mevlana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mevlana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2013

BU EYLÜL AKŞAMINDA, O GÜZEL DELİ GÖZLERİNİ GÖREBİLMEK İÇİN CANIMI VERİRDİM. NEREDESİN TAM 21 EYLÜLDÜR, NEREDE?...



Bir kez daha yalnızlığımın bankı.
Bir kez daha geldi Sonbahar..


Yetim ne demek bilirsiniz: babası ölmüş çocuk.

Benim babamı aldın ölüm, yetim kaldım ben be Eylül!. http://yazyam.blogspot.com/2012/09/omuzlarinizda-basim-eksik-gozlerimde.html

Boş bir bank gibi, kanatlarım ıslak gibi, çayırlarımda çürüyüp giden sarı, ölü yapraklar gibi, gelip geçene boynu bükük, bir yanı eksik bakar gibi..

İşte yetimim şimdi..

Eylül benim için; hem tutkunu olduğum mevsimin ilk ayı olduğundan en sevdiğim, hem de babamın vefat ettiği ay olduğu için en sevmediğim aydır..

Eylül'de Gel ve Gittiğin Yağmurla Gel..




Biliyorum bunlar aşk şarkıları.. Benim için ise göçüp giden babalarıma duyduğum eksikliğin yakarışı..Baba aşkı, ata aşkı..

Dönelim Eylül'e..
Eylül'ün getirip götürdüklerine.

Hepinizin artık yakınen bildiği şu meşhur Grogeryen var ya; ona göre yılın dokuzuncu ayı olup 30 gün çeker. Adı; Arapça eylûl, Süryanice de ise üzüm ayı demek olan aylûl'den gelmektedir. Hıristiyanlar eylül için 'istavroz-haç ayı' derler. Karadenizliler ise 'istavrit ayı'. Hamsi yerine Eylül'de bol bol istavrit avladıklarından olsa gerek.

Tarihte Akad'lılar bu aya 'sevinçten haykırma' ayı demişler.

Yupiiii:))

Eski Roma takviminde yılın 7.ayı olduğu söylenen 'septem' İngilizce'ye ilham olmuş 7 anlamındaki September olarak belirlenmiş..

Şimdi gelelim birer ikişer dökülen yapraklara, koşup giden günlere, haftalara..


Bir Sonbahar Vefalı, Bir de Ölüm..


-01 Eylül 1925'de I. Tıp Kongresi Ankara'da toplanmış, 1939 yılında ise Almanya Polonya'ya saldırmış.

Daha eski tarihlerde olanlara gitmedim. Sultanların doğumlarına, ölümlerine değinmedim..

-02 Eylül'de ABD Başkanı Harry Truman II. Dünya Savaşının resmen bittiğini açıklamış(1945).

-04 Eylül 1919 Sivas Kongresinin toplanması olarak tarihe geçmiş. 1956'da Atom Enerjisi Komisyonu kurulmuş. 2008'de Hak ve Eşitlik Partisi kuruldu, 2009'da Afganistan'da 90 kişinin öldüğü petrol alanında tanker patlaması oldu.

-05 Eylül'de Kızılay, Kızılhaç, Kızılarslan ve Güneş Dernekleri Lig Birliği kurulmuş(1919). 2009'da Cem Karabay su altında kalma rekorunu kırdı, 2012'de Afyonkarahisar'da cephanelik patladı ve 25 askerimiz şehit oldu.

-06 Eylül 1938'de Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu kurulmuş.





-09 Eylül 1922 İzmir düşman işgalinden kurtulmuş. Kuzey Kore'nin bağımsızlığını ilan etmesi 1948 yılında olmuş.

-10 Eylül 1943'de Kapalıçarşı'da 200'den fazla dükkan yanmış. 1981'de Picasso Guernica tablosu ABD'den İspanya'ya geri döndü. 2007'de Pakistan Başbakanı Navaz Şerif tekrar sınır dışı oldu..




-11 Eylül'de ABD yıkıldı. Önce Dünya Ticaret Merkezi Kuzey Kulesi, sonra Güney Kulesi. Pentagon'a çarptırılan uçak ve Pensilvanya'da düşen uçak. ABD terörün ne melem bir illet olduğunu anladı galiba (2001).

-12 Eylül 1980, Türk Silahlı Kuvvetleri siyasete 'dur' dedi. Yönetime el koydu. 2010'da Anayasa değişikliği referandumu yapıldı.

-13 Eylül 1921 Sakarya Zaferimizin tarihi..

-14 Eylül 2008'de, içinde 1 tane de Türk yolcu bulunan Rus Hava Yollarının uçağı Ural Dağlarında 88 yolcu ve mürettebatı ile düştü.

-15 Eylül 1949'da Konrad Adenauer'ın Federal Almanya'nın ilk şansölyesi olmuş.



Bu Eylül akşamında
O güzel deli gözlerini
Görebilmek için canımı verirdim

İçim dışım ızdırap
Bir çıkış yolu bilmiyorum
Bana dönmen için canımı verirdim
Nerdesin... Nerdesin... Nerdesin.
Nerde? 

-16 Eylül 1992 babam, canım babam, biyolojik babam, Kâmil adam, güzel insan, babam göçtü gitti bu diyardan..

Tam 21 yıl oldu, neredesin be babam?.

*Aman be baba, niye bu kadar çok çocuk, 8 tane evlada ne gerek vardı?. Bir tek ben olaydım vermezdin işte beni yaban ellere.

-Öyle deme be kızım Allah verdi hepinizi:). Seni de anam.

*Baba en çok beni seviyorsun değil mi?

-Hepinizi seviyorum kızım. Hangi parmağımı kesersen kes aynı acır, aynı kan damlar.

*Benim en çok neremi seviyorsun?. 

-Doğuş kızım benim(iki kulağı birbirinden biraz farklı olan kuzulara Doğuş kuzu denir bizim oralarda) Allah yaratmış şuram çirkin buram çirkin denir mi her halini seviyorum senin.

*Ben işe gidiyorum babam, bir şey istiyor musun, akşama ne getireyim?.

-Beni evde yalnız bırakma kızım. İşe beni de götür. Müracaatta, bekçinin yanında oturayım, akşama kadar hiç bir şey istemem. Sana hiç sıkıntı vermem. Arada bakarsın. Beni evde bir başıma bırakma ne olur, ne olur kızım.

*Babam akşama kadar iş yerinin kapısında oturulur mu?. Tuvalete gitmen gerekse gidemezsin, karnın acıkır, bir şey derler belki.

-Ne olur kızım beni de götür. Yalnız kalamıyorum işte. Bi inme daha gelirse. Koma beni bir başıma evde.

-Olur babam. Koymam seni bir başına. Tamam götüreyim. Kızarlarsa, akşama kadar bu yaşlının burada işi ne derlerse desinler, atsınlar gerekirse. Koymam seni yalnız evde..

Pek çok kez mesaiye birlikte gittik babam. Hiç kimse bir şey demedi. Duaların hala kulağımda:

-Allah razı olsun kızım. Sen de evlatlarından gül emi. 

*Bastonuna dayan da banyoya götürüp yıkayayım seni babam. Birde tıraş edeyim, tırnaklarını keseyim.

-Ayıp oluyor sana kızım ama yıkanmam da lazım. Anan burada olaydı. Ellerin dert görmesin. Allah razı olsun doğuşum benim.

*Senden de razı olsun babam. Senden de razı olsun. 

Mekanın 'Cennet' olsun. Nurlar içinde yat. 

Sen bana dönemezsin belki ama ben sana geldiğimde sar, sarmala beni babam..


Kader de sevmek var ama kavuşmak yok ise şayet, oIsun.

VusIata aşık gönüI susmaya da razı.




-18 Eylül 1934'de Sovyetler Birliği Milletler Cemiyetine girmiş. 1948'de Pakistan'ın kurucusu M.Ali Cinnah ölmüş. 1978'de Camp David zirvesi yapıldı.

-19 Eylül 1921'de TBMM Mustafa Kemal Paşaya Mareşal ve Gazi ünvanlarını vermiş. 2010'da 95 yıl aradan sonra Akdamar Kilisesinde ayin düzenlendi.

-22 Eylül 1943'de Ankara Fen Fakültesi kurulmuş. 2008'de tiyatro sanatçısı Hadi Çaman öldü.

-24 Eylül 1980 İran-Irak savaşının başlaması.

-25 Eylül 2012 Neşet Ertaş öldü.

-26 Eylül 1032'de Türk Dil Kurultayı toplanmış.




-27 Eylül 1922'de Yunan Kralı Konstantin tahtını bırakmış. 2013 yılında ise usta sanatçı Tuncel Kurtiz hayatı.



Doyamadınız değil mi?..

Bi daha..


Ve bir daha. Daha daha..



-28 Eylül 2013 bu gün bir yolcu daha var fani dünyadan, dün Kurtiz bu gün Turgut Özakman.. Sahne senindi iki gündür yine ölüm:(




-30 Eylül 1207 Hz.Mevlana Celâleddin-i Rumi dünyamızı şereflendirdi..

Yok'a varlık lezzetini gösterdin. Yok'u kendine aşık ettin..

Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle. Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla..

Vefa nedir bilirmisiniz?. Vefa; arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefa; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Vefa; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvî güzellikleri dünyaya satmamandır.




Hayat devam edip giderken, her hadise göz açıp kapayana kadar dün oluyorken artık yenilenmek gerek, yeni şeyler yazmak gerek..


Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi
Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş

Dünle beraber
Gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım

Bu son ay.
Bu aylık kronolojinin sonu.

Ekim:http://yazyam.blogspot.com/2012/10/eylulu-gonderdim-etkisini-tepkisini.html
Kasım:http://yazyam.blogspot.com/2012/11/kasimda-ben-bir-baska-ben-olurum.html
Aralık:http://yazyam.blogspot.com/2012/12/gonul-kapimdan-aralik-gecti-bir-bak.html
Ocak:http://yazyam.blogspot.com/2013/01/sicacik-bir-ocak-basi-sohbetine-ne.html
Şubat:http://yazyam.blogspot.com/2013/02/bir-optun-pir-optun-kah-ask-icin-optun.html
Mart:http://yazyam.blogspot.com/2013/03/gitti-gidiyor-mart-2-gun-kaldicom.html
Nisan:http://yazyam.blogspot.com/2013/04/dost-bir-bahceden-yuruttugum-nisannasl.html
Mayıs:http://yazyam.blogspot.com/2013/05/dag-basini-duman-almis-cancagazim-basim.html
Haziran:http://yazyam.blogspot.com/2013/07/ruzgar-gibi-gecti-gitti-sukur-ki-bitti_12.html
Temmuz:http://yazyam.blogspot.com/2013/07/basimin-taci-keyfimin-kahyasisn-tem-muz.html
Ağustos:http://yazyam.blogspot.com/2013/10/bayramdan-sonra-acik-arttirmada-satilik.html
Eylül: Ekim 2012'de başladı, burada bitti..

Üzülme!.
Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan, nefes alabiliyorsan ne mutlu sana. Elinde olmayanları söyleme bana. Elinde olanlardan bahset can..
Geceler hep kimsesiz mi geçecek?. Gidenler dönmeyecek mi?. Yitirdiğin; bir bakarsın yağmurlu bir gecede veya bir bahar sabahında karşına çıkmış. Bil ki güzellikler de var bu hayatta. Gel-Git'lerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin?. Hüzün olgunlaştırır, kaybetmek sabrı öğretir.



Hüzün varsa sonbaharın içinde, Biraz aşk, biraz gözyaşı. Sonumuz mutlaka VuslaT..
     .
     Bitti

20 Aralık 2012

GÖNÜL KAPIMDAN ARALIK GEÇTİ, BİR BAK DEMEDİM Mİ?..MUHABBET BALDAN TATLI, DOYAMAZSIN DEMEDİM Mİ?






Koca bir yıl geldi, geçti.


Sevgimizin aşkımızın üstünden,
Sene geçti, mevsim geçti, ay geçti.


Dünyamızın rüyamızın üstünden

Yağmur geçti, dolu geçti kar geçti.


Ne birleştik ne ayrıldık biz senle,


Kış geçti, bahar geçti, yaz geçti.

Bu aşkın bu sevdanın yüzünden,

Hayat geçti, ömür geçti, yaş geçti.




Bir yıl önce bu gün; 'Yaz Yağmurları' yağdı satırlarıma..

Sene geçti, mevsim geçti, ay geçti. 
Binlerce virgül geçti, ünlem geçti. Noktalar sözcükleri kesti, biçti, nihayete erdirdi..

İşte sonunda ilk yılım bitti. Gönül kapım aralık; onun bile yarısından fazlası geçtiii gitti.

-01 Aralık'ta kalbimde temizlik yaptım. Gereksiz birini söküp attım(2012).

Yine 1 Aralık'da Turgut Özal, Başbakanlık Müsteşarlığına atanmış sessizce(1979).

-02 Aralık'ta Namık Kemal vefat etmiş(1877).

-03 Aralık'da Cape Town'da ilk kez insandan insana kalp nakli gerçekleştirilmiş(1967).



-04 Aralık 1877'de ise Siyasal Bilgiler Fakültesi kurulmuş. Birde yıllar sonra tekrar yıkılacak Yugoslavya Devleti'nin kuruluşu ilan edilmiş(1918).

-05 Aralık 1934'de Türk Kadınına Milletvekili seçme seçilme hakkı verilmiş.

-06 Aralık'da Astronomi Alimi Ali Kuşçu ölmüş(1474). İnsilün de ilk defa şeker hastasında denenmiş(1922)..

-07 Aralık'da birçok can hayata veda etmiş..
Japonlar Pearl Harbour'u bombalamış sabahın sekizinde(1941).
Yine 07 Aralık'da Gelişme Sosyolojisi Profesörü Cavit Orhan Tütengil öldürülmüş(1979), 1993'de ise ünlü Ressam Abidin Dino ecele yenik düşmüş..

-08 Aralık 1980 tarihinde Beatles hayranları John Lennon'un vurularak öldürülmesi ile hem yıkılmış, hem şaşkına dönmüş..


Burada bir ara verelim. Kulaklarımızı Beatles'ın efsanevi parçası ile şenlendirelim..


Efendimmm!!! nerede kalmıştık:)

-09 Aralık'da Kudüs İngilizler tarafından işgal edilmiş(1917), İspanya'da ise Cumhuriyet'in İlanı bu günde gerçekleşmiş(1931). 1940 Almanya'sında Lili Marlen şarkısı önce dillere sarılmış, sonra unutulmaz listelerine kazınmış..

-10 Aralık'da Ülkemiz UNESCO üyesi olmuş(1948). 1999'da ise AB'nin 27. Aday ülkesi  olmuşuz ki, halâ adayız her nasılsa!!..

Aaa az kalsın unutuyordum; birde 10 Aralık'da Vuslat yeni yıl kartını paylaştı dostlarıyla (2012):)) 

-Bak aklıma geldi, şu bizim dev ABD var ya, 11 den çektiğini başka hiç bir şeyden çekmedi :) 

11 Eylül'de ikiz kaleleri vurulmuş, 11 Aralık'ta Adolf (Hitler) ile Benito'nun(Mussolini) savaş ilanını duymuş(1941). 

-Diğer olanları ve mini eteğin pek moda olduğunu(1966) boş verelim bir süre.. 
12 Aralık'da öyle biri göçdü gitti ki, yaşarken güldürdüklerini, o gün çok çok üzdü(1987) :((






O öldü, bu öldü. 
Ayy biliyorum içiniz fena baydı.. Turancı Yazar Nihal Atsız'ın, Ressam Zeki Faik İzer'in, ünlü Romancı Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Oğuz Atay'ın, Soprano Zehra Yıldız ile Şener Şen'in sanatçı babası Ali Şen'in vefat zamanlarından bahsetmeyeceğim bile!!!.

Ama; 12.12.2012 çılgınlığından bahsetmezsem olmaz dostlar. Boşanıp tekrar barışanlar mı ararsınız, bir yıl öncesinden bu günü alanları mı?. Gizlice nikah kıyanlar, ellisinden sonra !!  coşanlar:)   

-Yılların birinde 16 Aralık geldi çattı, Einstein 'İzafiyet Teorisi' ile bilimde çığır açtı..

-Ve 17 Aralık..



Vuslat'ın 739. yıl dönümü..Benim 1., Hz.Mevlana'mın 739. kavuşma yıl dönümü..

Ben sizlere, o en güzele.. 

Gönüller sultanı Mevlana'm der ki:
'herkes ayrılıktan bahsetti, bense Vuslattan'.

"Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra ancak bize döndürüleceksiniz" (el-Ankebût 29/57).

Âyette geçen "dönmek" kelimesi Allah'a kavuşulacağını "vuslatı" açık bir ifadeyle "müjdelemekte"dir. Bu müjdeyi benimseyen ona sımsıkı sarılan Mevlânâ ölümü bir ayrılık değil bir vuslat olarak kabul eder.

Mevlânâ'nın ölüm anlayışına gelince; "Bir devir sistemi içinde hayatın anlamı ruhun ölümsüzlüğü ve Allah'a vuslatın yolu ölümden geçmektedir" 

Ölüm ayrılık değildir, bir Vuslat'tır. Vuslat'ın yolu ise ancak ölümden geçmektedir..

       
Demedim mi?

Oraya gitme demedim mi sana,
seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?

Bir gün kızsan bana,
alsan başını,
yüz bin yıllık yere gitsen,
dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?

Demedim mi şu görünene razı olma,
demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,
onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?

Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
senin duru denizin ben'im demedim mi?

Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im,
senin kolun kanadın ben'im demedim mi?

Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi soğuturlar seni.
Oysa senin ateşin ben'im,
sıcaklığın ben'im demedim mi?

Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?

Söyle, bunları sana hep demedim mi?

Mevlana Celaleddin Rumi

İşte dostlar böyle dolu dolu bir Aralık var demedim mi?..

Bir bak demedim mi?.
Başka! başka neler mi var..
Çok..
Daha pek çok şeyler var.

Zamanın birinde, yanlızlık içinde, hüzünlü bir hikayede Fatma'm gözlerini hayata yumdu. O gece 19 Aralık 2009'du.


Bu arada üç arkadaşım tarafından mimlendim Aralık ayında. Biri kızım, kozam, içinde benim ruhumdan esintileri barındıran, Mevlana'mın sözleri, sanatın en güzel resimleri ile bir ipek böceğim, düşünceler mevsimim, sevdiceğim.. 

Diğeri; Seyyah'ım, gezenim gezdirenim, gülenim güldürenim. Canım arkadaşım..

Bir de; kar tanem, nur tanem, küçücük, gencecik, birtanem var..

Sonunda bir 20 Aralık daha geldi.
Sene ne çabuk geçti, mevsimler ne çabuk, aylar ne çabuk..
Güzel Günler, gönül kapımı araladı. İçindekileri yaz, kelimelerini serbest bırak dedi.. İyi de yaptı..İşte halâ aranızdayım. Artık 1 yaşındayım..

Halbuki Aralık daha bitmedi. Ne çok şey daha var anlatılacak..

-Yakında Maya'lar yalancı çıkacak:)) Kıyamet falan kopmayacak. Daha doğrusu bunu Allahcc bilir, herkes anlayacak..

-Bizim evde bir ambians yaşanacak.

-Küçük kızım aylar sonra hayırlısıyla evine kavuşacak.

-28 Aralık'da ben doğacağım..

-29 Aralık'da büyük kızımı doğuracağım.

-Oh! çok şükür bu sene 30 Aralık pazar, çoğu evde yeni yıl hazırlıkları var.. 

Ayy!! 31 Aralık ise pazartesi; yine mesai var..

Gönül kapım bu yılı kapattı. 

İnşallah Ocak geçecek baldan daha da tatlı...



22 Haziran 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -26


Bölüm 2




Aralık 2011, sabaha karşı..
************************


Göklerin bando çaldığı bir geceyi ardımızda bıraktık. Tan yeri ağarmak üzere. Sabah ezanı okundu okunacak.

Kaşlarını çatmış, yeryüzüne kara kara bakan bulutlar, dağılmış çoktan. Tatlı bir kızıllık hakim hem yeryüzüne, hem gökyüzüne.. 

Öyle üşütmeyen bir esinti var ki balkonumda, toprağın kokusunu taşıyor burnuma. 

Toprağın kokusunu, hayatın kokusunu, hatıraların kokusunu..

Bütün gece balkondan dışarıyı seyrettim. Güneşin doğuşunu karşılamak istedim birde saba makamında okunan ezan sesi ile titremek..

Yalnızdım bu saatte. Bir ben vardım dışarıda, birde kumrular ve serçeler. Cadde ıslaktı, kaldırımda ki eğriliklere yağmur sularından birikintiler olmuştu. Birikmiş yağmur suları ve etrafında hareler.

Yalnızdım bu saatte. Mevlana'nın bir sözü geldi birden aklıma: 
'Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım,
yanlız olduğumu söyleyeceğim kimse olmadığından,
yanlızım ben.'

Ellerimi semaya açarak, ahenk dolu bir sesi dinledim. Hala yanlızım, ortalık epey aydınlandı, bu kez de bir şarkı dilime dolandı:

'Gün ağarırken, boynum bükülür
Dalarım uzaklara, gönlüm sıkılır.
Sorma ne haldeyim, sorma kederdeyim
Sorma yangınlardayım zaman zaman.'

                                          ***

Aynı gece 4-5 saat önce..
********************

Önce pıt, pıt, pıt diye yağan bir yağmur sesi, sonra gökler yarıldı sanki..

Akşam misafirim vardı. Çaylar içildi, sohbet neşe içinde geçti. Bir ara telefonum çaldı, arayan Faylat'tı.

Faylat..

Osman amca ve Kezban teyzenin küçük kızı Faylat. En küçük çocuğu Halil'di. En büyük çocuğu ise Sultan. Sultan abladan sonra sırasıyla; Remzi, Nezahat, Faruk, Faylat ve Halil.

Yaz yağmurlarının sedefli inciler gibi çiselediği bir günden, 1979 yılının haziran ayında uzaklaştırıldığım şehrimden, o çok sevdiğim sokağımdan, çocukluğumdan bir sesti Faylat..

Fazla uzun konuşmadım Faylat'la da, annesi Kezban teyze ile de. Hem misafirlerim vardı, hemde şaşırmıştım aramasına. Numaramı saklamış olmasına..

Sohbetler bitti, geç saatte misafirlerim gitti. Ortalığı toparladım. Bardakları, tabakları bulaşık makinasına attım. Yağmur hızlanmıştı. Üstelik akşam Faylat aramıştı.

Şaşırmıştım; hem aramasına, hem telefon numaramı saklamış olmasına.

Şöyle ki: 

1979 yılını, 1980'e bağlayan yılbaşı tatilinde İzmir'e gittim bir kez daha. Sevmediğim bir yılbaşı tatiliydi. Hatıralarımdan büyük bir bölümünü silip attığım bir 31 aralık günüydü tekrar gidişim Arap Fırını Caddesine, sokağımıza. Sadece Sema'lara uğradım. Üzgün olmadığımı göstermek ister gibi.. Fazla oyalanamadım, annem ve ablam görür de, niye geri geldin diyerek kızarlar sandım. Halbuki o sokaktan, o evden, evimizden ayrılalı aylar olmuştu. 7 koca ay. Ama o ikisinin içime saldığı korku hala hüküm sürmekteydi. Sema'ya ve annesine yaptığım ziyareti kısa kestim ve canım, canım, canım arkadaşım İnci'me gittim. Faylatı görmedim bile..

İkinci gidişim, 1984 yılının sonlarında, hatta tam tarihi bile hatırlıyorum: 19 kasım 1984 Pazartesi..Annem ve ablam buralardan ayrılmışlar. Sema'ya uğradım yine, yaklaşık iki yaşındaki kızımla birlikte. 
Sema; büyük aşkı Ayhan ile evlenmiş, hatta kısa bir süre önce doğum yapmış. Ee bebekli ev kısa ziyaret edilir. Araya yıllar girmiş, ortak anılar Sema nezdinde silinmişti anlaşılan. Sonra Kezban teyzelerin evine gittim. Kapı açıktı her zaman ki gibi, terlikler, ayakkabılar yine karma karışıktı. Faylat yoktu evde. İşteymiş. Benim memuriyetteki ilk izin ayım idare tarafından Kasım olarak belirlenmişti, ben kış aylarında izin kullanırken insanlar çalışıyorlardı. Kezban teyze huzursuzdu. Benim onlarda olduğum duyulsun istemiyor gibiydi. Sanki suçluydum yada mahallenin 'kadı kıran baş keseni ablamla annemdi de benim onlarda olduğum duyulursa cezalandırılacaklar. Adımı, yeni soyadımı, yaşadığım şehri ve iş yerimi bir kağıda yazdım oradan ayrıldım. O zamanlar evlerde telefon yok, iş yeri adresi en sabit bulunma şekli..

Aradan çok uzun yıllar geçti. 1996 Nisanında bir kez daha gittim çocukluk sokağıma. Bu kez Faylat evdeydi. Ama her şey gibi oda değişmişti. Yıllar önce annesi ne kadar mesafeli davrandıysa, şimdi de Faylat soğuktu. Kış gibi soğuk, hiç eğlenceli anılarımız olmamış gibi soğuk..
Gelişigüzel bir sohbet, yine telefonlarımı almalar, karşılığında kendi numarasını bile vermediği soğuk zamanlar ve ziyaret bitti..

Akşam çok yağmur yağdı. Benim misafirim vardı. Birden telefon çaldı, arayan Faylat'tı...

                                         ***

Tekrar sabaha karşı..
************

Artık gün ağardı. Bilmem neden bu gece uykum kaçtı. Güneşin doğuşunu izlemek istedim, birde saba makamında okunan ezan sesi ile titremek.

Güneşin doğuşunu izledim. Tüm azametiyle gökyüzünde yükselişini seyrettim. Ezanın sesini dinledim. Yarabbim şükürler olsun sana dedim.

Yine Mevlana geldi aklıma:
'Bedenler; ağızları kapalı testilere benzerler.. Her testide ne var? sen ona bak'

Benden geriye gittim bu gece. Birde baktım onlarca iz, onlarca hece.

Şimdi biraz uyumalıyım, uyanınca izleri sıraya koymalıyım. 

Göklerin bandosu sustu, şimdi kulaklarımda önce keman sesi gibi usul usul, sonra tempolu bir ses..

Tararay taray tarayrayray, ....rap, rap, rap...

Hatıraların ayak sesleri..

  

04 Mart 2012

MEVLANA JALAU'DDİN RUMİ..

In The Name of God the Merciful, the Compassionate.

This is the Book of the Mathnawi, which is the roots of the roots of the roots of the (Mohammedan) Religion in respect of (its) unveiling the mysteries of attainment (to the Truth) and of certainty; and which is the greatest science of God and the clearest (religious) way of God and the most manifest evidence of God.

The likeness of the light thereof is as a niche in which is a candle shining with a radiance brighter than the dawn. It is the heart's Paradise, having fountains and boughs, one of them a fountain called Salsabil amongst the travellers on this Path; and in the view of the possessors of (mystical) stations and (Divine) graces, it (the Mathnawi) is best as a station and most excellent as a (spiritual) resting-place.


../. to be continued in the page section...

28 Aralık 2011

MEVLANA'M...


Hz.Mevlana der ya
''Gel, ne olursan ol yine gel,
ister kafir, ister mecusi,
ister puta tapan ol yine gel,
bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...

 Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeliyiz,
Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeliyiz biz...
Beri gel, beri ! Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik...
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir.....


Yaz, ne yazarsan yaz,
güzel yaz, çirkin yaz, anlamlı yaz, anlamsız yaz. Saçmalasanda yaz. Dök içini. İçinden geleni yaz. Doğru bildiğini yaz. İnandığını ve inanmak istediğini yaz. 
Ne yazarsan yaz, yeterki yaz.
İmza: VuslaT

XXXXXXXXXXX