ıhlamur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ıhlamur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

02 Temmuz 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. - 27





Ocak 2012
**********

Aradan geçen birkaç hafta hatıraların kafamda şekillenmesi ile geçti.

Yavaş yavaş hatırlıyorum her şeyi. Aslında bu ifade yanlış oldu. Hep hatırlıyordum çocukluk günlerimi ama herşey parça pünçük. Bir oradan bir buradan. Bir üç yaşımdan, bir on üç-on dört yaşımdan. 

Kafamdaki rap rap diyerek gelen ayak seslerine kulak kesildim:
* Yaz, yaz, yaz. Hatıralarının sendeki izlerini yaz. Hatırladıklarını yaz. Doğru yaz. Hepsini yaz. Seni üzenleri yaz. Mutlu edenleri yaz. Korkularını yaz. Mutluluklarını yaz. Özlemlerini yaz. Hayallerindeki seni yaz. Olduğun seni ve olamadığın seni. Ne yazarsan yaz.

Unutmamak için. Unutulmamak için..

Hatıraların Ayak İzleri böyle doğdu. Yazmaya karar verdiğimde hatırladığım kadarıyla en geriye gitti zihnim. Ve treni, tren yolculuğunu o zaman hatırladım. Yazdıkça yazasım geldi, anlattıkça anlatasım. 

Yazdıkça hatırladım, paylaştıkça rahatladım. Bazen yazdıklarıma, hatırladıklarıma en çok yine kendim ağladım.

Hatıraların ayak izleri dedim. Çoğul.. Daha tuşlara ilk dokunduğum anda bunun bir-iki anı anlatma ile sınırlı kalmayacağını anlamıştım. İzler o kadar sık ve derindi ki; bir, iki üç, on, yirmi, yirmi beş.. devamı geldikçe anladım, her bölümde biraz daha büyüdüm.

***

Yağmur şiddetini arttırdıkça, annemin akan çatıya kızgınlığı da artmaktaydı. Evdeki tüm leğenleri, kovaları, sinileri üst kattaki ön odaya ve yatak odasına paylaştırdık. Sini-kova koyamadığımız yerlere naylonlar serdik.
Üst Kat

Koş in mutfağa leğen getir, koş çık yukarı kova götür. Ben bile yoruldum yağmur. Sen yorulmadın mı?. 

Üst katı yağmurdan koruma tedbirlerini aldıktan sonra, hep birlikte inerdik aşağıya. Ablam evli. Hep birlikte derken kastettiğim annemle babam, birde ben. Canım babam..
Alt Kat
Ben en çok alt katta ki odamızı seviyorum. Bunun birçok nedeni var. Şimdi akşam ama ben gündüzden başlayayım saymaya:

-Sokak kapısı yakın. Alt kat penceresinin önünde oturup yağmuru ve Hamdi bey amcaların evini rahat izleyebiliyorum. Üst kattaki pencereden yeteri kadar göremiyorum ve odanın balkonuna çıkmam da yasak.

-Zaten çıkmaz sokağın en dibindeki küçük evde oturuyoruz, pencereden sadece kapımızın önü görünüyor diye üzülüyorum. Burada oturursam hiç olmaz ise sokakta bağırıp çağıran çocuk sesleri olursa hemen duyuyorum ve çıkıyorum kapıya.

-Alt kattaki küçük odada ayna var. İstediğim zaman sandalyeye çıkıyorum ve kendimi seyrediyorum. Ayrıca duvardaki kurmalı antika saati çok seviyorum.

-Kapı çalındığında koşarak gidip açmak daha kolay.

-Akşamları yukarıdan aşağıya tuvalete yanlız inmeye korkuyorum. Sıçan çıkacak, altımı ısıracak diye. Halbuki alt odada oturursak babamın, annemin, radyonun sesini duymaya çalışmaktan sıçanların sesini duymuyorum.

-Akşam yemeğinden sonra şavkımızı gören Hamdi bey amca hemen ıhlamur veya çay içmeye çağırıyor bizi. Tabi bende Nermin ile kartpostal oynuyorum..

***

Karnım acıkmasa, uykum gelmese, ne iş yerinde nede evde beni yazmaktan alıkoyan görevlerim olmasa.

Yazdıkça yazmak, yazarken tekrar tekrar yaşamak. Yirmi beş sayfa yazmışım, kim bilir ne çok şeyi de anlatmadan atlamışım. Yada hatırlayamamışım..

Mesela; hep Gülseren ablalardan, Havanım teyzelerden, Müzeyyen Hanım teyzelerden bahsetmişim. Nadiren de başkalarından. Halbuki çok olaylar, çok tanıdıklar, çok komşular, çok hüzünler, çok sevmeler, çok sevilmeyi düşlemeler de var anılarımda..

Mesela; köpük tutmacayı sonra anlatırım demişim ama anlatmamışım hala.

Mesela;cimciklenmelerimi, çamaşır sopası ile tanışmamı, çirkinsin yakıştırmalarını anlatmışım da, sevgiyle okşanmalarımı, kucaklanmalarımı, çok akıllı bu çitlenbik diyenleri fazla hatırlamamışım, fazla anlatmamışım..

Yokkii, daha doğrusu; takdirsel söylemler annem ile ablama ait değildi. Bu yüzden eksi izler derinde, artı izler balon gibi uçmuş gitmiş gökyüzüne..

Mesela; Faylat ne zaman ve nasıl girecek hayatıma şuan bilmiyorum. Çünkü hala ilk, bir-iki yıl etrafında dönüp duruyor anılarım.

Üç yaşında başlayan bu hikaye, dört beş yaşını ancak bulabildi yirmi beş bölümde..

Yirmi altı, yirmi yedi anılara bir gidip bir gelmeli..

***
Kapı çalınıyor. Nermin geldi herhalde. 


*cicianne, bize gelecekmişsiniz. Babam çağırıyor.
*tamam, tamam kızım geliriz. Zaten evde ne oturacak yer kaldı, ne yatacak yer var...
./..

10 Şubat 2012

BEN OLMALIYDIM.. -3




BEN IHLAMURum...(Ihlamur Kasrı)

Bir manolya ağacının gölgesinde oturuyorum.
 Ve ıhlamur ağaçlarının, çam ağaçlarının, çınar ağaçlarının. Bahçemde rengarenk çiçekler, böcekler, tavus kuşları, tavşanlar, kargalar, güvercinler birde minik serçeler.




Ben bir manolya ağacının gölgesindeyim, sütunlarım beyaz mermer. Havuz başımı aslanlar bekler.



Ben bir manolya ağacının gölgesindeyim, yüksek bahçe duvarlarımın arkasında geçmişimi özlemekteyim ve ziyaretinizi beklemekte...
Ben olmalıydım.
Keşke olsaydım..
Keşke ben Ihlamur Kasrı olsaydım.
Manolyaların, çamların, çınarların, mis kokulu ıhlamurların hasbahçesi, şöminenin, tavanın rengarenk süslemesi.







Şanlı tarihimize ev sahipliği yapan pek çok saray,kasır,köşk,konak ve yalı vardır ki bunların hepsi; yapılış hikayesinden, mimarisinden, iç dizaynından tutunda içinde yaşamış sakinlerine kadar benzerlikler ve farklılıkları bir arada içerir. Ben hayatım boyunca kendimi hep bir sarayda yaşamış yada yaşayacak biri gibi düşledim. Hatta saray olması gerekmezdi, bir kır köşkü, bir şehir köşkü(kasır), bir konak  yada bir yalı.
Yaşamam gerekmez ki taşı olaydım bari, çeşmesi olaydım, fenerli sütunu, bahçeyi seyre dalan balkonunun mermer küpeştesi..







Ben olmalıydım.
Keşke olsaydım..
Keşke ben Ihlamur Kasrı olsaydım..
Tenha bir bahçede, iki tepenin arasındaki vadide. Sessizliğin içinde.
Keşke ben Ihlamur Kasrı olsaydım..
Manolyaların gölgesinde, duvarların gerisinde.





Yine gelin. Yine okuyun beni, bakın resimlerime..
Yine gelin. Şu bankda oturun. Benim hayallerimden birazda siz kurun...

Ihlamur Kasrı; Beşiktaş ve Nişantaşı arasındaki vadide yer alan Ihlamur Mesiresi'ndeki kasırdır. Buraya Abdülmecit tarafından Nigoğos Balyan'a “Merasim Köşkü” ile “Maiyet Köşkü” olarak adlandırılan iki kasır yaptırılmıştır. Bunlardan Merasim Köşkü, asıl Ihlamur Kasrı'dır. Yüksek bir su basman üzerine tek kattan oluşan dikdörtgen planlı köşk, kesme taştan inşa edilmiştir.
Merasim Köşkü'nün biraz ilerisinde bulunan Maiyet Köşkü daha sade bir yapıdır, iki katı olan bu yapıda, giriş cephesinde iki kollu bir merdiven bulunmaktadır. Girişin ortasında bir hol ve merdivenler ile köşelerde 4 adet oda yer almaktadır.
Bugün, çevresinin gürültü ve karmaşasından kendini yüksek duvarlarla koruyan Ihlamur Kasrı çok eskilerden bu yana Ihlamur Mesiresi adıyla anılan bir dinlenme alanının içinde kurulmuş iki yapıdan oluşur. Havuzlu Ihlamur Mahalli, Muhabbet Bahçesi ve Hacı Hüseyin Bağı adlı üç bölümden meydana gelen bu dinlenme alanının, Sultan III. Ahmet döneminde (1703-1730) bir hasbahçe haline dönüştürüldüğü, I. Abdülhamit (1774-1789) ve III. Selim (1789-1807) dönemlerindeki düzenlemelerden sonra XIX. yüzyılın ilk yarısında Sultan Abdülmecit'in de ilgisini çektiği bilinmektedir. Sultan burada bulunan sade bir bağ evine sık sık gelerek dinlenir, bazı konuklarını, bu arada ünlü Fransız şairi Lamartine'i burada kabul ederek görüşürdü. Daha sonra da bu sade ve küçük kasrın yerine 1849-1855 yılları arasında, bugün bulunanları yaptırdı. Yapılardan biri Merasim Köşkü (törenler için düşünülmüş ve kullanılmıştır.) öbürüyse Maiyet Köşkü (Sultanın maiyeti, kimi zaman da haremi için kullanılmıştır) adlarıyla anılmış, ikisine birden de Ihlamur Kasrı (ya da kasırları) adı verilmiştir.
Maiyet Kasrı olarak tanınan, diğerine göre daha küçük boyutdaki yapıysa, dış süsleme açısından daha yalın olmakla birlikte benzer anlayıştadır. Bu yapının iç süslemeleri de oldukça yalın biçimde ele alınmıştır.
Sultan Abdülmecit'in genç yaşta ölümünden sonra, Sultan Abdülaziz, ağabeyinin sevdiği bu yapılara ve çevreye fazla olmamakla birlikte ilgi gösterir, meraklı olduğu horoz ve koç döğüşleriyle, güreşlerin bazılarını bu bahçede yaptırırdı. Sonraları V. Mehmet Reşat, sık sık buraya gelip dinlenmiş, onun zamanında İstanbul'u ziyaret eden konuklardan Bulgar ve Sırp Kralları 1910'da burada ağırlanmıştır.
Günümüzde Merasim Köşkü müze-saray olarak düzenlenmiş, Maiyet Köşkü ise eksikleri tamamlanarak oturma-dinlenme, bahçeyi seyretme yeri olarak tasarlanmıştır. Bahçede bulunan ve bugün lojman olarak kullanılan yapı ise, kısa bir süre sonra yeniden ele alınarak, çocukların ve gençlerin resim, heykel, müzik çalışmaları yapabilecekleri atölyelere ve sergi salonlarına dönüştürülecektir. Ayrıca bahçedeki büyük havuz dışında diğer iki havuz ve çevresi, değişik yaş dilimlerindeki çocukların tarih, tabiat ilişkisini kurmalarını sağlayacak biçimde düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu amaçla bugüne kadar toplanan tarihi taş malzeme açık havada sergilenmektedir.
Sanal tur ile görselliğin zirvesinde keyifle dolaşmanız temennisiyle...
http://www.3dmekanlar.com/tr/ihlamur-kasri.html%22%3EIhlamur