16 Mayıs 2013

REGAİB KANDİLİMİZ MÜBAREK OLSUN...








Bu gün kalplerin ve gönüllerin doyduğu gün. 
Bu gün durup düşünmenin, geçip giden hayatımızı değerlendirmenin ve gönülden yalvararak ruhumuzu tövbe ile arındırmanın günü.

Bu gün nefsimize dur, arzularımıza yeter artık demenin günü.
Bu gün kurtlarla, kuşlarla, çiçeklerle, otlarla birlikte kısacası yaradılan her canlının, YARADAN'a şükretme, dua etme, lütfuna, affına sığınma günü..

Bugün; mübarek üç ayların ilk kandili 'Regaib' kandili.





Diyanet İşleri Başkanı'nın geçen yıl yayınladığı Regaip Kandili mesajının oldukça açıklayıcı olduğuna kanaat getirdiğimden yayınlıyor, 

Hepinizin mübarek üç aylarınızı ve mübarek Regaip Kandilinizi kutluyorum..
VuslaT...


Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan gece, büyük bir imkân ve fırsat mevsiminin; rahmet, bereket ve mağfiret ikliminin habercisi olarak gelen mübarek Regaib Kandili’dir. Bu gece, manevî iklimi ile benliğimizi kuşatan, gönüllerimizi ferahlatan üç aylara ulaşmanın mutluluğunu inşallah bir kez daha yaşayacağız. Bu gece aynı zamanda Kur’an ayı Ramazan’ın müjdecisidir.

Üç aylar, içinde Sevgili Peygamberimizin (sas) İsra ve Miraç mucizesini yaşadığı Miraç, Şaban ayının ortasına denk gelen Berat ve Ramazan ayının son on günü içerisinde yer alan ve Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başladığı gece olan Kadir gecesinin bulunduğu değerli zaman dilimleridir.

Üç aylardan Recep ve Şaban, bizleri ruhen ve bedenen Ramazan’a hazırlar. Bu sebeple Resûl-i Ekrem (sas), Recep ayı girdiğinde, “Allah’ım! Recep ve Şaban’ı hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan’a ulaştır!” diye dua etmiş ve üç ayları sevinçle karşılamıştır.

İdrak edeceğimiz Regaib, arzu, istek, emel ve tutku anlamlarına gelmektedir. Regaib, diğer bazı kandillerimiz gibi tarihte yaşanmış bir gecenin sene-i devriyesi değildir. Regaib, geleceğe yönelik arzu ve isteklerimizi, emel ve tutkularımızı gözden geçirme imkânı veren mübarek bir gecedir.

Modern zamanlarda insanoğlunun en büyük sorunlarından birisi hiçbir arzusuna gem vuramaması, isteklerini dizginleyememesi, tutkularını terbiye edememesi, özellikle güç, servet ve şehvet tutkusunu frenleyememesidir.



İşte Regaib Kandili, bitmek tükenmek bilmeyen arzu ve isteklerimizin, bizi esir alan aşırı tutkularımızın ve bütün bu arzular doğrultusunda ortaya koyduğumuz çaba ve gayretlerimizin muhasebesini yapmamız için Rabbimizin her yıl bize lütfettiği mübarek bir gecedir.

Regâib gecesi için referans olarak verilen İnşirah suresinde, insanın gönül ferahlığını yakalaması ve zorlukları yenmesi ve üzerindeki boyundurukları atması için, “Rağbetiniz sadece Rabbinize olsun” (İnşirah 7) buyrulmuştur. Dolayısıyla Regaib, arzu ve isteklerimizi, emel ve tutkularımızı, rağbetlerimizi iyiye, doğruya, güzele, faydalı olana, regaibimizi Rabbimize yöneltmek, bütün işlerimizi Cenab-ı Hakk’ın rızasına uygun hâle getirme çabasıdır. Zira kalplerimizin inşirahı, yüreklerimizin huzuru, gönüllerimizin neş’e ve sevinci ancak bu sayede mümkündür. Aynı şekilde bellerimizi büken günahlarımızdan, hata ve kusurlarımızdan, sinelerimizin ağır yüklerinden kurtulmak, şanımızı yüceltmek, güçlükleri yenmek ve işlerimizi kolay kılmak için de rağbetimizin daima Rabbimize yönelik olması gerekir.


Cenab-ı Hakk’ın engin rahmetine, ilahî lütuf, inayet, ihsan ve ikramlarına mazhar olan bu mübarek gün ve gecelerde kendimizi yeniden gözden geçirelim. Günah ve hatalarımızla yüzleşelim. Nefis muhasebesi yapalım. Din-i mübin-i İslâm’ın manevî ikliminde gönül huzuru, istikamet ve öz güven kazanmaya çalışalım. İhtiraslarımızı dizginleyip menfaat ve çekişmelerden uzak duralım. Kendimizden ve aile fertlerimizden başlayarak bütün akraba ve komşularımıza varıncaya kadar toplumun tüm kesimleri arasında sevgi, saygı ve hoşgörü ortamının kurulması, birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin güçlenmesi, insanî ve ahlâkî meziyetlerin yaygınlaşması için azami gayret gösterelim. Bu kandil vesilesiyle bir kez daha hatırlatmak isterim ki geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı, eğitim-öğretimin sona ermesinin ardından Başkanlığımızca düzenlenen yaz kurslarında güzel dinimizi, Kur’an-ı Kerim’i ve Sevgili Peygamberimizi (sas) öğrenmeleri için sunulan imkânlardan istifade ettirelim.

Bu duygu ve düşüncelerle başta ülkemiz olmak üzere gönül coğrafyamızda yaşayan soydaş, vatandaş ve kardeşlerimizle birlikte bütün İslâm âleminin mübarek üç aylarını ve Regaib Kandili’ni tebrik ediyor; bu vesileyle bilhassa İslâm dünyasında akmaya devam eden kanın bir an önce durması; insanlığın ortak huzurunu tehdit eden terör, şiddet, savaş ve düşmanlığın yerini barış ve huzura bırakması; rağbetlerimizin iyiye, güzele ve doğruya yönelik olması ve bu aylarda yapacağımız ibadet, dua ve yakarışların kabul olması için Cenâb-ı Mevlâ’ya niyaz ediyorum.
                                                                                                            Prof.Dr.Mehmet GÖRMEZ 


14 Mayıs 2013

İSTİYORUMMMMM.



Saçmalarımdan, Seçmelerim.. Karman Çorman İsteklerim..



Hayallerimi gerçekleştirmek istiyorum.





Uçak korkumu yenmek, İngilizce öğrenmek buralardan çekip gitmek, gittiğim yerden ise buraları deli gibi özlemek istiyorum. Yani uzakları görmek yakınları özlemek. 

Hayatım bitmeden yaş iyice kemale ermedennnn hayatımda değişiklik istiyorum. 

Başarmak istiyorum . Küçücük bir şey de olsa yeni bir başarı kazanmak istiyorum... 

Büyük, güzel, bahçeli bir kır evi istiyorum. Çiçekleri birde küçük sebze bahçesi olmalı, ağaçları ise meyve dolmalı..



Bunun gibi,



Yada hayal ürünü şunun..



Daha bir yığın şey istiyorum,

Mesela güzel geniş bir mutfak,



Bundan daha güzel mutfaklar var biliyorum ama bunun kuzine ocağını çok seviyorum.

Mesela deniz gören bir yazlığımda denizi seyrede seyrede hayal kurmak, kitap okumak yada uyumak istiyorum:)




İşte bunları her gün kendime tekrarlamak, ha bire yeni bir şeyler duyup, öğrenip onları da istemek istiyorum. İstiyorum işte..

Eeee yeter artık! dediğinizi duyar gibi oldum, saçmalamayı kes, buna bir son vermezsen yapacağımızı biliriz dediğinizi duymamak İSTİYORUM:))

Son bir şey;

Hepinizi sevdiğimi bilmenizi İSTİYORUM... 


Not: Fotolar netten. Hiçbiri benim değil :(

11 Mayıs 2013

ŞİMDİ SAADET ZAMANI.. ŞİMDİ SIRA SENDE ANNE...


Birkaç yıl önce yazdım bu satırları senin için ANAM; anneler günün kutlu olsun. Çok yaşa, sağlıklı yaşa. Tüm çiçekler feda olsun sana 
ve tüm annelere

Yıllar var artık seni böyle tandır başında görmeyeli. Şimdi iyice yaşlandın ama olsun sağsın ve nefes alıyorsun ya, konuşabiliyor, kendi bakım ve ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsun ya buda yeter bana. Seni seviyorum canım anam. Güzel anam. Cefakar anam..


Varlıklı bir babanın kızıydı.
Evin en büyük kızı, dört kardeşin ise ikinci büyüğü..

Doğuştan işitme ve konuşma özürlü bir ağabey, kendinden küçük biri kız, biri erkek iki kardeş daha.. Toplam dört çocuk, küçücük yaşta annelerinin ölümü ile kalakaldılar ortada..

Baba çalışıyor, köy yeri, iş çok..Evin sorumluluğu kalmış omuzlarına. Kendi zaten daha çocuk. Ya sekiz, ya on yaşında..Lakin büyük kız o!.

Elinden geldiğince, becerebildiğince kısa süre evin tüm işleri ile ilgilendi. Bir süre sonra babası, baldızı ile yani teyzesiyle evlendi yada evlendirildi.. Babanın ve etrafın düşüncesi nede olsa teyze. Çocuklara iyi bakar. Onlara 'analık' değil 'ana' olur.

Ama öyle olmadı. Teyze, ana yarısı teyze, çocuklara 'ana' olmadı. Son derece başarılı 'Analık' oldu ama!!.

Onun analığı da tıpkı çitlenbiğin analığı gibi dövme, saç çekme, kızıp bağırma, iş yaptırma ve sindirme konularında uzmandı. Birkaç fark vardı gerçi. Çitlenbiğin (yani benim) analığı aç bırakmazdı, başkalarının yanında çok kötü davranmazdı. Birçok işi kendi yapar, çitlenbikten beklediği işler belki bir çok çocuğa fazla gelse de yinede teyzeden olma analığın beklentilerinin yanında solda sıfır kalırdı..

İnsanın kaderi kötü olmasın bir kere.. Büyüdü, genç kızlığında aylarca İstanbul'da 'Heybeli Ada Sanatoryum Hastanesi'nde Verem tedavisi gördü. İyileşip köyüne geri döndüğünde, kendinden bir iki yaş küçük bir delikanlı ile evlendirildi. Oh! çok şükür, o analıktan kurtuldu darısı kardeşlerine. Bu kez 'Kaynana-lık' eline düştü. 

Evet bu kez de kaynanası ve görümcesinden cefa çekti. Açlık dahil çok eziyet gördü. İtilip kakılmaya devam etti. İki çocuğu öldü. Biri sekiz aylıkken, biri bir buçuk yaşında. Daha sonra da kardeş acısı tattı. Özürlü ağabeyi kendini astı. 

Köy yerinin o acımasız iş güç zamanlarında bile elinden geldiğince iyi gelin, evinin kadını ve anne oldu. Sekiz çocuğundan bir tanesini, evlatlık vermek zorunda bırakıldı. 

Vermem dedi, hem kendimi hem onu öldürürüm yinede vermem!.

Ama verdi. Kaynanası verilecek dedi, o da vermek durumunda kaldı..

Yıllar geçti tüm bunların üzerinden. Hayatı boyunca çok çalışkan bir kadın oldu. Çok da zeki. İlkokul üçüncü sınıfa kadar gitmişti ama yıllar içinde unuttuğu okumayı yazmayı azimle tekrar öğrendi. Becerikli, elinden her iş gelen, bağda bahçede tarlada tapanda el attığı her işte yorulmak bilmeden çalıştı. Evlatlarına da düşkün bir anne oldu. Gurbetteki evladını hiç unutmadı. Ondan elini hiç çekmedi.

Şimdi çok yaşlı. 
Şimdi o evlatlarına çocuk oldu. 
Bakıma ihtiyacı var. 
Sevilmeye, sayılmaya, ilgilenilmeye..

Yatalak mı?. Değil.
Kendi temizliğini yapabiliyor, gözleri az görse de yemeğini yiyebiliyor. Çok sıkılırsa parka gidebiliyor.

Hangi çocuğunun evine kalmaya gitmiş ise:

*Yuvasız kuş oldum, elimde bir çanta, ha bire geziyorum kapı kapı...

Böyle bir ay onda, üç ay bunda, bir hafta birinde, bir hafta öbüründe kalmak zor geliyor ona. 

*Ah! diyor, çalışmasan hep kalırım sende. Çok rahatım burada. (Öbürlerinde de rahatım ama, bura bir başka.. demeyi ihmal etmiyor ki diğerlerinin kulağına giderse gönül koymasınlar diye). Allah bin kere razı olsun kocan çok iyi bakıyor bana. Akşam da sen geliyon. Ne güzel vakit geçiriyoruz da şu sivri dilli(Meloş, yani benim mızmız çocuk kayınvalidem) olmasa :)

İşten gelince, önce eşimin yakınmalarını dinliyorum bir süre.

*Öfff diyor. Delirtti benimki yine. 
*Ne oldu? diyorum.
*Seninkine bir kaşık fazla yemek koymuşum:). Ne bileyim ben kaşıkları sayarak mı yemek koyuyorum. İkisine de eşit koydum işte. Ekmeği çarptı, kaşığı attı, küstü odasına gitti.

Bir gün sonra akşam, eşim yine başlıyor:

*Benimki küstü yine.
*Ne oldu?.
*Seninkine sütlü kahve yapıp verdim, benimkine çay, niye bana da kahve yapmadın diye küstü gitti bu sefer.

İşte böyle!. Her akşam aynı şikayetler.

*Annene bakmak kolay diyor eşim. Sabah kahvaltıdan sonra, odasına gidiyor, orada öğlen yemeğine kadar kendi kendine oyalanıyor. Öğlen yemekten sonra akşam yemeği vaktine kadar benim yanımda oturuyor, süt içiyor, meyve yiyor, namazını kılıyor, az bana eskilerden anlatıyor. Sen gelene kadar seni bekliyor..falan filan. Benim annem öylemi ya, yok kayınvalideni benden daha çok seviyorsun, yok ona çok yemek koydun, yok o ne isterse yapıp eline veriyorsun, benimle az ilgileniyorsun.. Çocuktan beter. Çocuk olsa, kızarsın, ceza verirsin. Ama anne işte. Kızamıyorsun. Ceza veremiyorsun. Ne olacak ikisi de iyi geçinseler..

Seninki (86 yaş) benimkinden(84 yaş) daha yaşlı ama, daha uyumlu, daha aklı başında..

Evet ikisi hiç geçinemiyorlar. Kişilikleri farklı, yaşam anlayışları, çektikleri, gördükleri, hayatın onları nasıl eskittiği..

İşte bu yüzden, bir-iki hafta kalınca bende:

*sende çok rahatım, burada kalmayı çok seviyorum, damadım bana çoook iyi bakıyor, ama gitmem lazım. Burası Meliha hanıma münasip. Nede olsa o oğlanın anası. Hem onun sadece iki kapısı var, benim buranın dışında gidebileceğim yedi kapım daha var. Göçümü hazırladım (yanında her gittiği eve götürdüğü küçük valizi, pijamaları, namaz örtüsü, fazla elbisesi, çamaşırı, çarşafı, oksijen tankı) beni götürün ablana (en uzun onda kalır, her kalmaya gittiği evladından sonra ona gelir, ondan diğerine gider) yarın..

Giderken, her kapıdan çıkışta:

*Haydi allahaısmarladık kızım. Belki bir daha gelemem ya. Bu son gelişimdir belki. Hakkını helal et.. der

Öyle deme 'Anam.
Öyle deme!!..

Benim ne hakkım olur ki.
Ben sadece yapmam gerekeni yapıyorum. 
Evlatlık vazifem bu benim.  
Sana az bile. 
Şimdi senin saadet zamanın, gün görme zamanın.

Daha nice 'Anneler Günü' yaşa..
Ve;


Senin ve tüm annelerin 'Anneler Günü' kutlu olsun,
Hayat sizlerle daha güzel.
Anne'm...

Asıl sen hakkını helal et..
Benim canım ANAM..

Asıl anam..
Kanım anam..
Saadet anam..


Çitlenbik'in... 
     

07 Mayıs 2013

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -43




Hakim Amca.. -43



Babam da, annem de hazırlandılar. Beni de çook güzel giydirdiler. Hani şu çizgili etek ve ceketim var ya. Giyince film artisti gibi olduğum. İşte o elbisemi giydim.



Kırmızı pabuçlarım, beyaz çoraplarım. O çantayı ve gözlüğü kim aldı hatırlamıyorum ama bu kıyafeti her giyinişimde takıveriyorum gözüme, omzuma.. Her bir şeyimle hazırım. Gezmeye gideceğiz galiba.

Babam sabırsız. Bir aksilik çıkmaz ve bu mahkemede şahitler de dinlenirse, işlem tamam olur diyor anneme. Hayırlısı ile gelinde aksilik çıkarmaz ise, bugün biter bu iş. Dur bakalım ne olacak... 

Hep aynı şeyleri tekrarlayıp duruyor.

Annem tepkisiz..

Evden çıkmadan önce babam beni yanına çağırdı:

*Gel bakalım Çitlenbik. 

Gittim hemen kucağına kuruldum.

*Sen bu gün niye pul satmaya gitmedin baba? diye sordum hemen. Bizi gezmeye mi götüreceksin.

*Evet dedi babam. Bugün, sen, ben, annen bir yere gideceğiz. Hani sen biliyorsun ya Sadet teyzeni Kamil amcanı, onlarda bizim gittiğimiz yere gelecekler..

*Yaşasınnnn.

*Bak orada siyah cüppeli (cüppe ne ya!) amcalar, ablalar da göreceksin. Sakın onlardan korkma. Sana soru sorarlarsa o amcalar, güzel güzel cevaplarsın e mi benim akıllı kızım. Ne sorarlarsa cevap ver. Bana baba dediğini, annene anne dediğini söylersin. Hem artık Sadet teyzene de anne de bundan sonra, Kamil amcana da baba de olur mu kızım?.

*Aaaa. Ya!!. Nedenn?. 

*Evett! bak ne güzel işte, hep diyorum ya sen çok şanslı bir çocuksun, iki tane annen, iki tane baban var. Bir yığın da ablan, ağabeyin, kardeşlerin...

Bizim sülalenin resmi iş ve işlemlerinden sorumlu, en atik, en bilgili, en etkili, en yetkili, nede olsa Devlet Memuru (Zabıt Katibi miydi yoksa Mübaşir mi?. Birden hatırlayamadım) Nihat abi erken gelin demiş. Bu sebeple erkenden çıktık evden. Nasıl gittik, İzmir Adliyesi o zamanlarda Valiliğe yakın Konak semtinde miydi?, yoksa başka bir semtte mi? hiç hatırlamıyorum.

Hatırladıklarımı arka arkaya yazayım:



Kocaman bir oda. Yüksek bir yerde oturan iki üç kişi. Babamın dediği gibi siyah elbiseleri var üstünde. Yakaları kırmızı veya yeşil. Ne bileyim öyle bir şeydi işte. Bir tane kadın. Önündeki makinadan çat çat çat diye sesler geliyor. Babam ayakta. 

*Gel bakalım küçük kızzzz.

Korktum mu?. Hayır. 

*Yanıma getirin çocuğu. Birde kavanozdan şeker verin eline.

Üstü susamlı, içi fındıklı bir şeker ağzıma, iki tane pembe çizgili akide elime verildi bile. Ağzımın yanından su akmasın diye dikkatli yediğimi ve şekeri çok sevdiğimi bu gün bile hatırlarım.

Hakim amcayı çok sevdim. Bana şeker verdirdi. Alayım mı, almayayım mı diye anneme babama soramadım bile. Nihat abim elimden tuttu, birkaç adım sonra başka bir adama verdi elimi o adam da hakim amcanın yanına kadar götürdü beni. Hakim amca çok tatlı. Mis gibi kolonya kokuyor. Limonmu gizli çiçek mi?. Bilmem. Ama çok güzel kokuyor. Yanağımdan okşadı:

*Gel bakalım küçük hanım.

* :))

*Adını biliyorum. Haydi bana annenle babanı göster bakayım. 

Annemi babamı gösterdim. Sadet teyzeler daha arka sırada oturuyorlar. Bana bakıyor Kamil amca. Ay kamil baba. Öyle diyeceğim bundan sonra ona.

Babanı seviyor musun, anneni seviyor musun, evini seviyor musun... sorular sorular..

Çoğu soruya cevap vermediğimi, kafa salladığımı hatırlıyorum. Ağzımda şeker var. Konuşursam kenarından sular akar. Üstüm başım batar, annem de çok kızar.

*Sizin evde sana kızan var mı?. Seni döven var mı?.

*Babam beni hiç dövmez ki!!.

*Peki ya annen?. O döver mi?.

(Evettttt. Her zaman. Yani çoğu zaman..Bazen. Yaramazlık yapınca.......nasıl söylerim ki, söylersem annem çok kızar.) 

*Seni evde döven var mı?. Annen, ablan döver mi çocuk?. Bana bak, başka kimseye bakmadan cevap ver..

*Iıı.

Mahkemenin kalan kısmında annemle babamın arasında oturduğumu hatırlıyorum. Kamil babamın başka bir cüppeli amcanın yanına kadar geldiğini, bir kaç kez dönüp bana  baktığını, Sadet anneminde bana bakarak konuştuğunu hatırlıyorum. Ama ne söylediklerini, hakim amcanın onlara neler sorduğunu hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey hayatım boyunca 'Hakim' olmak istedim. (Olamadım. Ama hep bir şekilde Adaletin benim yanımda var olduğuna inandım)

*Yaz kızım. Karar verildi. 

Ana baba adının değişmeyeceğine, ana babanın istediği her an görebileceğine muafakatla Kamil kızı .............'nin 'Evladı Manevi' olarak Naim B..........'ya verilmesine, Hüviyet Cüzdanına işlenmesine, şahitlerin huzurunda hiç bir şüpheye gerek duyulmadan verilmesine.....








Takkkkk.

Tokmak vuruldu. Karar verildi. Ben artık 'Evladı Manevi' imişim. 

Yani; kayıtlı, kuyutlu, mahkemeli, kararlı Hüviyet Cüzdanlı:

EVLATLIK...

Ayvayı yediğimin belgesi yani:(








   

05 Mayıs 2013

ÇİLEK ŞELALESİ...


YEMEYEN BİN PİŞMAN..

Birazdan ekranlara çıkacak. Bir çift göz ona taaa uzaklardan bakacak..

Malzemeler:

2 paket krem şanti, 2 su bardağı soğuk süt, 2 tane yumurta, 1 paket vanilya, 5-6 tane kuru kayısı, 4 tane kuru incir, yarım su bardağı çekirdeksiz kuru üzüm, 1 su bardağı iri kıyılmış fındık, yarım paket kakaolu petibör bisküvi, 1 su bardağı minik minik doğranmış çilek, 1 tatlı kaşığı tarçın, 1 yemek kaşığı şeker, 2 yemek kaşığı pudra şekeri.

Sos Malzemeleri:

10-15 rendelenmiş çilek, 1 kaşık toz şeker, 1 kaşık pudra şekeri, 1 tatlı kaşığı nişasta, yarım bardak su.

Üstü için:

5-6 ince dilimlenmiş çilek. Bir fiske hindistancevizi.

Yapılışı:

-Buzdolabı poşetini iki yanından keserek kocaman bir dikdörtgen elde edelim. Dikdörtgen kek kalıbının içine kenarlarından sarkacak şekilde poşeti serelim.

-Kalıbın en altına 1 sıra üstü için ayarladığınız 5-6 çileği dilimleyip dizin.

-Minik minik doğranmış kuru yemişlerin üstüne, vanilyayı ve tarçını, küçük ufalanmış bisküvileri, çok küçük doğranmış çileği ve pudra şekerini harmanlayıp bir kenarda bekletelim.

-İki paket krem şantiyi 2 bardak soğuk süt ile krema kıvamını alana kadar çırpıcı yardımı ile çırpıp dolaba koyalım. 5-10 dakika serinlesin.

-Yumurtaların sarısı ile beyazını dikkatlice ayıralım. Unutmayalım ki bir damla bile sarısı ile beyazı birbirine karışmamalı, karışırsa yumurta beyazı köpürmez.

-Yumurta beyazlarının içine 1 kaşık şekeri koyup mikserle köpürene kadar çırpalım.

-Başka bir kapta yumurta sarılarını çırpalım.

-Buzdolabında dinlendirdiğimiz krem şantiyi alalım. İçine önce kuru yemişler olan karışımı ekleyip, sonra köpürttüğümüz yumurta beyazlarını daha sonrada çırptığımız yumurta sarısını ekleyip kaşıkla bir güzel karıştıralım.

Kalıptan çıkar çıkmaz makyajsız haliii..
Yuvarlak tabağa çıkarmamın tek amacı üst sosunu döktüğümde havuzda gibi görünsün diye.
     
-Kalıbın en altına dizdiğimiz çileklerin üzerine hazırladığımız parfeyi döküp, üstünü güzelce düzeltelim. Kalıptan sarkan kısımları üstüne örtüp, parfeyi derin dondurucuya atalım.

Servise hazırımmmm..Haydi tabaklarınızı alın yanıma gelin..


-Servis yapmayı düşündüğümüz zamandan iki saat önce dondurucudan alıp, buz dolabına koyalım.

-Kalıptan ters çevirip çıkardığımızda üstündeki buzdolabı poşetini alıp, önce uzun uzun muhteşem görüntüsünü seyredelim.:))

-Sos malzemelerini tavamızda 3-5 dakika kaynatıp soğutalım. Ve dolaptan çıkardığımız parfenin üzerine dökelim.

Yanlarından sarkıtlar halinde tabağa doğru süzülen çilek şelalesini de bir süre seyredip, bir tutam hindistan cevizi ile süsleyelim.

İster dondurma ile ister sadece çilekli parfeden afiyetle yiyelim..

Çilek havuzuna düşmüş, kuru meyveli ve çilekli PARFE..
Bir kez yiyen, hep yemek isteyeceği için pişman..
Yapıp yemeyen zaten çokkk şey kaçırmış demektir:)
Çok uzun yıllar önce Devlet Bakanlığı yapan, çok sevip saydığım değerli bir misafirim ve ailesi için yaptığım, çok beğeni alan, çilekli parfeme teşekkür ediyorum. Beni misafirlerime mahçup etmediği için:)