anne kokusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne kokusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -14


Benim kokumla ana ol.. -14

Karşıyaka'da akşam olmuş.

Akşam oldu Karşıyaka'da. Babam geldi. Yemekler yendi bitti. Hanımlar bulaşık yıkamakla meşgul, beyler radyo başında akşam ajansını (akşam haberleri) dinliyor. Nermin ve Nesrin apartmanın önüne indiler. Sokaklarındaki çocuklar hep dışarda. Ben balkondan seyrediyorum çocukları, Karşıyaka'daki o sokağı.
Dedim ya bu gün güzel geçecek diye. Gün güzel geçti. Annem benimle hiç ilgilenmedi, buda benim işime geldi. Peynir hiç kokmuyordu. Demek ki neymiş?: peynir pişince kompartıman gibi kokmazmış. Artık peyniri hep pişirip yiyeceğim. Kek çok tatlı ve güzeldi. İçinde üzümler vardı. Hele ki; Gülseren abla, kayınvalidesinin ev hediyesi 'kek tenceresinde' pişirirse keki, kabarırda kabarırmış. Tadına da böyle doyulmazmış.

pencereli tencere:)

Aaa tencerede pencere var. Pencereli tencere:))

Komşular ne zaman gitti, babamlar ne zaman geldi, akşam yemeğinde neler yendi hatırlamıyorum.

Gülseren abla anneme anlatıyordu:
-Ah ciciannem ne zor oldu taşınma yerleşme. Birde arka odayı ikiye böldük, bir parçasına oğlanlardan biri için yatak ve küçük bir şifonyer koyduk. Odanın diğer yarısında ise dayı bey kalacakmış. Ah cicianne ah, bir Tuna'nın evine bak birde benimkine. Dayı bey de bizde. Her akşam elinde bir yığın kutu ile geliyor. Çöp mü getiriyor, meymi (içki) bilmiyorum. Herkes bana yükleniyor. Benim adam ne hanımanneme(kayınvalidesi Şadiye hanım) nede diğerlerine karşı beni koruyor. Olsun, şükür hiç olmazsa kızlar daha iyi okulda okuyacaklar....

Bıdır bıdır habire konuşuyorlar, dertleşiyorlar. 

Eee cicianne gündüz konuşamadık sen naptın, alıştın mı Behire'nin yokluğuna. Çitlenbik üzüyor mu seni.....

Benden konuşuyorlar. Gözüm sokakta oynayan çocuklarda, ben mutfak balkonunda, kulağım ise mutfaktaki dedikodularda. Anlayabildiğim kadarıyla tabii.

Annem ve ben.
  
 Aman Gülseren'ciğim sorma. Alışamadım Behire'nin yokluğuna. Gözlerim arıyor onu. Sesini, nefesini, kokusunu özledim. Yaşına basmamıştı süt anasından geldiğinde. Onu sanki ben doğurmuştum. Benim kokumla büyüdü o, onun kokusuyla da anne oldum ben.

Nasıl alışırım yokluğuna, çok zormuş kız evlendirmek, çok zoor. Geçen gün evi temizlerken bir fanilası kalmış, buldum. Kokusu vardı daha üstünde kızımın. Kokladım, ağladım. Kokladım, ağladım. 

Buna mı, ne bileyim pek alışamadım. Sidikli, inat, çirkin bişey. Ama çok akıllı, cin gibi, dikkatli, kim ne söylüyor diye kulağı açık. Cicibaban pek seviyor. Benim kanımdan, benim canımdan bu diyor. Yeğenimin kuzusu diye seviyor, kucağından indirmiyor.

Buna mı- diye isim mi olur. O kim ki?.

Bak oda sidikli, inat ve çirkinmiş. Annem; çok tuvalete girmiyorum, bazen de geceleri altımı ıslatıyorum diye çok kızıyor, çok dövüyor ama napayım çok korkuyorum. Kocaman fareler var. Tuvalette yürüyorlar. Sıçan ısıracağına altımı, annem vursun, dövsün daha iyi.

Buna mı- kim ki?. Ben değilim herhalde. Benim ismim var.

Artık çocuklar içeri giriyor. Nermin'le Nesrin'de girdi içeri. Biz de birazdan kalkacakmışız. Son vapura kalıp da telaşlanmayalım diyor babam. Azıcık uykum geldi. Ama bu gün güzel geçti. Yine vapura bineceğim. Canım babam beni cam kenarına oturtur. Yine denizi seyredeceğim.  Martıları göreceğim.

Herkesle vedalaştık, babam elimi tuttu, annemde babamın diğer yanında, yola koyulduk. Daha sokağı kıvrılır kıvrılmaz gördüm kapkara denizi. Deniz kapkara,üstünde kımıldayan ışıklar ise parlak..

Gökyüzü siyah ama ay parlak, yıldızlar parlak, deniz siyah ama üstündeki ışıklar parlak mı parlak.

İskeleye vardık. Çok uykum geldi, uyumayacağım ama denizi seyredeceğim. Babam biletleri aldı. Vapur yanaştı. Çok kalabalık değil. Bindik hemen lakin bekleyeceğiz vapurun kalkma saatini.

Cam kenarı benim, cam kenarı benim. Cam kenarına beni oturttu babam. Dışarıyı seyret, bak şu binanın üstüne ne var dedi.. Baktım, iskelenin karşısındaki sokağa, sabah çok kalabalıktı Karşıyaka Çarşı Caddesi, şimdi çok tenha. İki yanında kocaman binalar var. Bir binanın tepesinde ise ışıkları yanıp sönen bir tabela;

Soldaki binanın tepesindeki tabelayı gösterdi babam. Akşam ışıklanan tabelayı. Leyleğin yuvası..

önce kırmızı ışıklardan halkalar, halkalardan da bir gül oluşuyor. Sonra birden bire gül sizin üstünüze fırlatılıyormuş gibi, paramparça oluyor,

bana bir gül fırlat, sevginden, hasretinden, binaların tepesindeki leyleklerden...

sonra yeşil ışıklar yanıyor, bir ev paketi, bir de leylek oluşuyor. Leyleğin kanatları yanıp yanıp sönüyor. Ağzındaki paketi koyuyor sonra kayboluyor. Yazılar yazılıyor, siliniyor. Tekrar gül fırlıyor, tekrar leylek kanat çırpıyor, yazılar yazılıyor, yazgılar çiziliyor..


   
Leylek, leylek. Güzel leylek. Bankanın leyleği. Işıkların leyleği. 
-leylek ne yapıyor, dedim babama,
-evlerin bacasına senin gibi tatlı kızları bırakıyor..dedi.
Hııı.

Vapurun adı can simitlerinde yazıyordu,
-vapurun adı ne dedim.
-Dokuz Eylül.. dedi babam. 
Dokuz Eylül, nasıl yazılır öğrendim. Şimdi üç vapur adı biliyorum: Alaybey, Bergama, Dokuz Eylül.

Vapur kalktı sakince. Denizde dalga yok. Ay parlak, yıldızlar parlak, yakamozlar parlak. Işıkların adı yakamozmuş, yakamozlar parlak ve oynak.

Parlak ve oynak yakamozlar.

Ay ışığında deniz siyah, köpükler ışıklı beyaz. Ay mı güzel, gecemi bilemedim. Ay ışığındaki geceyi pek sevdim..Gecenin yakışanı ay, denizin yakışanı beyaz köpükler..

Gündüz köpükten dilek tutmaca oynayamadım. Şimdi oynayacağım kendi kendime. Nasıl oynandığını sonra anlatırım, şimdi uykum geldi.

Köpük dileğimi duydun mu?, Sadece sen duy. İşte ilk dileğim birde çok uykum geldi benim..

İşte ilk dileğim:
Leylek, yeşil ışıklı leylek, ya benimle babamı başka evin bacasına bırak,
ya da süt anneden önce ben geleyim, annem benim kokumla anne olsun...