Yan yatsaydım, ayakta dursaydım,
Nasıl uzarsam uzayayım yine de o ben olsaydım. Kovuğumda kediler uyusaydı. Dallarıma kuşlar konsaydı. Rüzgarlar yapraklarımı okşasaydı.
Ben olsaydım. Baharlarda çiçekleri, gün ağarırken serçeleri, göç zamanı soluklanan kırlangıçları, leylekleri seyreden olsaydım. Ben olsaydım...

Siz olsaydınız gezip gezip yorulan, sonra benim ulu kollarımın altında çay içmeye koşan. Keşke siz olsaydınız.

Keşke ben olsaydım o ulu çınar, o güzel çınar, o ağlayan çınar..

725.Yaş günümde..1998

Çay Bahçem..
Korkuyorum, bir gün yağan doluya, yağmura, rüzgara, fırtınaya dayanamazsam diye.

Korkuyorum, bir gün yanar yok olursam diye.

Korkuyorum, bir gün susuzluktan kurursam diye.

Korkuyorum, yalnız kalırsam diye.

Korkuyorum, çook korkuyorum.
Bu yüzden de geceleri gizli gizli ağlıyorum..

Keşke,
O çınar gülseydi, ben hep ağlasaydım. O çınar bin yıllarca yaşasaydı, ben onun için ölseydim. 
Keşke..

Keşke olsaydım,
O çınar.
Ulu çınar.
Ağlayan Çınar...



Lütfen beni yalnız bırakmayın.
Lütfen arkadaşlarımı da yalnız bırakmayın.
Gerekirse tüm dünyayı karşınıza alın,
Gerekirse şiddete maruz kalın,
Gerekirse iş makinelerinin altına yatın,
Ama dostlarımı asla yalnız bırakmayın..

Pelit,
Doğu ladini (Picea orientalis),
Sarıçam (Pinus sylvestris),
Servi (Cupressus spp.),
Anadolu karaçamı(Pinus nigra subsp.Pallasiana),
Halep çamı (Pinus halepensis),
Mazı (Thuja spp.),
Kızılçam (Pinus brutia),
Sahil çamı (Pinus pinaster),
Göknar ( Abies spp.),
Toros sediri (Cedrus libani),
Fıstıkçamı (Pinus pinea),
Huş (Betula spp.),
Akasya (Acacia spp.),
Adi dişbudak (Fraxinus excelsior),
Yalancı akasya (Robinia pseudoacacia),
Erguvan (Cercis siliquastrum),
Kokarağaç (Ailantus altissima),
İğde (Elaeagnus angustifolia ),
Akçaağaç (Acer negundo),
Dağ akçaağacı (Acer pseudoplatanus)

Çınar yapraklı Akçaağaç (Acer platanoides).


Bak sizi bekliyorlar.
Haydi gidin. Koruyun onları..
Gidin, onların dalları altında yaralanın,
Onların dalları altında yaralarınızı sarın.

Eşinizi alın gidin.
Çocuklarınızı. Arkadaşlarınızı..
Onların sökülmesini, yok olmasını, etrafının betonla kaplanmasını istemiyorum diyerek haykırın..

Güzellikle söyleyin önce,
Olmadı bağırın, çağırın, ya da benim gibi kanlı gözyaşlarınızla ağlayın.

Onlara kıydırmayın..
Tüm bunlar bittiğinde,
Onları geleceğe armağan ettiğinizde, 
Gelin, sırtınızı gövdeme yaslayın, Dallarımın altında ferahlayın.


05 Haziran 'Dünya Çevre Günü' bu kadar yakınken,

Beni yine ağlatmayın...

İmza: Ağlayan Çınar :( 


28 Mayıs 2013

DAĞ BAŞINI DUMAN ALMIŞ CANCAĞAZIM!! BAŞIM DİK, ADIMLARIM İLERİ, GANİMETLERİMİZ ise ÇOK DEĞERLİ BU AY. KARŞINIZDA KIYMETLİM MAYIS :)





İşte yılın beşinci ayı da bitti bitecek..
Bahar gidecek, yaz oflata puflata gelecek..

Gregoryen Takvimine göre Mayıs, yılın 5. ayı imiş 31 gün çekermiş adı da Roma bereket Tanrıçası 'Bona Dea' ile birlikte tanımlanan Latincede anlamı 'Maia'nın Ayı' olan Yunan Tanrıçası 'Maius Mensis'ten gelmekteymiş.

Koca Mayıs ayına, karmakarışık bir isim açıklamasından başka bir şey yazamamışlar Gregoryen'ler... Çünkü dünyalarının nevri Mayıs'ta dönmüş;

Bir Çağ değişmiş, bir İmparatorluk çökmüş, bir şehir Fetih edilmiş..

Bir Komutan çıkmış, gitmiş bir Anadolu şehrinin Anadolu toprağına ayak basmış, Milli Mücadeleyi başlatmış.. 

İşte böyle... Gregoryen'lerin ve birçok Avrupa'lının sevmediği, çabuk geçsin dediği bu Ay'cağazı ben pek seviyorum:). 

Ya siz?..

Haydi, bakalım 'Muhteşem Mayıs'ı turlayalım..




-01 Mayıs 1964'de, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü kurulmuş. Hayatımızın baş köşesinden Radyoyu atıp, Televizyonu oturtacağımız günler, yıllar yakınmış yani.

Bir diğer önemli olay da; 176 kişinin hayatını kaybettiği, 522 kişinin yaralandığı Bingöl Depremi (2003). Çok üzgünüz..

Bu acı kayıptan sonra bir Mayıs İşçi Bayramı diyemeyeceğim bile. Bayramlık hal mi kaldı hepimizde?..

-02 Mayıs 2011'de Usame Bin Ladin öldürüldü. 

-03 Mayıs'da, 7.Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet vefat etmiş(1481).

-04 Mayıs'ta, Filistin Kurtuluş Örgütü ile İsrail arasında Batı Şeria ve Gazze'deki Filistinlilere özerklik verilmesi konusunda anlaşma imzalandı(1994).

-05 Mayıs 1925 yılında Atatürk Orman Çiftliği (Gazi Çiftliği) kuruluş çalışmaları başlatılmış..



AOÇ Kurumsal Albüm'den.

-06 Mayıs, Hızır(a.s.) ve İlyas(a.s.)'nin yeryüzünde buluştukları gün kabul edildiğinden Hıdırellez Günü olarak kutlanır. 

Yani bu gün itigadî değil, mevsim bayramı. Ben gidiyorum dileklerimi gül fidanının dibine sermeye:)



-07 Mayıs 2013'de oyuncu Gül Yalaz ve Bursaspor Klübü Başkanı İbrahim Yazıcı vefat ettiler..

-08 Mayıs'da iki önemli olay var. Birincisi TODAİ (Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Kurumu) kurulmuş(1952). TODAİ'nin ne önemi var derseniz kararsızım ( TODAİE,  bir yandan yürütmekte olduğu yüksek Lisans düzeyindeki yönetici yetiştirme programı, öte yandan da kurum ve kuruluşların gereksinme duydukları yönetim alanlarına yönelik çok sayıdaki kısa süreli kurs, seminer ve benzeri eğitim etkinlikleriyle, uzun dönemde kazanmış olduğu birikim ve deneyimlerini  sürece katarak yönetimde verimliliği ve hizmetin niteliğini artırma çabalarına destek olmayı amaçlayan bir Kamu Kuruluşudur.) galiba uzun adını çok gıcık, kısa adını çok karizmatik bulmamdan olabilir :).

Ve Bir Cihan Harbi bitmiş.. Sekiz Mayıs 1945 İkinci Dünya Savaşının sona erdiği gün olarak tarihe geçmiş..



Ayyy!! iki olay demişim ama üç önemli olay var 08 Mart'ta.. Üçüncüsü bu:



-09 Mart 1926 yılında Devlet İstatistik Enstitüsü kurulmuş..Şimdi adı TÜİK olsa da bildiğimiz anketçi kuruluş eskinin DİE'si..

-10 Mayıs 1994'de Nelson Mandela, Güney Afrika'nın ilk siyahi lideri oldu..



Londra Mandela Anıtı. Anıtı dik tutan el yabancı değil, benim elim:)
Özgürlüklere destek vermek benim görevim:).
Biraz soluklansak, müziğin sesini az daha açsak:



Molamızı verdik, şarkımızı dinledik, efendimmm geldik ayın ikinci on gününe:

-İnanırmısınız bilmem, 11-12 Mayıs'ta dişe dokunur bir şey bulamadım..

Hey dostlar!! Var mı aranızda bu iki günden birinde doğan, doğuran, evlenen, ev alan, sevgili yapannnn?. Ayol ne oldu herkese?. Bu kadar mı bahar çarptı sizi. Sıcaklar bastı tabî, aklınız fikriniz tatilde..

Haksız mıyım?. 

Haa SBS'ye, PYBS'ye, PMYO'ya, AÖF'e... üff bitse de şu sınavlar kurtulsak'a mı hazırlanıyorsunuz..Ondan mı sessizsiniz?.

Tamam tamam sustum o zaman. Haydi siz çalışın dersinizi, ben gider 13 Mayıs'a takılırım.. Gitmeden, zihin açıcı bir şeyler ister misiniz?..



iki de karikatür:))



Çalışın, çalışın okul bitince işe gireceksiniz:)

-13 Mayıs 1277'de, Karamanoğlu Mehmet Bey:   "Bugünden geru divanda, dergahta, bergahta, mecliste ve meydanda Türkçe'den başka dil kullanılmayacaktır."
demiştir..

Birde 1981 yılında Ağca; Papa'ya Roma'da suikast girişiminde bulunmuştur.

-14 Mayıs'ta, Mektebi Şahane-i Tıbbiyenin açılışı(1839), İlk demokratik seçimlerin yapılması(1950) ve Varşova Paktı'nın kurulması gerçekleşmiş (1955).

-15 Mayıs 1919'da İzmir'in işgali var (göreceksiniz siz nasıl denize dökeceğiz sizi).

-16 Mayıs'ta Ata'm; Bandırma Vapuru ile Samsun'a doğru yola çıktı (1919)..


Bandırma Vapuru vira Samsun'a..

İki gün müsaade edin, geminin güvertesindeyim. Atam Samsun'da ve tüm Anadolu'mda izindeyim..

-19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal, Anadolu toprağı Samsun'a ayak basarak Milli Mücadeleyi başlattı.

Zafer ile çıktığımız Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşımızın ardından, Ulu Önderimiz bu günü Ulusumuzun tüm gençlerine:

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı olarak armağan etti.




-20-21-22-23'ü yazmak canım istemedi.. Yok şu öldü, bu tahta çıktı yazmak içimden gelmedi..

24 Mayıs için bomba bir haberim var..

Evleniyorum dostlar..

Ben evleniyorum, ben evleniyorum..



Ay ne güzel bir gelin olmuşum değil mi?. Tıpkı bir prenses gibi. Kendime bakmaya doyamıyorum. Haydi bir-iki  fotoğrafımı daha göstereyim sizlere, sizde hayran kalın güzel gelinliğime:))



Hep hayrandım ona..
Koca kadın oldum, o öldü, halâ hayranım ona.
Aaa bu arada biraz fazla mı abarttım ne.. Ben Grace kadar yaşlı değilim. Ama güzelliğim konusunda ufacık bir abartım bile yok. Hık demiş Grace'in burnundan düşmüşüm!!!!:))

Uzun sözün kısası, nikahtan sonra iki gün izin yaptım işte yine karşınızdayım(24 Mayıs 198.).

-27 Mayıs 1960, Ordu yönetime el koymuş. Askeri Darbe olmuş. Bu konu hakkında daha fazla konuşamam yasak. Saat geç oldu, yarına gitmem lazım, biraz sonra sıkıyönetim başlar..

Birde 27 Mayıs'da Nazmiye Demirel vefat etti (2013).  

-28 Mayıs 1960, Cemal Gürsel Devlet Başkanı olmuş..

Adana'nın güzel blogeri, Pembeesinti'nin de Sabri'si ile nikahı kıyılmış bu günde (28.05.2013 çok mutlu olun çocuklar).

Ve, ve, ve, ve...

-29 Mayıs 1453.

Orta Çağ bitti. Yeni Çağ başladı..

Fatih Mehmet Sultan Han, İstanbul'u feth etti (tabii daha o zaman adı Fatih değildi ıı.Mehmet Han).

Doğu Roma İmparatorluğu'nun, 1058 yıllık hükümranlığı sona ermiş.

Bu günden sonra İstanbul, Osmanlı İmparatorluğuna Başkentlik yapmıştır..

Daha iki gün yani 30 var 31 var biliyorum. Ama bunca Kahramanlığın bunca Çağları ve Ulusları ilgilendiren konuların üzerine başka söz söylemektense sizleri 'Muhteşem Mayıs' ayının, muhteşem bir gününde, muhteşem bir şehirin, muhteşem bir yapısı ve onun eşsiz tınısı ile baş başa bırakıyorum. 

Başka bir zaman diliminde, 

Başka bir mahpeyker (ay gibi parlak, güzel ay, güzel ay yüzü. Ben güzel ay anlamında kullandım.) buluşmasında görüşünceye kadar,

Başımız dik, adımlarımız ileri,

En büyük zenginliğimiz, bu Cennet Vatan,

Var mı bundan daha güzeli?...



Yanlış hatırlamıyorsam bu klip ile sizleri daha önceki yazılarımdan birinde de buluşturmuştum. Lakin şu güzel görüntüye, şu eşsiz hoş müziği dinlemeye doyamıyorum. Fetih gününe de bu görüntü nokta koysun istedim. Umarım beğenmişsinizdir...Teşekkürler Can Atilla... 


Foto'lar netten.. 
  

          

25 Mayıs 2013

GECENİZE GÜZELLİK KATSIN...AİLE OLMAK BÖYLESİNE MUHTEŞEM BİR ŞEY İŞTE...





Ben gittiğimde yeni evli genç bir çifttiler..

Şubat soğuğunda hanımefendi daha az çıkıyordu, serin sulu balkonuna..

Çoğunlukla yatak odasında dinleniyor, bazen oturma dubasından etrafı seyrediyordu..

Meğer hamileymiş kendileri:))

Altı sevimli bebeciği olmuş.. Evelki gün akşam, mahalleliye göstermeye çıkarmış bebecikleri..

Karı-Koca birlikte, güzel güzel ilgilenmişler minnaklarıyla..Yüzme dersi vermişler onlara.

Sonunda da öğretmişler yüzmeyi. Gerçi bir tanesi sürekli düşüyor, yan yatıyormuş ama yine de becermişler minişler bu ilk yüzme işini..

Anneyi, babayı gagasından öpüyor, en kısa zamanda ziyaretlerine giderek  bebeciklerin her birine birer paket tatlı kraker atmayı kendime borç biliyor, sağlıklı, mutlu, güneşli nice günlerde yüzmelerini can-ı gönülden diliyorum.

Sevgilerimle..




Times River/LONDON

23 Mayıs 2013

HEPİNİZE AYRI AYRI BİNLERCE KEZ TEŞEKKÜR EDERİM...BU YIL YİNE OSCAR' a ADAYIM:)





Hani; biri elimden tutarda birincilik platformuna çıkabilir miyim?,

Hani; ömrümde hiç giymediğim uzun kuyruklu bir gece elbisesini giyer de aranızda salınır mıyım?,

Hani; bütün oyları, alkışları, ödülleri ve öpücükleri alır mıyım?. 

Bilmem!..

Bunu bilmem, bilebilmem imkansız.

Bildiğim tek şey var, beni çok onore ettiniz yine..





2012 yılında teveccüh gösterdiniz, ''En Hüzünlü Blog'' adayı gösterdiniz ve oylarınızla da ''En Hüzünlü Blog Star 2.'si'' olarak seçtiniz..

KEDERLERİMİ SEVDİRDİNİZ BANA.. HÜZÜNLERLE OLGUNLAŞTIRDINIZ BENİ..

Bu yıl yarışma tekrar düzenlendi. 30 Mayıs 2013 akşamı oylama sona eriyor..

62 Blog Star Adayından biri Yaz Yağmurları..

34 BBM Blog Star Adaylarından biri de ben..

37 En Duygusal Blog Adaylarında da varım,

38 En Güvenilir Blog Adayı içinde de bana yer vermişsiniz..

Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim...

Binlerce kez Teşekkür Ederim.

Kazanmış kadar oldum. Teşekkür ederim..


Artık oy sandığından çıkmışım, çıkmamışım önemli değil. Önemli olan sizlerin beni seviyor olmanız.

Aday gösterilecek kadar, hemde 4 kategoride Aday gösterilecek kadar sevilmek, benim için çokkk mutlu bir olay..

Sağımdaki, solumdaki, bazende yanı başımda ki insancıklardan, en yakınımda dostum ve arkadaşım sandıklarımdan sonra, ilaç gibi geldiniz bana..

Üstüme basarak, yüzüme gülerek, iyi niyetimi kullanarak; iş-güç sahibi olanı mı ararsın, makam mevki elde edeni mi, borç bulup ödemeyeni mi?...

Hatalarımı örtmeyen, özürlerimi kabul etmeyen, kendi hatalarını ise hata olarak görmeyen onlarca insandan sonra derman oldunuz, dost oldunuz yüreğime..

Beni görmeden, nerede çalışırım, ne iş yaparım, nerelerde eserim, nerelerde gezerim..Bilmeden, tanımadan, yan yana olmadan sahiplendiniz beni;

TEŞEKKÜR EDERİM...     



Oylama için aşağıdaki linke uğramanız yeter. Sadece benim için değil tüm Adaylarınızı güçlendirmek için, şevk vermek için :)
 http://bloglarmahallesi.com/BlogStar/#.UZ4doqLIY08





17 Mayıs 2013

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -44




Ana Kokusu.. -44




Düşünün ki şu pisicik gibi; daha hiç sırt üstü, ağzım yarı açık, mışıl mışıl uyumamışım. Üstümde ana eli, yatağımda ana kokusu hissetmemişim..

Hep teyakkuzda, hep teyakkuzda..Yok yok! bazende ıslak bir uykuda, dayak yeme korkusuyla sinmiş durumda yatağın bir ucunda.. Ya uyur kalırsam, ya yine yatağı ıslatırsam ( ki çoğunlukla ıslatıyorum bazen üşüdüğümden, bazen fare korkusundan), ya babamın tuvalete  ineceği zamanı kaçırır da yalnız başıma aşağı inmek zorunda kalırsam, ya ya ya... mışıl mışıl uyumamak için birden çok neden..


***   

Mahkemeden çıkışta neler oldu, neler yaşadık hatırlamıyorum bile. Saadet annem ve Kamil babam da bize geldiler. Birkaç gün kalıp gideceklermiş. 

Onların ellerini tutarak yürüdüm sokakta. Arap Fırını'ndan gevrek ve kumru aldık. Sıcak sıcak.. 

Babam çok mutlu, gözlerinin içi gülüyor. Artık resmen bir kızı daha oldu çünkü..Ben çok mutluyum, yeni annemle babamın elini tutuyorum..Eski annem mutsuz gibi. Yada bana öyle geldi..

Evimizi hatırlıyorsunuz değil mi?. Küçücük, eski ama bizim evimiz..Oraya doğru gidiyoruz hep birlikte.


Mimar olaydım daha güzel çizerdim. Anlattığım yaş dilimi ile şimdi ki zaman arasından tam 43-44 yıl geçti. Kapının yerinden, divanın, elektrik düğmesinin vs. yerine kadar her şey ama her şeyi daha dün gibi hatırlıyorum..  
Hayatım değişmiş meğer bu gün. O güne kadar soyadım K.... iken, şimdi B.......... olmuş. O güne kadar annem, babam bildiğim insanlar; asıl bu gün olmuş annem ve babam..O güne kadar kimi zaman zaruretten (kaybolmayayım yada kendisine destek için) tutulan elim; bu gün nasırlı, kırışık, sert ama sıcacık bir ana avucunun ortasında..

Evimize varıp alt kattaki odaya attığımızda kendimizi, baya bi yorulmuş olduğumuzu hatırlıyorum. Babalarım sohbet ederken, annelerim mutfağa geçip yemek hazırladılar. Galiba öğlen ile ikindi arası bir saat olmuştu. Yemek faslı bitince Kamil babam:

*Dayı, ben bi Basmane'ye gidiverip geleyim. Çuvalları Fevzi Bey amcanın dükkanına bıraktık. Mahkemeye gücünle (zor) yetiştik. Peynir, yağ, yoğurt bozulmasın.

Konuşma hemen dikkatimi çekti, çünkü Basmane ismini daha öncede duymuştum. Pek çok kereler hemde. Peki ilk ne zaman duymuştum?. Yoksa okumayı sökünce bir yerden kendi mi okumuştum?. Amann neyse..

Naim babam:

*Birlikte gidelim. Hem Fevzi beyi görmüş olurum, hemde birlikte taşıyalım getirdiklerinizi ağırdır şimdi.

Babamlar kalktı gitti. O gün daha sonra nasıl geçti, babamlar gelene kadar ne yaptık pek hatırlamıyorum. Bu arada Fevzi bey amcadan bahsedebilirim ama.

Fevzi bey amca, karısı Fikriye hanım,  isimlerini bile hatırlamadığım oğlu ve kızı ile bize oldukça yakın olan, alt mahallede oturuyorlardı.


Fevzi beylerin evi civarı. Göztepe'ye taşınmadan önce..
Zaman zaman akşam yemeklerinde bile görüştüğümüz bu aile; babalarımın hemşerisi imiş (Aynı ilin, değişik ilçe veya köylerinden olana hemşe(h)ri deniyormuş. Bunu da öğrenmiş oldum babama sormuştum). Acılı Arabaşı Çorbası, Üzümlü Pirinç Pilavı, Salçalı Köfte. Fikriye hanım teyzenin çok güzel yaptığını bildiğim, unutamadığım lezzetler olarak kaldı hafızamda..

Fevzi bey amcanın oğlu biraz hayırsız, söz dinlemez, okulu terk etmiş, babasının korkusu ile onun yanında çalışan ama fırsat bulduğu tüm zamanlarda kaytaran, işi savsaklayan, kız arkadaşları ile dolaşan bir gençti. Kızı ise ortaokula gidiyordu ve bir yandan annesi tarafından hamarat bir ev kızı olarak yetiştirilmekteydi.


Caminin önünde sola dönen o iki otobüsün orada uzun bir taş duvar var Basmane Garının cadde üzerine bakan duvarı. Aşağıdaki fotoğraf gar içinden o taş duvarın şimdilerdeki halini gösteriyor.
Bu duvar cadde boyunca ilk büyük kavşağa kadar sürüyor, duvar dibinde onlarca dükkan bulunuyordu benim çocukluğumda. Bakkallar, erkek berberleri, oyuncakcılar en çok da saatçiler. Çeşit çeşit saatler. Guguklular, sadece sallamalı saatler, yarı modern duvar saatleri ve onlarca çeşit kol saatleri..
          


Saatçiydi Fevzi bey amca. Basmane duvarında küçük bir dükkan. Saatlerini rahat rahat teşhir edebileceği büyüklükte, küçük bir dükkan..

Fevzi bey amca; tabi anlatanların yalancısıyım derler ya! işte ondan; bana annemden, ablamdan, onların sözünden, aklından çıkmayan komşularından da önce kazık atan ilk insan.. İlerde yeri geldiğinde anlatmak üzere tipini de tarif edeyim babalarımı karşılamak üzere kapının önüne gideyim: 
Bu kadar çok benziyordu Öztürk Serengil'e

Ve hamarat, bilmiş karısı, bundan daha fazla benzeyemezdi yaşayan birine. Aynı topuz, suratında aynı bu ifade, dudaklarında aynı ruj taaa o zamanlar bile..

Babamlar geldi..Elleri kolları dolu. Triporter ile geldiler. Bilirsiniz, üç tekerlekli motorlu yük taşıma aracı. Her şeyleri eve taşıdık. Bayağı da yorulduk. 

Akşam yemeğini, daha sonra ne kadar oturduğumuzu hatırlamıyorum. Hatırladığım, yeni annemle babama üst kattaki balkonlu oturma odamıza çıkıp yer yatağı kurduk. 

Babam, babamın gözüne, annem annemin ağzından çıkacak sözüne pür dikkat durumda!!

Babacığım her zamanki sakin ve sevecenliği ile:

*Sizin yanınızda yatsın bu gece çocuk. Gelin özlemiştir senelerdir..

Annem biraz gergin;

*Siz üstünüzü çıkarana kadar çişini yaptırıp salarım yanınıza diyor.

Annemle aşağı indik. Mutfak kapısından içeri girer girmez tuvalete soktu beni ve kapıyı kapattı. 

Eyvahh eyvah!..

Bir şeye mi kızacak. Genelde mutfak kapısının arkası benim sopa yeme mekanımdır da. Kapı kapatılır, sopa çıkarılır. Ama tüm bunlar gündüz olurdu. Gece dövmezdi annem beni. Babam varken, çok kızarsa bana usulca kolumu cimciriverir. Ama dövmez. Şimdi ne oldu ki?. Altıma da işemedim..

Tuvaletten çıktığımda annem tembih ediyor:

*Sakın yatağa işeyip başıma iş çıkarma. O yatağa muşamba sermedik. Sakın annene babana bişey söyleme, beni dövüyorlar, bana kötü davranıyorlar falan dersen ben sana yapacağımı bilirim onlar gidince.

*İşemem anne, hiç bir şey demem anne..

Yukarıya çıktım. Kendi yatağımdan pazen pijamalarımı aldım giydim. Yeni annemle babamın yattığı odaya gittim. İkisinin arasına yattım.

Bir elimi babama, bir elimi anneme uzattım. 

Daha önce babamın yanına yatmıştım, şimdi ise yeni annemle ve yeni babamla beraber yatıyorum. Bu ne kadar güzelmiş.

Sıcacıktı.

Çok değişikti anne baba arasında yatmak.

Sıcacık değil, sımsıcacıktı onların arasında yatmak...

Yumuşacıktı, kupkuruydu yatak.

Babam biraz mis gibi kokuyordu, birazda ter.

Annem; 

Toprak gibi kokuyordu, 
Un gibi kokuyordu, 
Süt gibi kokuyordu,
Yoğurt gibi kokuyordu, 
Koyun gibi kokuyordu, 
İs gibi kokuyordu, 
Yaprak gibi kokuyordu, 
Meyve gibi kokuyordu, 
Gevrek gibi kokuyordu,
.........
Sabun gibi kokuyordu,
Mis gibi kokuyordu,

Anne gibi kokuyordu.
Annemmmmmm gibi kokuyordu..




Kuzulu koyun gibi, süt gibi, anam gibi...

Un gibi kokuyon anam, ekmek gibi, niğmet gibi..






Not: 1. bölümden itibaren, başlığın altındaki bölümde HATIRALARIN AYAK İZLERİ'nin tüm bölümleri yer almaktadır.









16 Mayıs 2013

REGAİB KANDİLİMİZ MÜBAREK OLSUN...








Bu gün kalplerin ve gönüllerin doyduğu gün. 
Bu gün durup düşünmenin, geçip giden hayatımızı değerlendirmenin ve gönülden yalvararak ruhumuzu tövbe ile arındırmanın günü.

Bu gün nefsimize dur, arzularımıza yeter artık demenin günü.
Bu gün kurtlarla, kuşlarla, çiçeklerle, otlarla birlikte kısacası yaradılan her canlının, YARADAN'a şükretme, dua etme, lütfuna, affına sığınma günü..

Bugün; mübarek üç ayların ilk kandili 'Regaib' kandili.





Diyanet İşleri Başkanı'nın geçen yıl yayınladığı Regaip Kandili mesajının oldukça açıklayıcı olduğuna kanaat getirdiğimden yayınlıyor, 

Hepinizin mübarek üç aylarınızı ve mübarek Regaip Kandilinizi kutluyorum..
VuslaT...


Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan gece, büyük bir imkân ve fırsat mevsiminin; rahmet, bereket ve mağfiret ikliminin habercisi olarak gelen mübarek Regaib Kandili’dir. Bu gece, manevî iklimi ile benliğimizi kuşatan, gönüllerimizi ferahlatan üç aylara ulaşmanın mutluluğunu inşallah bir kez daha yaşayacağız. Bu gece aynı zamanda Kur’an ayı Ramazan’ın müjdecisidir.

Üç aylar, içinde Sevgili Peygamberimizin (sas) İsra ve Miraç mucizesini yaşadığı Miraç, Şaban ayının ortasına denk gelen Berat ve Ramazan ayının son on günü içerisinde yer alan ve Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başladığı gece olan Kadir gecesinin bulunduğu değerli zaman dilimleridir.

Üç aylardan Recep ve Şaban, bizleri ruhen ve bedenen Ramazan’a hazırlar. Bu sebeple Resûl-i Ekrem (sas), Recep ayı girdiğinde, “Allah’ım! Recep ve Şaban’ı hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan’a ulaştır!” diye dua etmiş ve üç ayları sevinçle karşılamıştır.

İdrak edeceğimiz Regaib, arzu, istek, emel ve tutku anlamlarına gelmektedir. Regaib, diğer bazı kandillerimiz gibi tarihte yaşanmış bir gecenin sene-i devriyesi değildir. Regaib, geleceğe yönelik arzu ve isteklerimizi, emel ve tutkularımızı gözden geçirme imkânı veren mübarek bir gecedir.

Modern zamanlarda insanoğlunun en büyük sorunlarından birisi hiçbir arzusuna gem vuramaması, isteklerini dizginleyememesi, tutkularını terbiye edememesi, özellikle güç, servet ve şehvet tutkusunu frenleyememesidir.



İşte Regaib Kandili, bitmek tükenmek bilmeyen arzu ve isteklerimizin, bizi esir alan aşırı tutkularımızın ve bütün bu arzular doğrultusunda ortaya koyduğumuz çaba ve gayretlerimizin muhasebesini yapmamız için Rabbimizin her yıl bize lütfettiği mübarek bir gecedir.

Regâib gecesi için referans olarak verilen İnşirah suresinde, insanın gönül ferahlığını yakalaması ve zorlukları yenmesi ve üzerindeki boyundurukları atması için, “Rağbetiniz sadece Rabbinize olsun” (İnşirah 7) buyrulmuştur. Dolayısıyla Regaib, arzu ve isteklerimizi, emel ve tutkularımızı, rağbetlerimizi iyiye, doğruya, güzele, faydalı olana, regaibimizi Rabbimize yöneltmek, bütün işlerimizi Cenab-ı Hakk’ın rızasına uygun hâle getirme çabasıdır. Zira kalplerimizin inşirahı, yüreklerimizin huzuru, gönüllerimizin neş’e ve sevinci ancak bu sayede mümkündür. Aynı şekilde bellerimizi büken günahlarımızdan, hata ve kusurlarımızdan, sinelerimizin ağır yüklerinden kurtulmak, şanımızı yüceltmek, güçlükleri yenmek ve işlerimizi kolay kılmak için de rağbetimizin daima Rabbimize yönelik olması gerekir.


Cenab-ı Hakk’ın engin rahmetine, ilahî lütuf, inayet, ihsan ve ikramlarına mazhar olan bu mübarek gün ve gecelerde kendimizi yeniden gözden geçirelim. Günah ve hatalarımızla yüzleşelim. Nefis muhasebesi yapalım. Din-i mübin-i İslâm’ın manevî ikliminde gönül huzuru, istikamet ve öz güven kazanmaya çalışalım. İhtiraslarımızı dizginleyip menfaat ve çekişmelerden uzak duralım. Kendimizden ve aile fertlerimizden başlayarak bütün akraba ve komşularımıza varıncaya kadar toplumun tüm kesimleri arasında sevgi, saygı ve hoşgörü ortamının kurulması, birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin güçlenmesi, insanî ve ahlâkî meziyetlerin yaygınlaşması için azami gayret gösterelim. Bu kandil vesilesiyle bir kez daha hatırlatmak isterim ki geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı, eğitim-öğretimin sona ermesinin ardından Başkanlığımızca düzenlenen yaz kurslarında güzel dinimizi, Kur’an-ı Kerim’i ve Sevgili Peygamberimizi (sas) öğrenmeleri için sunulan imkânlardan istifade ettirelim.

Bu duygu ve düşüncelerle başta ülkemiz olmak üzere gönül coğrafyamızda yaşayan soydaş, vatandaş ve kardeşlerimizle birlikte bütün İslâm âleminin mübarek üç aylarını ve Regaib Kandili’ni tebrik ediyor; bu vesileyle bilhassa İslâm dünyasında akmaya devam eden kanın bir an önce durması; insanlığın ortak huzurunu tehdit eden terör, şiddet, savaş ve düşmanlığın yerini barış ve huzura bırakması; rağbetlerimizin iyiye, güzele ve doğruya yönelik olması ve bu aylarda yapacağımız ibadet, dua ve yakarışların kabul olması için Cenâb-ı Mevlâ’ya niyaz ediyorum.
                                                                                                            Prof.Dr.Mehmet GÖRMEZ