konfeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konfeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -6


En güzel gelin.. -6

Duygu eniştem, annem, yanındakini hatırlamıyorum ama galiba Şadiye hanım teyze. Ablam, kayınvalidesi Müzeyyen hanım teyze, onun ablası Fikriye hanım teyze ( şarkıcı SevimTuna'nın manevi annesi Fikriye veya Zekiye teyzelerden biriydi.) ve en büyük (adını hatırlamıyorum) teyze. Oturan duvaklı çocuk kim bilmiyorum, ortadaki çocuk Sevgi ablanın kızı ve hatıraların sahibi küçük maymun.
Ayaktakiler: Yılmaz bey eşi Sevgi abla, yanındaki Sevinç abla, orta yaşlı hanım ve eşi Müzeyyen hanım teyzenin ortanca ablası ve eniştesi. Ablamın tam arkasındaki kayınpederi Fadıl bey amca, sevgili Babam (Naim Büyükyazıcı), beyaz gömlekli ve yanındaki annemin akrabasıydı sanırım, takım elbiseli beyi hatırlayamadım. Yan yana üç genç kız eniştemin yeğenleri (onlarında isimlerini unuttum)

Evde bir telaş, bir telaş. Gülseren abla bizde, Havanım teyze bizde. Daha bir iki kişi bizde. 
Bir yandan camlar siliniyor, halılar siliniyor, divan örtüleri çırpılıyor. Diğer yandan börekler açılıyor, tatlılar yapılıyor, sarmalar sarılıyor.
Çocuklar ayak altında dolanmasın diye reçel-ekmek dilimleri ellerinde kapının önünde oynamaya çıkarılmışlar. Ben kapımızın dibinden ayrılmıyorum. Anlamaya çalışıyorum ne olacak, ne bu telaş.
Misafir gelecekmiş. Ablamı istemeye. Annem anlatırken duydum: bugün isteyecekler kızı Gülseren. Babası da bende daha fazla hayır diyemedik diyor. Bu gece isteme ve söz yüzüğünü takma olacak artık.
Mutfaktan çok güzel kokular geliyor. Pencereler ve kapı açık. Eve koku sinmesin diye. Akşam yemeğini erken yedirdiler bize. Nerminler, Nesrin, ben hepimiz Gülseren ablalara çıkarıldık bu gece . Orada oturmamız gerekiyormuş. Bende bu gece Gülseren ablalarda kalacakmışım. Niye misafirlerin yanında olamıyorum. Böreklerden, sarmalardan, hele hele kalbura basmadan niye yiyemiyorum. Hatırlamıyorum.
Onlarda kaldığımı, ne zaman uyuduğumu, yani o gecenin devamını hiç hatırlamıyorum. 
Bir zaman sonra bizim eve sık sık, sarışın bir kadın (çok neşeli, güler yüzlü ve annemden daha şişman galiba) ile uzun boylu, kıvırcık saçlı bir adam gidip geliyor. Müzeyyen hanım teyze ve kocası Fadıl amca. Müzeyyen hanım teyze çok tatlı. Benim yanağımı okşuyor, saçımı okşuyor, ara sıra eğilip öpüyor. Annemden daha çok seviyor sanki beni. Gel bakalım Çitlenbik al sana şeker diyor. Fadıl amca sert biraz. Yok yok sert değil. Oda başımı okşuyor.

Çitlembik (bir diğer adı Menengiç. Kahvesi de yapılan Menengiç.) 

Müzeyyen hanım teyzenin büyük kızı evli Sevgi hanım ve eşi Yılmaz (yanlış hatırlamıyorsam) bey, Sevgi hanımın ikiz erkek kardeşi Duygu ağabey ve en  küçük kız kardeşleri Sevinç abla sık sık ablamı da alıp çarşıya gidiyorlar.Bir gün Lozan Meydanı  na yakın Demirspor Lokaline gittik. Ablam yoktu yanımızda. Lokalin sıra sıra palmiye ve manolya ağaçları ile kaplı bahçesi çok güzeldi. Havuzun etrafına masalar, sandalyeler yerleştirilmiş, renk renk akşam sefalarının, yasemin, gül, ful ve erguvanların kokuları mis gibi geceye ayrı bir güzellik, şıklık katıyordu.. 




Ablamın elbisesi  şu maviye benziyordu. Ama onunki krem renginde ve yaka işleri beyaz inciler, yeşil yapraklar ve rengarenk boru boncuklarla işlenmişti.
Etrafta çok renkli ve güzel giyinmiş ağabeyler, ablalar, şirin çocuklar neşe ile dolaşıyor, herkes nişanlanacak gençler hangisi diye birbirine soruyordu. Ablam, topuz yapılmış saçları, lame ayakkabıları ve yakası işli beyaz elbisesi ile prensese benziyordu. O beni çok sevmezdi ama ben onu çok seviyordum o zamanlar. Nişanlandı ablam ve Duygu ağabey o gece. Artık bir ablam, bir Duygu eniştem, bir annem, birde babam var. Plastik bebeğim ve renkli bileziğim de duruyor.
Telaşlı, koşuşturma ile çarşı pazar, mağazaların birinden çıkıp birine girmeli günler çok çabuk geçti. Gene Demirspor Lokaline gidiyoruz. Bizimkiler çok üzgün görünüyorlar. Annem sık sık ağlıyor. Ablam genemi nişanlanacak acaba. Bana beyaz saten bir elbise giydirdiler. Üstünde dantel asma dalları kabartmaları olan, yer yer pul işlenmiş beyaz bir elbise. Başıma tül taksam gelin çocuk olacağım. 
Çok güzelim.
Herkes işte gelinin küçük kardeşi bu diyerek seviyor beni.
Çok güzelim. Çok güzelim. Çok güzelim.
(Maymun değilim, çok güzelim
Ben bu akşam çok güzelim. maymun değilim çok güzelim).
Bahçede bir-iki tane daha gelinlik giymiş çocuk var. Onların duvakları olduğundan benden daha güzeller. Azıcık kıskandım herhalde.Üzüldüm benim duvağım yok diye. Az sonra da Ablam ve Duygu eniştem, mumlar tutan gençlerin kollarının altından, konfetilerin arasında, güzel bir müzik eşliğinde bahçeye girdiler. Ablam gelin olmuş. Bu onun düğün gecesi ve annem ondan ayrılacağım diye ağlayıp duruyor. Ablama çok kızdım. Annemi ağlatıyor diye. Üzüldü annem, ya üzülünce benim kolumu çimdiklerse. Her yaptığıma kızarda bana bağırırsa. Yo, bu akşam kızmaz bana. Çünkü şimdi aklı ablamda. Hem babam var. Canım babam. Bana kimsenin kızmasına müsaade etmeyen babam. Beni çok seven babam. Bende onu çok seviyorum.
Ablam evleniyor, limonatalar içiliyor, kuru pastalar yeniyor. Herkes çok mutlu. O anda ömrümde gördüğüm (kaç yıllık ömrümü hatırlıyorsam...) en güzel gelin ablam diye düşünüyorum. Yanılmışım. Yanılmışım. Yanılmışım.
Şimdi düşünüyorum da; o günden, bugüne kadar gördüğüm en güzel gelin başka biri.. En güzel gelin ve benim için en özel gelin bir başkasıydı..


                                                                                               .../..

12 Ocak 2012

EYLÜL'de GEL DEMİŞTİN. BEN GELDİM, SEN YOKSUN.:(

Bu hikaye de gerçek çokmuş, şimdi hayatta olmayan birinin anlattığına göre:
-Ankara'da Ulus Anafartalar Caddesi Zincirli Cami hizasında dizi dizi dükkanlar sıralanmaktaydı çok uzun zaman önce. O dükkanlardan birinde bir eczane vardı. G... Eczanesi. Sahibide S... muydu ne yanlış hatırlamıyorsam. Eczacının bir kızı varmış güzelmi güzel. Ama hayta bir delikanlıya gönül vermiş hemencikte evlenivermiş. Farklı iki din bir yastıkta birleşmiş. Delikanlı hem topçuymuş hem popçu. Kayınpederinin baya bi parasını yemiş şarkı söyleyeceğim diye, top peşinde koşacağım diye. Hukukta okuyormuş, okulu bırakır bırakır İstanbul'a kaçarmış. E bu git gellerin birinde de baya bi ünlenmiş.
Bitirmiş güç bela Hukuk fakültesini, lakin hiç giymemiş avukatlık cüppesini.
O şarkı söylermiş, güzel güzel.
'Dağların Arkasında Yar' dermiş bazen, bazen de 'Durdurun Zamanı' dermiş. Kimi zaman 'Fabrika Kızı' nı anmış, kimi zaman 'Gözlerin' e bakakalmış.
O en çok liseli aşıkların diline 'Eylülde Gel'i marş edivermiş.
'Eylülde gel'i bilmeyen, 'Eylülde gel'i dinleyip hüzünlenmeyen aşık mı var bu diyarlarda?..

Tatil geldiği zaman
Ağlarım ben inan
Gidiyorsun işte
Arkana bakmadan
Nasıl geçer bu yaz
Ne olur bana yaz
Sen sen sen
Sen bir ömre bedel
Yok yok yok
Gitme gitme gel
Eylülde gel (3)

Okul yolu sensiz
Ölüm kadar sessiz
Geçtim o yoldan dün
İçim doldu hüzün
Yapraklar solarken
Adını anarken
Bekletme ne olur
Gelmek zamanı gel
Yok yok yok
Gitme gitme gel
Eylülde gel (3)

Eylülde gel Eylülde okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim gireyim koluna
Görenler dönmüş hem de mutlu diyecekler
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi
Yaprak dökecekler (3)
Bir gün gittin Ankara'dan.
Bu hikayeyi anlatan sevmezdi seni,
Bıraktın diye bir güzeller güzelini.
Bütün aşıklar okul yolundaydı,
Birçok aşk, gitti o konfeti yağmuruna. 
Ben de geldim.
Sen yoktun..
İstersen bir sonraki Eylülde Gel...

  İmza:VuslaT