güzel günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güzel günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2013

BENİ BÖYLE SEV SEVECEKSEN...KALBİM SENİN GİR GİRECEKSEN..



Siyah bir Kuğu, çok zarif hareketlerle suyun üzerinde ilerlerken, bir yandan da bana seslendi:

-Sen Kimsin?..

*Ben kimim?.

Hani dalları çatal çatal, V gibi gökyüzüne doğru uzayan ağaçlar var ya, hani yeşil ile sarının karıştığı yapraklar etrafı sarar sarmalar ya, hani azgın dalgalar yalnız, ıssız bir sahilde homurtusu ile içimize korku salar ya, hani bir kedi, bir serçe, bir aciz canlı yağmurda saçak altında büzülür kalır ya işte ben de her şeyden biraz, arzuları bin parça olmuş bir insanım..  



Ben bir hayalperestim..Beş dakikada beş değişik hayal kurabilecek kadar. Onlarca karaktere bürünüp, kendime gülecek, kendime üzülecek, kendimi hayranlıkla seyredip, sonra da beğenmeyip uyanıverecek kadar hayalperest..

Biraz sinik, biraz silik, biraz pısırık. Çivi gibi çakıldığım, hep bir kenara fırlatıldığım günlerin izleri galiba bu pısırıklığım..

Yardım etmeyi seviyorum, yardım almayı sevdiğim kadar. Gülmeyi seviyorum, ağlamayı sevdiğim kadar.

Bunlar gibi daha çok şey var; ben kimim sorusuna cevap.. Lakin bir de 'Kişiliğin' sorusu var. Beni böyle sev seveceksen, girme ömrüme, girme gönlüme ne dertliymiş bu diyeceksen.. Birkaç paragraf daha bekle, kişiliğimi öğrenmek istersen.



Siyah Kuğu'dan bir soru daha var:

-Blog adın nereden geliyor?.

*Bilinç altımda bir tıpırtı sesi var.

Tıp, tıp, tıp. Tıptıptıppp.

Yağmur damlacıklarının sesi. Hayat seslerinin kulağımda, beynimde, ruhumda ilk yer bulanı. 

Loş bir oda. Çıtırtılarla yanan bir soba. Tiz bir ses çıkararak kaynayan soba üstü aksesuarı; güğüm. Yeşil ve portakal rengi çizgilerle, halkalarla dokunmuş iplik bir perde. Rüzgarın şiddeti ile sallanan ağaç dallarının sesleri. Ama en belirgin ses:

Tıp, tıpp, tıppp.

Her gözlerimi kapattığımda, pastırma sıcakları, yazın son yağmurları ile sonbaharın buluşma anı. Yeşil ile sarının kaynaşma zamanı. Islak toprak, yeşilin içindeki yalnızlığa dikkatli bak..



İşte bu nedenle 'Yaz Yağmurları'. Yazın; güze kavuşma zamanı, vuslat zamanı, yağmur zamanı.

Hem yeşili hiç sararmayan bir hayat var içimde, hem hüznü her daim yeşil coşkusunda sarı-bakır sonbahar. Her iki durumda da yanaklarımda bol bol rahmet var.. 



 Bir soru daha geldi. Siyah Kuğu:

-Blog açmaya nasıl karar verdin? dedi.

*Güzel Günler ve benim büyük Afet-i Devran:) tanıştırdı(küçük kızım da ayrı bir Afet-i Devran:) kızlarıma takılıyorum işte böyle. Herkesin evladı çok güzel eminim..) blog'lar dünyası ile. Sana bir blog açalım sen yaz biz okuyalım dediler. 


O ne ki? dedim. Blog açmak ne? işte bu kadar cahilmişim ya da ilgisiz. Sadece kendi işim ile ilgilenmek, gazete-kitap okumak, bol bol çalışmak tüm vaktimi alıyordu ne de olsa!.. Zamanım yok, ben öğrenemem, teknoloji özürlüyüm vs.. bin tane mazeret sıraladım. 

Bir yanım da açsınlar, yaparsın, eğlenceli olur, öğrenirsin vs.. diyordu ki:

Yaz Yağmurları doğdu.. İyi de oldu..



Siyah Kuğu'm sesleniyor bana:

-Kişiliğin?..Kişiliğini anlat biraz da bana.

*Ne desem ki Siyah Kuğu'm. Sana kendimi nasıl anlatsam. Önce Akademik tarif edeyim bari:

Bir insana ait, ona özgü, belirgin tinsel (manevi) ve ruhsal niteliklerin, toplumsal yaşamın içinde edindiği alışkanlıkların tümü ise 'Kişilik', bu tanıma deniyorsa şayet, öyleyse ben aynen şunlara benziyorum:




Çakıl taşları..
  
Masmavi bir gökyüzü, her an hareket eden, oradan oraya savrulan bembeyaz bulutlar. Bazen hırçın, deli dalgalar. Bazen sakin, yumuşak başlı, pısırık kıpırtılarla sahili okşayan derya deniz..

Bazen yuvarlak, bazen köşeli, bazen dümdüz sıradan. Bazen küçücük kalmış, ufalanmış. Bazen kocaman, sert, her şeye kafa tutan.

Beyazım, siyahım, sarıyım, kırmızıyım, yeşilim ben galiba biraz deliyim http://yazyam.blogspot.com/2012/01/ben-neymisim-be-abi.html?showComment=1377074286970#c5299604068094393717.. Ben neymişim be abi:)) 




Sahildeki çakıl taşlarına benziyorum dedim ya hani..

Yaşam alışkanlıklarım çok çeşitlidir yani.

Beğenilerim, zevklerim değişken..

Ben asla yalan söylemem, ben asla kimseyi atlatmam, ben asla şunu yapmam, bunu etmem, şuna inanmam, bunu onaylamam vs..'leri diyemem.. Şartlar ne gösterir bilemem..

Çok temel prensiplerim dışında güncelleyebilirim kendimi, kim bilir belki de güncelleyemem. Şimdilik bilmiyorum..

Temel prensiplerimin içinde kimsenin malına, mülküne zarar vermemek yani hırsızdan, arsızdan uzak durmak var. Para ile iş takibi yapmam. Yardımın para alınanı olmaz. Dedikodu yapmıyorum diyene inanmam, herkes ufak tefek pembe dedikodu yapar ama kara çalanı, insan yaşamını rencide edeni gerçekten yapmam. Kıskançlık başkasının veya kendimin yaşamını zehir edecekse öte dursun Kişiliğimden. Her türlü katliama karşıyım. Can alan caniye yani..

Can verene taparım, laf söyletmem, ibadetimin eksiği benimle onun arasında. Bir tek kul hakkını ve şirki affetmeyeceğim bunun dışında sadece bana ibadet et ve benden af dile dediyse kul hakkını yememeye çalışır ondan başka 'Yaradan' olmadığına yüzde sonsuz milyon inanırım..

Arkadaşlığı severim, fedakarımdır. Çok ufak tefek şeylere kırılmam lakin birine kırıldıysam, sildiysem onu gönlümden bir daha asla eskisi gibi sevmem, sevemem. Aynı değeri veremem.

Hüznü sevdiğim kadar espiriyi, coşkuyu, gülmeyi de severim. Ben yapamasam da komedi var hayatın birçok yanında.

Cahilim, her şeyi bilen değilim ama öğrenmeyi severim. Yeni şeyler öğrenmek, hayatı yeniden yeniden keşfetmek gibi bir şey.

Giyinmek, süslenmek, püslenmek, alışveriş yapmak her kadın gibi beni de cezb eder ama ruhi durumum iyiyken. Birçok kişi aksine iyi hissetmek için değil, iyi hissettiğim zaman keyifli şeyler yapmak isterim. Bu nedenle kilolarımı verene kadar cezalı birçok yerimde ki yağlı tabakalar.

Gezmek, görmek, öğrenmek, bilmek, el vermek, el almak, biriktirmek, bakmak kişiliğimin alışkanlıklarım diğer kısmı..



  

Yaklaştı yanıma, salına salına:

-Hoşlandıkların? dedi.

*Önce; çocuklarım, canım yavrularım.
  Sonra; Yaşamak, yaşamak, yaşamak..

En umutsuz olduğum anda, zihnimin karanlık bir noktasında buluvermek umudu, ışığı, mutluluğu, huzuru.

Hayata dair ne varsa severim ben. Renkleri, güzel kokuları, doğayı, manzara seyretmeyi her şeyi.. En büyük sevgim, hazzım, beğenim iki güzel sevgilim.



 -Ya Hoşlanmadıkların?..

*Kendimm. Evet kendi sinirli halim. Çabuk parlayan halim. Yıpranmış sinir sistemim.

Kinciliğim. 

Çok kızdığım, çok kırıldığım birine duygularımı ifade edememe huyum ve kendi kendimi yeme huyum.

Hayır'sızlığım. Lügatımda ki bol 'Evet'ler, olmayan 'Hayır'lar.

Nankörler.. Çıkarcılar.. Ve Allah'ın yarattığı binlerce güzellikleri görmeyenler, hep daha fazlasını isteyen Aç Gözlüler..



Gördünüz Kuğu resmini (fotoğraf aslında), anladınız değil mi yeni sorunun geldiğini?.

-En çok sevdiğin makyaj malzemen?.

*Makyaj yapmayı pek beceremem ama ihtiyaç halinde çok cafcaflı olmayan bir ruj, siyah kalem ve rimel..

Zaten dünyanın en güzel hatunuyum, bana makyaj ne gerek:))


Kuğu'm kalbim seninle..


Son bir soru diyor bana:

-Çantanda olmazsa olmazların?.

*Eh be Siyah Kuğu'm, benim gibi bir 'Cevat Kelle'ye olmadı bu soru:). Yine de cevap vermem gerekirse mutlaka şu üç şey:

-Kalem (her an, her yerde, yazabilmek için)
-Anahtar (hayatımın kapılarını açan anahtarlarım)
-Kimlik (yaşam tapum, kişiliğim, her şeyim).

  


Son soru demiştim ama şimdi geldi aklıma:

-Neler okuyorsun bu ara?. Ya da şöyle sorayım; en son ne okudun?.

*Öyle güzel bir tablo çizdin ki son sorunda, bayılıyorum ben sana..Fotoğrafta beyaz var, pembe var, yeşil var, sarı var, siyah var.

Su var, dalgalanma var, sohbet var, muhabbet var.

Cennet gibi bir görüntü var.

Elimde ise 'Cehennem(Dan Brown)


***


Başımı aldım gidiyorum kendi dünyama..
Gökyüzüne değiyorum dallarımın ucuyla.
Kollarımı açıyorum, hayatı kucaklıyorum.
Yeşilim ile, sarım ile..

Ben gidiyorum, siz gelin;

Yaz günlerime, kış günlerime.
İlk ve sonbahar anlarıma..
Gezinin satırlarımın arasında, kişiliğimin kıvrımlarında.

Sevme diyemem, sev de diyemem, sen de dertli ol diyemem..

Beni böyle sev seveceksen, kalbim senin gir gireceksen..

İster sevgi ol istersen kinim, isterdim benim ol benim..


VuslaT..

Teşekkürler Siyah Kuğum.. Senden geldi sorular bana, benden gitsin cevaplamak isteyen tüm dostlarıma.

Kuğular, çakıllar netten. Teşekkürler google..
Ağaçlar Dripta Roy'dan. Teşekkürler Dripta..







12 Mart 2012

SEVGİLİ LUCKyLUKE Bavulun hazırmı, takıl bana, hayatını yaşa...


Tarihi İnka Şehri Machu Picchu

Dünya medeniyetinin görenleri hayrete düşüren yeni keşiflerinden biri Güney Amerika’da yükselmektedir. Bu keşif, İnka İmparatorluğu’nun kayıp şehri Machu Picchu’dur. Peru’da, yapılışının üzerinden neredeyse altı yüzyıl geçtikten sonra fark edilen bu şehir, şimdilerde bilim adamlarına İnkalar hakkında yeni ipuçları veriyor.

Machu Picchu; Peru’nun Cusco şehrinin 80 km kuzeybatısında; Urubamba Nehri’nin aktığı Urubamba Vadisi üzerindeki dağlardan birinin zirvesinde, 2.430 m yükseklikte kurulmuştur. Tarihi öneminin yanında görsel güzelliğiyle de dünyanın dikkatini çekmiş durumdadır. Öyle ki şehir panoramasına bakıldığında, dikkati onlarcasının arasından üç rengin üstünlüğü çeker: yeşil, mavi ve beyaz. Dağların, ormanların ve kalıntıları saran bitkilerin canlı yeşili, berrak gökyüzünün mavisi ve elinizi uzattığınızda dokunabileceğinizi sandığınız bulut kümelerinin ve ansızın etrafınızı saran sis tabakasının beyazı... Doğanın insan zekâsıyla birleştiği bu mistik şehir, her bir köşesiyle keşfedilmeyi bekliyor.

Eğer bir doğa tutkunuysanız, seyahat listenizin en üst sıralarından birine Peru’daki eşsiz kent Machu Picchu’yu ekleyin. Bu kent, coğrafi güzelliklerinin yanında tarihi sırlarla dolu İnkalara bakış açınızı da değiştirecek. İşe, tarihin en iyi mimarlarından olan İknaların geçmişi hakkında kısaca bilgi sahibi olarak başlayabilirsiniz.

İnkalar

12. yüzyıl civarında Manco Capac tarafından kurulan Cusco Krallığı, 1438 yılına kadar bir krallık olarak varlığını sürdürmüştür. 1438’den itibaren Pachacutec’in yönetiminde gitgide büyümüş ve And Dağları’nın kapladığı birçok bölgeyi de içine alarak İnka İmparatorluğu’na dönüşmüştür. Peru, Ekvador ve Bolivya’nın yanı sıra Şili, Kolombiya ve Arjantin’in de birçok kesimini ele geçirerek Güney Amerika’daki egemenliğini arttıran imparatorluk, 16. yüzyılın başlamasıyla birlikte çöküş sürecine girmiştir. 1532’de Fransico Pizarro yönetiminde Peru’ya gelen İspanyol güçleri, 1533’te iç savaştan ve çiçek hastalığı salgınının halkı zayıf düşürmesinden faydalanıp yönetimi ele geçirmişlerdir. Zaman içerisinde gelişen tüm İnka başkaldırıları bastırılmış ve İnka medeniyeti yok olmuştur.

Machu Picchu hakkında

Urubamba Vadisi üzerindeki yer alan dağlardan birinde kurulmuş kentin, 1450 yılı civarında yapıldığı öngörülmektedir. Tarihçi Hiram Bingham tarafından 24 Temmuz 1911’de bir gezi esnasında bulunmuş ve tüm dünyanın dikkatini üzerine çekmiştir. Bu doğa harikası, coğrafi olarak ulaşımı oldukça zor bir yerde bulunduğundan İspanyollar tarafından bulunamamış, dolayısıyla istilaya uğramadan günümüze kadar varlığını sürdürebilmiştir. Bölge, 1983’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilmiş, 2007’de dünyanın yeni yedi harikasından biri ilan edilmiştir.

İnka uygarlığındaki mimari özellikler, şehirde yer alan yapılar incelenerek saptanabilir. İçerisindeki iki yüzden fazla yapı, kuru taş yöntemi kullanarak inşa edilmiştir. Bu duvar tekniğinde, taşlar arasına yapıştırıcı harç konulmaz ki bu da İnkaların mimaride ulaştıkları parlak noktayı gözler önüne serer. Machu Picchu’da şu üç yapı en fazla ilgi uyandıranlardır: Intihuatana Taşı, Güneş Tapınağı ve Üç Pencereli Oda.
Görülmesi gerekenler

Intihuatana Taşı

Intihuatana, Güney Amerikalıların kutsal saydıkları taşlardan biridir. Gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart ve 23 Eylül günlerinde güneşe çevrilen bu taşın saat veya takvim olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. İspanyolların istilasından etkilenmediği için Peru kültüründe önemli bir yeri vardır.

Güneş Tapınağı

Tepenin alçak kesiminde yer alan bu yapı, Machu Picchu’nun en çok dikkat çeken yapısıdır. Yapılış sebebine dair birçok görüş ileri sürülmektedir. Kimi bilim adamları buranın İnka tanrılarına tapınmak için kullanıldığını, kimileri ise bir astronomik gözlem merkezi olduğunu ileri sürmektedir. Burada şehrin aristokratlarının yaşadığı tahmin edilmektedir ki bunun da en önemli kanıtı içinde bir çeşmenin bulunmasıdır. Güneş Tapınağı’nın bir diğer özelliği ise İnka mimarisinde pek rastlanmayan yuvarlak bir duvara sahip olmasıdır.

Üç Pencereli Oda

11 m uzunluğunda, 8 m genişliğindeki bu oda, adını aldığı 3 adet pencereye sahiptir. Bu pencerelerin, İnka mitolojisinde adları geçen Ayar Kardeşler’in pencerelerini kullanarak dışarı çıktıkları mağarayı simgelediği sanılmaktadır. Kapı ve pencere eşiklerinde kullanılan taş bloklarının neredeyse 3 ton ağırlığında olduğunu düşünülürse, bu yapının İnkalar için oldukça fazla öneme sahip olduğu daha kolay anlaşılır.

 
Nasıl gidilir?

Machu Picchu’ya ulaşmanın en kolay yolu, Cusco şehri alternatiflerinden birini seçmek. Cusco’dan Machu Picchu’ya tren veya otobüsle gidebilirsiniz. Bu eşsiz coğrafyanın tadını çıkarmak için ise yürüyüş alternatifiniz bulunuyor. Cusco’dan Aguas Calientes kasabasına otobüs veya trenle, buradan ise yürüyerek tepedeki şehir kalıntılarına ulaşabilirsiniz. 8 km’lik bu yol, bir zamanlar İnkalar tarafından kullanılıyormuş.

Programınızda gün doğumunu ya da gün batımını izlemek için yer açmalısınız. Dağların ve ormanların arasındaki bu yüksek tepeden güneşi izleme şansını kaçırmayın.


Ölüm cezasına çarptırılan kişilerin cezalandırıldığı oda olan Condor’u görün ve İnkaların adalet anlayışına dair ipuçları edinin.


Bölgeye araçla ulaşacak olsanız bile, zamanınızın bir bölümünü İnka Yolu’nda yürüyüp etrafı keşfederek geçirin.


Şehir yüzölçümünün yarısından fazlasını oluşturan tarım alanlarını görün. Bu bölgedeki teraslar hem tarımsal faaliyetler hem de erozyonu önlemek için kullanılıyormuş.


Mimarinin yanında bölgenin flora ve faunası da oldukça ilgi çekicidir.



Nasıl gidilir?

Machu Picchu’ya ulaşmanın en kolay yolu, Cusco şehri alternatiflerinden birini seçmek. Cusco’dan Machu Picchu’ya tren veya otobüsle gidebilirsiniz. Bu eşsiz coğrafyanın tadını çıkarmak için ise yürüyüş alternatifiniz bulunuyor. Cusco’dan Aguas Calientes kasabasına otobüs veya trenle, buradan ise yürüyerek tepedeki şehir kalıntılarına ulaşabilirsiniz. 8 km’lik bu yol, bir zamanlar İnkalar tarafından kullanılıyormuş.

Sevgili LUCKyLUKE beni mimlemiş. İyide benim tanıtmak ve başımı alıp gitmek istediğim o kadar çok yer varki; ne bu mim yeter, ne trilyon liralarım olsa o yeter, nede Anılar1999'u yazacak kadar ömrüm olsa o ömür yeter..
Ben uslanmaz bir hayalperestim.

Bu gün canım yanıma senide alıp 'Kayıp Şehirde' kayıp zamanlarım için kaybolmak istedi. İnkaların yakınında
EL CONDOR PASA dinlemek istedi.

Bu gün canım dumanlı dağlarda tütmek istedi.
Bu gün kendimi kendime sığdıramadım, canım bulutları tutmak istedi.
Bu gün kendimi kendime sığdıramadım, canım GÜNEŞ'i yakalamak istedi..



Gelirmisiniz?..