31 Mayıs 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -23





Kınalı koyun, kınalı kuzusunu ne zaman kokladı?.
Karşılaşma nasıl gerçekleşti!!. Ağustos, Eylül, Ekim ne çabuk geçti, gitti?.

Tan yeri ağarıyor. Sabah ezanları okunuyor. Uykumda kapı çalındığını duydum. Rüyamı görüyorum. Babam ve annem kalktılar, bana sen yat dediler.

Kulaklarımı kabarttım dışarıyı dinliyorum, açık sokak kapısından gecenin sessizliği doldu yatağıma. Birde seher kuşlarının şakıması, kumruların kıkırdaşması..

Kumrular cami duvarında..

Ezan okunuyor, iki adam konuşuyor. Biri babam, diğeri kim?. Annem kalkma dedi, kalkamıyorum. Dinlemezsem çok kızar sonra. İkide bir sokağa çıkıldı, eve girildi, oraya koyma buraya koy dendi. Ne oluyor ki aşağıda?.

Ezan bitti. Sessizlik ve merak denen bir duygu odanın içini sardı sarmaladı.. Sessizlik dışarıdan, merak ise benden yükseliyordu. Kim gelmişdi?.

Sokak kapısı kapandı, aşağıdaki konuşmalar fısıltıya dönüşdü. Hiç bir şey duyamıyorum. Yok ara ara birkaç kelime duyuyorum. Yüksek sesle konuşan bir kadın. Annem değil..

*çocuk uyuyor, dedi babam.
sessizlik...
fısıltı...

*uyandırsak olurmu dayı, çok öğsedim (özledim demekmiş), dedi kadın.

Kadın çok yüksek sesle konuşuyor, beni uyandırmak ister gibi.. Sanki bilmiyor mu ben uyuyacağım?.
Annem kalkma dedi, kalkamam ki.

fısıltılar, fısıltılar..
Uyumuşum:( uyuya kalmışım herhalde.

Babam yatağımın baş ucunda;
*hadi kalk kızım diyor bana. Kalk kahvaltı yapacağız. Misafirlerimiz var.

Ne zaman tekrar uyumuşum, neden uyandırıldım erkenden, gelenler kim, ne giydim, aşağıya nasıl indim, misafirlerle nasıl karşılaştım, ne hissettim... bilmiyorum, hatırlamıyorum. Hatırlayamıyorum:((




Kasketli bir adam bize bakıyor. Gözlerinin içi gülüyor, yüzü gülümsüyor..

Beyaz örtülü bir kadın, elbisesi biraz tuhaf!! bana sarılmış ağlıyor..
*kuzum, kıvırcık kuzum.

İçli içli ağlıyor, yanık yanık ağlıyor, sessiz sessiz ağlıyor. Tıpkı benim gizli gizli ağladığım gibi ağlıyor bu kadın..

Kendi bebesinin başında bekliyemedi, onu yeterince sevemedi ama torununu sevdi, ninnisini söyledi..
Bu sarmaş dolaş zaman; ilk ziyaretin karşılaşma anına ait bir görüntümü, yoksa ilk ziyaretin veda anına ait bir görüntümü bunu bile tam hatırlamıyorum. 

Lakin bende ağlıyorum, bağıra bağıra, hıçkıra hıçkıra...

Seni çok sevdim şapkalı amca, örtülü teyzeee:((

./..

28 Mayıs 2012

1453'e, TEŞEKKÜR EDERİM..


Bu gün herkes istanbul'un fethinden bahsedecek.
Bu gün herkes Fatih, Fatih, Fatih diyecek.,
Surlarına bayraklar dikilecek, Haliç'e gemiler karadan indirilecek;
Ve İstanbul Bugün Feth Edilecek.

Ben feth hikayesini yazmayacağım.

Ben müziğin sesini açacağım, Rumeli Hisarında tur atacağım..

Ben müziğin sesini açacağım, hayran hayran grupta İstanbul silueti nasıl birdaha bakacağım.


Ben müziğin sesini kapatacağım ve Fatih'ime, Fatih'lerimize dualarımda binlerce kez teşekkürlerimi, şükranlarımı bir kez daha sunacağım..

26 Mayıs 2012

AŞK KÖPRÜSÜ, CESARET KÖPRÜSÜ..



Tarihi Mostar Köprüsü.. 


Köprünün karşısında oturuyordu güzel kız. Delikanlı ise; için için seviyordu onu.
Kız bu sevginin farkında bile değildi; çünkü karşı tarafın en güzel kızıydı ve onun peşinden koşan çok delikanlı vardı.

Bir taraf Boşnak, bir taraf Hırvat.. Olurmuydu ki?. Fark etsede güzeller güzeli, bu aşk hayat bulurmuydu ki?..

Yeşerirmiydi ki?, yaşayarmıydı ki?..

Her gece usanmadan geçti delikanlı köprüden karşıya.. Dolandı durdu onun tarafında, onun yaşadığı sokaklarda.

Gündüzleri karşının pazarına gitti, en güzel meyvalarını satmadı güzeller güzeli için sakladı. 

İşte geldi, pazar yeri şenlendi, güzelleşti. Delikanlı kendini fark ettirebilmek için her yolu denedi, ama güzel kız onu fark etmeden arkadaşları ile yanından geçti gitti..   




Her gece yıldızlar göz kırparken aşklara, köprü kucak açtı aşıklara. Kimi sarmaş dolaş mehtabı seyretti, kimi bir aşağı bir yukarı seyrüsefer etti. Kimi fısıldaştı, kimi sessizliği birlikte kucakladı. Kimi aşk şarkıları söyledi, kimi de aşkı bulmak için melul melul köprü başı bekledi.




Düğün vardı köyde. Gelin bir tarafta, damat diğer tarafta. Köprü geçilecek, gelin alınıp gelinecek. Köyün bütün güzelleri köprünün bir yanında, düğün alayının gelmesini bekliyorlar.

Bizim aşık delikanlının aklına bir fikir geldi. Güzeller güzeli fark eder belki.  




Köprünün tam ortasındayken düğün alayı, bizim aşık genç trabzanın dışına çıktı. Tüm güzellerin baktığı anda; bıraktı kendisini yemyeşil sulara..

Bundan sonra neler oldu, o aşk nasıl bir yol buldu?, bilinmez..








Bilinen tek şey:

Düğün öncesi, cesaret ve aşkı ispatlamak için köprüden atlamak 'GELENEK' oldu gitti..





Köprüden atlamadı ama 30 sene sonra bile evlenme yıldönümümüzü unutmayarak aşkını kanıtladı:))


24 Mayıs 2012

NE GÜZEL BİR GÜN BU BÖYLE...


Bu gün kalplerin ve gönüllerin doyduğu gün.
Bu gün durup düşünmenin, geçip giden hayatımızı değerlendirmenin ve gönülden yalvararak ruhumuzu tövbe ile arındırmanın günü.
Bu gün nefsimize dur, arzularımıza yeter artık demenin günü.
Bu gün kurtlarla, kuşlarla, çiçeklerle, otlarla kısacası yaradılan her canlının, YARADAN'a şükretme, dua etme, lütfuna sığınma günü..

Bugün mübarek üç ayların ilk kandili 'Regaib' kandili.


Pişmanlığın, af dilemenin, istemenin günü..
Ne güzel bir gün bu böyle..
Yaradandan rahmet iste, merhamet iste.


Ne güzel bir gün bu böyle;
Bazen hazanı, bazen coşkuyu ve rengarenk baharı yaşayan ömrümde, beni özgür kılan, mutlu kılan, dağlarda kırlarda koşmama, bulutlarla, dalgalarla coşmama saygı duyanan, karışmayan, gözbebeğim güzellerimin babişkosu sevdiğim, sevdiceğimle geçirdiğim tam 30 yılın da yıldönümü bugün.




Ya rab; şükürler olsun sana böyle güzellikleri gösterdiğin için bana.
Ya rab; şükürler olsun sana böyle mutlu günler yaşattığın için bana.
Ya rab; hayır dolu mübarek üç aylara tekrar kavuşturduğun için beni, bizi, ÇOK ŞÜKÜR SANA...

Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana
Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni
(Bana gurur verme Fuzuli gibi
Ya Rab bana bırakma asla beni)



22 Mayıs 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -22


düşünceler'den...

Şimdi benim fuarı öğrenmem, onu düşünmem, onu anlatmam gerekirdi. Ama fuarı anlatmak, fuarı hatırlamak bir başka bahara kaldı. Bir başka zamanın fuar açılışına, başka zamanın hatıralarına...

Neden mi?, şimdi dinleme zamanı. Annemle babam beni konuşuyorlar gibi. Babam:
*gelin çok ağlıyormuş. Kamil; dayı hasat sonu sizi ziyarete gelelim mi diye sormuş mektubunda. Cevap yazmak gerek.
*nerden çıktı bu şimdi, ne zaman geleceklermiş?
*hemen değil 2-3 ayı bulur hasat sonu. Fuardan bir iki ay sonra yani. Köyde iş çoktur şimdi..
*ekim kasım gibi haa. Kışa kalmasınlar da. Kışın zor yatıya misafir. Söyleyecekler mi çocuğa?, yaramaz şey tam alışmışken düzen bozulacak, şımaracak.....

...konuşmalar konuşmalar.

*şımarmaz benim kızım. Hem zamanı değil daha söylemeye gerek yok, anlamaz nasılsa. Zamanı gelince ben söylerim ona. Hanım, sende çocuğun ihtiyaçları varsa gideriver, anasının gözü kalmasın ardında..
*ne diyecek geline, Kamil'e,
*ne diyeceği varmı hanım, onlara da anne der, baba der, bize de. Unutturacak değiliz ya!. Ben münasip dille konuşurum. Çok küçük o daha....

Şimdi ben tam anlamadım. Çocuk kim, benmiyim?. Babam benim kızım dedi. Öylese çocuk benim her halde. Gelin kim, Kamil kim, hasat ne, münasip ne. Kim kime anne, baba diyecek.

O çocuk kime anne, baba diyecek? anneme mi?
*desin.
Babama mı?
*demesin.
Babam benim.. Sadece benim. Benim.

babam sadece benim..

Bu konuşma net benden bahsetmiyordu ancak kalbimde birşeyler kıpırdadı.
KÖY..
Köy ne demek bilmiyorum ki. Ama kalbimde kavak yelleri esti.
Hala çok küçük olabilirim, hala bunları hatırlamaz sanılabilirim. Lakin hissediyorum. O çocuk benim.

Ve bende; çok kısa sürede öyle derin yaralar oldu ki..
Benden daha çok acı günler geçirmiş olanlar olabilir,
Benden daha mutlu yaşayanlarda olabilir.

Bendeki yaraları; bir ben bilirim, birde hafızamdaki ninni sesi, tren sesi, ağlayan bir kadınınsa silinmeyen izi...

                                                                   
Bu ninniyi her duyduğumda nedense o 1967 yılının loş bir anına gider gelirim. Penceremin perdesini havalandıran rüzgarla, geçmiş yıllaradır seyahatim... 
(kimbilir kaç kez paylaşacağım daha) 



Düşünceler'den EDA'ma paylaştığı için, Bekir Üstün'e tam hatıralarıma hitap eden resimleri çizdiği için teşekkürlerimle..