fırtına etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fırtına etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -36



Fırtına yaklaşıyor.. -36

D.Roy


Bizim evin beyaz bulutları, siyah bulutlara yenilmek üzere..

Evin içindeki bulutlar şimdilik gri. Siyah, simsiyah olması yakın gibi. Yani fırtına yaklaşıyor..

Annem çok sinirli. Kızgın. Üzgün.
Neden mi?.
Bilmem, galiba ablamın yüzünden. Bir şeye canı sıkılıyor. 

Bir şeye, bir duruma, bir olaya, kesin ablama.

Gülseren ablaya gidiyoruz, yeğeni Aysun ablalara, teyzem Hediye'lere. Ayşe'ye, Fatma'ya, Nurten'e daha kimlere kimlere.. içi içine sığmıyor. Sıkıntıdan kabarıyor. Taştı taşacak. Coştu coşacak.

*ah Gülseren'im ah!. Ağzı kokuyormuş, bulaşıkları zamanında yıkamıyormuş. Çocuğa iyi bakamıyormuş. Ne kendine, ne evine, ne kocasına, nede çocuğuna bakabiliyormuş. Pismiş. Tembelmiş. Mış, mış, miş...

Kızı alana kadar kapımızda yattılar. Ağzımızı dilimizi bağlayıp, kapıdan-bacadan girdiler. Kart oğullarına gül gibi kızımı verdim de.. Macır'lar ne olacak, şimdi kusur buluyorlar. Daha önce akılları neredeydi?. Çocuk doğurdu, mıymıntı Duygu'ya eş oldu, görümcelerine ayak uydurdu. Şimdi beğenmiyorlar yavrumu..

Bir yandan ağlıyor, bir yandan söyleniyor..

*en çok da Melih'ime üzülüyorum. Daha bebek, çok küçük. 

Ah! ah! ne çileli başım varmış ah!..

Annem sık sık Karşıyaka'ya gidiyor. Ya beni götürüp Nesrin'lere bırakıyor, yada babam erken geliyor, beni babama bırakıyor. Bazen de Havanım teyzelerde kalıyorum. Her halükarda bu ara ben, ayak bağıyım..

Keşke; evde olmasaydı o gün. Benim bile yaramazlık olduğunu kabul ettiğim haylazlığı yapmasaymışım keşke, yaptım o olmasaydı bari..

O olay; tüm çıplaklığı ile şöyle tecelli etmişti:


      
Gördüğünüz gibi, bizim mutfağın içinde bir köşede tuvalet var. Bir duvarı merdiven altına ve koridora bakan pencere ile bitişik olan o koca delikli tuvalet. Iıığğ:(

Bu tuvaletin deliğinin içi, lağım fareleri ile dolu. Dışarı bakan penceresi yok. Merdiven altını kömürlük olarak kullansak da, evin içi sayılır orası. Oduncudan aldığımız odunları istif ediyoruz. Tabi ki lağımdan başka seçenek yok, farelerin o deliğe dolmasında..Gündüzleri iyi kötü idare ediyorum da, geceleri lağım deliğine örttüğümüz, içi çimento dondurulmuş sapı demir çubuklu teneke kutuyu kenara çekip tuvaleti kullanmak beni öldürüyor. Bu sebepten galiba, bazı geceler hiç uyuyamıyorum tuvaletim gelmesin diye. Bazı geceler ise çocukluk işte, uyuya kalıyorum ve sonuç kötü olabiliyor:((


Henüz 5 yaşında bile değilim. Korkmakta haksızmıyım?. Tuvaleti kullanmamak için herşeyi göze alırım. Altıma kaçırmayı, yatağı ıslatmayı, dayak yemeyi.. Yeter ki o tuvalete girmeyeyim. Yada girdiğim zaman uzun kalmayayım. Veyahut gece veya gündüz en azından merdivenlerin başında, koridorda beni koruyacak biri olsun. Babam beni beklesin mesela...

Annem yine ablama gitti o gün. Babam pullarını saydı, siparişlerini listeledi. Parasını ayarladı..Ben uslu durdum..Sonra öğlen yemeğini gecikmeli birlikte yedik. Babam öğle uykusuna yatalım dedi. Bende yatmalıyım tabi ki..

Babam uyudu. Benim tuvaletim geldi. Uyuyamıyorum. Çok tuvaletim geldi. 

Uyuyamıyorum. Uyumam mümkün değil işte..
Önce bir damla, sonra biraz daha, biraz daha derken baktım kaçıracağım, kalktım usulca. Mutfağa yaklaştım, delikten cıkırtı sesleri geliyor işte, yada bana mı öyle geldi korkudan. Tuvaletin kapısına geldim, veeee malesef yetişemedim:(

Çabucak çıkardım çamaşırımı. Bacaklarımı ve çamaşırımı yıkadım tuvaletteki çeşmede. Minik parmaklarımla hızlı hızlı. Deliğin üstündeki çimentolu kutuyu çekmediğim için güvendeyim. Seslerini duyuyorum canavarların, ama güvendeyim..

Şimdi ben bunu nerede kurutacağım. Yukarı çıktım, yatağımın altına serdim. Çamaşır selemde hiç çamaşır kalmamış. Annem katlayıp başka bir yere mi koymuş, yada yıkamamış mı? Şaşırdım kaldım. Aradım, taradım, yok yok yok. Yok işte. Bende beyaz elbisemi giydim. Hazır annem yok evde. Şu prenses elbisemi biraz giyeyim. Yerimden hiç kalkmam, içimde çamaşır olmadığı belli olmaz.



Akşama kadar da çamaşırım kurur elbet. Babamın uzandığı odaya döndüm. Bende aynanın karşısına oturdum. Babam uyuyor, horluyor, ben de hayran hayran elbisemi seyrediyorum.

İkindi vakti çocuklar çıktı sokağa..Sesleri geliyor. Babam uyandı hadi sende çık dedi. Çıkmadım..

Benden biraz büyük kızlar ip oynayacaklarmış ve ipin içine girecek 1'i daha gerekiyormuş. Tekrar beni çağırıyorlar. Ben hep ipin içinde duracağım:( küçüğüm ya..



Onlar ikisi sırayla atlayacaklar ama bana atlama sırası hiç gelmeyecek. Olsun, hadi gideyim bari..

Sokağa çıktım, ipin içine girdim. Ne kadar oynadık bilmem. Artık hava kararıyor neredeyse. Yoruldum veee, unuttum çömeldim. Dinlendim. Tekrar ipin içine girdim..Annem geliyor bu arada ama beni görmedi sokakta. Doğruca eve gitti. Oyuna devam. Yoruldum ve yine çömeldim..

Komşulardan biri, şimdi kimdi hatırlamıyorum;  koşarak geldi, ne yapıyorsun sen bu halde, burada dedi elimden tutup kaldırdı beni. Ne var ki halimde?..Eve götürdü beni:
*F....... hanımcım çocuk kilot giymeden dışarı çıkmış, kimse görmeden al bunu içeriye..
*yaramaz maymun işte. Sağol komşum.

Annem içeri aldı beni. Babam oturma odasında radyo dinliyor. Fırtına yaklaşıyor, gözleri ile verdi mesajı: 'sakın sesini çıkarma!!'..


Mesaj alınmıştır anne. Sesimi çıkarmam anne. İçimde çamaşır olmadığını unutmamam gerekirdi anne. Evet gerçekten ben çok yaramazım anne. Kos koca 4,5 yaşında kız oldum öyle dışarı çıkmamalıydım anne. Saçımı çekme anne. Kafama az vur anne. Popoma vur anne. Yeter anne yeter, bir daha yapmam anne...

*Seni gidi kör olasıca seni. Şaşı maymun. Benim derdim bana yeter, birde senle mi uğraşacağım. 
Bak birde bembeyaz gelinlik entarisini giymiş.
Bak birde altını ıslatmış güpegündüz. 
Bak birde don giymemiş bacağına.
Bak birde...
Bak birde...
Kızım neler çekiyor ellerden, boşanıp gelecek diye üzülüyorum zaten, yetmezmiş gibi birde, neler çekiyorum senden..

Bak birde deyip deyip vuruyor kafama, kafama. Çekiyor saçlarımı. Ben çok yaramazım. Dayaktan korkmuyorum, fareden korktuğum kadar. Gık bile diyemem. Ya babam duyarsa, o da anneme kızarsa, annem daha çok acısını çıkarır sonra..

'Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler
Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim'

Uzaktan uzağa alt kattan türkünün sesi duyuluyor. 

Annesinin bir tanesini hor görmesinler...

Annem vurdukça vuruyor. Çok hırslanmış belli. Ben çıtımı çıkaramıyorum dedim ya, bu biraz korkudan, biraz suçluluktan.. Babam aşağıdan seslendi:
*hu ne yapıyorsunuz orada. Hadi sofrayı kurun. Acıktım ben..

Annem son bir tokat vurdu kafama, arkam ona dönükken. Tam sağ kulağımın ortasına geldi..

*geliyorum, altına işemiş kör olasıca, üstünü değiştiriyorum..

*çıkma buradan. Ben yemeği hazırlayınca çağırırım. Bir şey dersen babana gebertirim seni sonra..

Yatağımın içine girdim. Ağlayamıyorum bile.

Aslında annem canavar değil. Aslında beni seviyordur da belki. Ama ablam boşanacakmış şimdi( ne demek ki?) . Aslında ben yaramazım. Farelerden korkmak da neymiş. Gir işte tuvaletine. Aslında kafam çok acıyor. Saçlarım. Kulağım çınlıyor, beynime vuruyor çınlama sesi.

Fare ısırsaydı altımı, daha mı az acırdı ki?..

En şiddetli tokadı kulağıma vurdu tabi. Bu sebepten kulağım çınlıyor deli gibi...

Çınnnnnnnnnnnnnn...

Ne kadar zaman geçti. Oda iyice karanlık artık. Ayak sesleri yaklaşıyor. Kulağım çınlıyor. 

Kulağım çınlıyor, kulağım çınlıyor. Gözlerim sımsıkı kapalı.

*kara kuzum, çitlenbikim niye yatıyorsun bu saatte.?..

Babamın sesini zar zor algılayabiliyorum. Kelimelerini zor seçiyorum. Kulağım çınlıyor..Başımın içinde dalgalar kıyıdaki kayalara çarpıyor. Beynim sallanıyor, denizdeki bir gemi gibi, sandal gibi.. Uyuyormuş gibi yapıyorum. Baba seni çok az duyuyorum..

*hu, çok mu kızdın çocuğa ne. İşediyse işedi. Oyuna dalmıştır. Küçük o daha. Aç açına uyumuş masum.

Üstümü örttü. Başımı okşadı. Canım babam benim. Sesimi çıkarmamalıyım. Ama başım çok acıyor. Kulağım çınlıyor..

Uyumuşum. 
Yemeden.
İçmeden. 
Tuvalete gitmeden..

Hiç unutmadım o günü, unutamadım..
Ben yaramazım, ben çok yaramazım. Dayağı hak ettim..
Annem asla kötü değil..?

Fırtınanın çıktığı, Abla gemisinin kıyımıza çarptığı, annemin dalgalanıp dalgalanıp kabardığı, öfkeyle bana sardığı, kulak zarımı patlattığı günü..

Fırtınanın başka bir sahile fırlatıp attığı deniz yıldızı olsaydım. Yada istiridye kabuğu. Mutlu bir sahilde, güneşin yakmadan ısıttığı bir kumsalda olsaydım. Keşke..

Unutmuyorum..Unutamıyorum..

O gün; kulağım çok ağrıdı, acıdı, çınladı,
Yıllarca; hatıraların tokat izi, düşük-orta odyoloji olarak benimle yaşadı...
   




Bu bölümün ardından:

Çocuklarımızın kabahatlerinin nedeni bazen, bir korkudan kaynaklanıyor olabilir.. Çocukları cezalandırmadan önce, onların yaşını, yaptığı yaramazlığın altında yatan sebebin ne olabileceğini ebeveynlerin iyi değerlendirmesi gerekir..

Ve verilen bir cezanın şiddeti, dört buçuk yaşında bir çocuğun hatıralarından izi yıllarca silinmeyecek bir arızaya (büyük arıza, küçük arıza fark etmez) neden olmamalı...