Ocak 2012
**********
Aradan geçen birkaç hafta hatıraların kafamda şekillenmesi ile geçti.
Yavaş yavaş hatırlıyorum her şeyi. Aslında bu ifade yanlış oldu. Hep hatırlıyordum çocukluk günlerimi ama herşey parça pünçük. Bir oradan bir buradan. Bir üç yaşımdan, bir on üç-on dört yaşımdan.
Kafamdaki rap rap diyerek gelen ayak seslerine kulak kesildim:
* Yaz, yaz, yaz. Hatıralarının sendeki izlerini yaz. Hatırladıklarını yaz. Doğru yaz. Hepsini yaz. Seni üzenleri yaz. Mutlu edenleri yaz. Korkularını yaz. Mutluluklarını yaz. Özlemlerini yaz. Hayallerindeki seni yaz. Olduğun seni ve olamadığın seni. Ne yazarsan yaz.
Unutmamak için. Unutulmamak için..
Hatıraların Ayak İzleri böyle doğdu. Yazmaya karar verdiğimde hatırladığım kadarıyla en geriye gitti zihnim. Ve treni, tren yolculuğunu o zaman hatırladım. Yazdıkça yazasım geldi, anlattıkça anlatasım.
Yazdıkça hatırladım, paylaştıkça rahatladım. Bazen yazdıklarıma, hatırladıklarıma en çok yine kendim ağladım.
Hatıraların ayak izleri dedim. Çoğul.. Daha tuşlara ilk dokunduğum anda bunun bir-iki anı anlatma ile sınırlı kalmayacağını anlamıştım. İzler o kadar sık ve derindi ki; bir, iki üç, on, yirmi, yirmi beş.. devamı geldikçe anladım, her bölümde biraz daha büyüdüm.
***
Yağmur şiddetini arttırdıkça, annemin akan çatıya kızgınlığı da artmaktaydı. Evdeki tüm leğenleri, kovaları, sinileri üst kattaki ön odaya ve yatak odasına paylaştırdık. Sini-kova koyamadığımız yerlere naylonlar serdik.
Koş in mutfağa leğen getir, koş çık yukarı kova götür. Ben bile yoruldum yağmur. Sen yorulmadın mı?.
Üst katı yağmurdan koruma tedbirlerini aldıktan sonra, hep birlikte inerdik aşağıya. Ablam evli. Hep birlikte derken kastettiğim annemle babam, birde ben. Canım babam..
Ben en çok alt katta ki odamızı seviyorum. Bunun birçok nedeni var. Şimdi akşam ama ben gündüzden başlayayım saymaya:
-Sokak kapısı yakın. Alt kat penceresinin önünde oturup yağmuru ve Hamdi bey amcaların evini rahat izleyebiliyorum. Üst kattaki pencereden yeteri kadar göremiyorum ve odanın balkonuna çıkmam da yasak.
-Zaten çıkmaz sokağın en dibindeki küçük evde oturuyoruz, pencereden sadece kapımızın önü görünüyor diye üzülüyorum. Burada oturursam hiç olmaz ise sokakta bağırıp çağıran çocuk sesleri olursa hemen duyuyorum ve çıkıyorum kapıya.
-Alt kattaki küçük odada ayna var. İstediğim zaman sandalyeye çıkıyorum ve kendimi seyrediyorum. Ayrıca duvardaki kurmalı antika saati çok seviyorum.
-Kapı çalındığında koşarak gidip açmak daha kolay.
-Akşamları yukarıdan aşağıya tuvalete yanlız inmeye korkuyorum. Sıçan çıkacak, altımı ısıracak diye. Halbuki alt odada oturursak babamın, annemin, radyonun sesini duymaya çalışmaktan sıçanların sesini duymuyorum.
-Akşam yemeğinden sonra şavkımızı gören Hamdi bey amca hemen ıhlamur veya çay içmeye çağırıyor bizi. Tabi bende Nermin ile kartpostal oynuyorum..
![]() |
| Üst Kat |
Koş in mutfağa leğen getir, koş çık yukarı kova götür. Ben bile yoruldum yağmur. Sen yorulmadın mı?.
Üst katı yağmurdan koruma tedbirlerini aldıktan sonra, hep birlikte inerdik aşağıya. Ablam evli. Hep birlikte derken kastettiğim annemle babam, birde ben. Canım babam..
![]() |
| Alt Kat |
-Sokak kapısı yakın. Alt kat penceresinin önünde oturup yağmuru ve Hamdi bey amcaların evini rahat izleyebiliyorum. Üst kattaki pencereden yeteri kadar göremiyorum ve odanın balkonuna çıkmam da yasak.
-Zaten çıkmaz sokağın en dibindeki küçük evde oturuyoruz, pencereden sadece kapımızın önü görünüyor diye üzülüyorum. Burada oturursam hiç olmaz ise sokakta bağırıp çağıran çocuk sesleri olursa hemen duyuyorum ve çıkıyorum kapıya.
-Alt kattaki küçük odada ayna var. İstediğim zaman sandalyeye çıkıyorum ve kendimi seyrediyorum. Ayrıca duvardaki kurmalı antika saati çok seviyorum.
-Kapı çalındığında koşarak gidip açmak daha kolay.
-Akşamları yukarıdan aşağıya tuvalete yanlız inmeye korkuyorum. Sıçan çıkacak, altımı ısıracak diye. Halbuki alt odada oturursak babamın, annemin, radyonun sesini duymaya çalışmaktan sıçanların sesini duymuyorum.
-Akşam yemeğinden sonra şavkımızı gören Hamdi bey amca hemen ıhlamur veya çay içmeye çağırıyor bizi. Tabi bende Nermin ile kartpostal oynuyorum..
***
Karnım acıkmasa, uykum gelmese, ne iş yerinde nede evde beni yazmaktan alıkoyan görevlerim olmasa.
Yazdıkça yazmak, yazarken tekrar tekrar yaşamak. Yirmi beş sayfa yazmışım, kim bilir ne çok şeyi de anlatmadan atlamışım. Yada hatırlayamamışım..
Mesela; hep Gülseren ablalardan, Havanım teyzelerden, Müzeyyen Hanım teyzelerden bahsetmişim. Nadiren de başkalarından. Halbuki çok olaylar, çok tanıdıklar, çok komşular, çok hüzünler, çok sevmeler, çok sevilmeyi düşlemeler de var anılarımda..
Mesela; köpük tutmacayı sonra anlatırım demişim ama anlatmamışım hala.
Mesela;cimciklenmelerimi, çamaşır sopası ile tanışmamı, çirkinsin yakıştırmalarını anlatmışım da, sevgiyle okşanmalarımı, kucaklanmalarımı, çok akıllı bu çitlenbik diyenleri fazla hatırlamamışım, fazla anlatmamışım..
Yokkii, daha doğrusu; takdirsel söylemler annem ile ablama ait değildi. Bu yüzden eksi izler derinde, artı izler balon gibi uçmuş gitmiş gökyüzüne..
Mesela; Faylat ne zaman ve nasıl girecek hayatıma şuan bilmiyorum. Çünkü hala ilk, bir-iki yıl etrafında dönüp duruyor anılarım.
Üç yaşında başlayan bu hikaye, dört beş yaşını ancak bulabildi yirmi beş bölümde..
Yirmi altı, yirmi yedi anılara bir gidip bir gelmeli..
Yirmi altı, yirmi yedi anılara bir gidip bir gelmeli..
***
Kapı çalınıyor. Nermin geldi herhalde.
*cicianne, bize gelecekmişsiniz. Babam çağırıyor.
*tamam, tamam kızım geliriz. Zaten evde ne oturacak yer kaldı, ne yatacak yer var...
./..



.jpg)
.jpg)