tan ağarırken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tan ağarırken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -26


Bölüm 2




Aralık 2011, sabaha karşı..
************************


Göklerin bando çaldığı bir geceyi ardımızda bıraktık. Tan yeri ağarmak üzere. Sabah ezanı okundu okunacak.

Kaşlarını çatmış, yeryüzüne kara kara bakan bulutlar, dağılmış çoktan. Tatlı bir kızıllık hakim hem yeryüzüne, hem gökyüzüne.. 

Öyle üşütmeyen bir esinti var ki balkonumda, toprağın kokusunu taşıyor burnuma. 

Toprağın kokusunu, hayatın kokusunu, hatıraların kokusunu..

Bütün gece balkondan dışarıyı seyrettim. Güneşin doğuşunu karşılamak istedim birde saba makamında okunan ezan sesi ile titremek..

Yalnızdım bu saatte. Bir ben vardım dışarıda, birde kumrular ve serçeler. Cadde ıslaktı, kaldırımda ki eğriliklere yağmur sularından birikintiler olmuştu. Birikmiş yağmur suları ve etrafında hareler.

Yalnızdım bu saatte. Mevlana'nın bir sözü geldi birden aklıma: 
'Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım,
yanlız olduğumu söyleyeceğim kimse olmadığından,
yanlızım ben.'

Ellerimi semaya açarak, ahenk dolu bir sesi dinledim. Hala yanlızım, ortalık epey aydınlandı, bu kez de bir şarkı dilime dolandı:

'Gün ağarırken, boynum bükülür
Dalarım uzaklara, gönlüm sıkılır.
Sorma ne haldeyim, sorma kederdeyim
Sorma yangınlardayım zaman zaman.'

                                          ***

Aynı gece 4-5 saat önce..
********************

Önce pıt, pıt, pıt diye yağan bir yağmur sesi, sonra gökler yarıldı sanki..

Akşam misafirim vardı. Çaylar içildi, sohbet neşe içinde geçti. Bir ara telefonum çaldı, arayan Faylat'tı.

Faylat..

Osman amca ve Kezban teyzenin küçük kızı Faylat. En küçük çocuğu Halil'di. En büyük çocuğu ise Sultan. Sultan abladan sonra sırasıyla; Remzi, Nezahat, Faruk, Faylat ve Halil.

Yaz yağmurlarının sedefli inciler gibi çiselediği bir günden, 1979 yılının haziran ayında uzaklaştırıldığım şehrimden, o çok sevdiğim sokağımdan, çocukluğumdan bir sesti Faylat..

Fazla uzun konuşmadım Faylat'la da, annesi Kezban teyze ile de. Hem misafirlerim vardı, hemde şaşırmıştım aramasına. Numaramı saklamış olmasına..

Sohbetler bitti, geç saatte misafirlerim gitti. Ortalığı toparladım. Bardakları, tabakları bulaşık makinasına attım. Yağmur hızlanmıştı. Üstelik akşam Faylat aramıştı.

Şaşırmıştım; hem aramasına, hem telefon numaramı saklamış olmasına.

Şöyle ki: 

1979 yılını, 1980'e bağlayan yılbaşı tatilinde İzmir'e gittim bir kez daha. Sevmediğim bir yılbaşı tatiliydi. Hatıralarımdan büyük bir bölümünü silip attığım bir 31 aralık günüydü tekrar gidişim Arap Fırını Caddesine, sokağımıza. Sadece Sema'lara uğradım. Üzgün olmadığımı göstermek ister gibi.. Fazla oyalanamadım, annem ve ablam görür de, niye geri geldin diyerek kızarlar sandım. Halbuki o sokaktan, o evden, evimizden ayrılalı aylar olmuştu. 7 koca ay. Ama o ikisinin içime saldığı korku hala hüküm sürmekteydi. Sema'ya ve annesine yaptığım ziyareti kısa kestim ve canım, canım, canım arkadaşım İnci'me gittim. Faylatı görmedim bile..

İkinci gidişim, 1984 yılının sonlarında, hatta tam tarihi bile hatırlıyorum: 19 kasım 1984 Pazartesi..Annem ve ablam buralardan ayrılmışlar. Sema'ya uğradım yine, yaklaşık iki yaşındaki kızımla birlikte. 
Sema; büyük aşkı Ayhan ile evlenmiş, hatta kısa bir süre önce doğum yapmış. Ee bebekli ev kısa ziyaret edilir. Araya yıllar girmiş, ortak anılar Sema nezdinde silinmişti anlaşılan. Sonra Kezban teyzelerin evine gittim. Kapı açıktı her zaman ki gibi, terlikler, ayakkabılar yine karma karışıktı. Faylat yoktu evde. İşteymiş. Benim memuriyetteki ilk izin ayım idare tarafından Kasım olarak belirlenmişti, ben kış aylarında izin kullanırken insanlar çalışıyorlardı. Kezban teyze huzursuzdu. Benim onlarda olduğum duyulsun istemiyor gibiydi. Sanki suçluydum yada mahallenin 'kadı kıran baş keseni ablamla annemdi de benim onlarda olduğum duyulursa cezalandırılacaklar. Adımı, yeni soyadımı, yaşadığım şehri ve iş yerimi bir kağıda yazdım oradan ayrıldım. O zamanlar evlerde telefon yok, iş yeri adresi en sabit bulunma şekli..

Aradan çok uzun yıllar geçti. 1996 Nisanında bir kez daha gittim çocukluk sokağıma. Bu kez Faylat evdeydi. Ama her şey gibi oda değişmişti. Yıllar önce annesi ne kadar mesafeli davrandıysa, şimdi de Faylat soğuktu. Kış gibi soğuk, hiç eğlenceli anılarımız olmamış gibi soğuk..
Gelişigüzel bir sohbet, yine telefonlarımı almalar, karşılığında kendi numarasını bile vermediği soğuk zamanlar ve ziyaret bitti..

Akşam çok yağmur yağdı. Benim misafirim vardı. Birden telefon çaldı, arayan Faylat'tı...

                                         ***

Tekrar sabaha karşı..
************

Artık gün ağardı. Bilmem neden bu gece uykum kaçtı. Güneşin doğuşunu izlemek istedim, birde saba makamında okunan ezan sesi ile titremek.

Güneşin doğuşunu izledim. Tüm azametiyle gökyüzünde yükselişini seyrettim. Ezanın sesini dinledim. Yarabbim şükürler olsun sana dedim.

Yine Mevlana geldi aklıma:
'Bedenler; ağızları kapalı testilere benzerler.. Her testide ne var? sen ona bak'

Benden geriye gittim bu gece. Birde baktım onlarca iz, onlarca hece.

Şimdi biraz uyumalıyım, uyanınca izleri sıraya koymalıyım. 

Göklerin bandosu sustu, şimdi kulaklarımda önce keman sesi gibi usul usul, sonra tempolu bir ses..

Tararay taray tarayrayray, ....rap, rap, rap...

Hatıraların ayak sesleri..