zülbiye tatlısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zülbiye tatlısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -16


Zülbiye.. -16

Körfezin Mavi Karabataklarından..
Yan güvertede yolculuk yapmak mütiş güzeldi. Hiç yaramazlık yapmadan, hiç soru sormadan, sadece denizi seyrederek geçti yolculuğum..

Bugün denizde, mavi karabataklar çoğunluktaydı. Denize dalıyorlar, gagalarının altı balık dolu su yüzüne çıkıyorlar. Tekrar dalıyorlar, tekrar çıkıyorlar. Özgür ve mutlu. Sesleri kulaklarımda, dalgaların sesleriyle karışmış sesleri.. Mutlu mutlu dalıyorlar, mutlulukla kanat çırpıyorlar.

İskeleye yanaştık. Bizim lostromo güvertenin ortasında, elinde palamarlarla duruyor. İskeledeki görevli bağırıyor bu kez:
*aborda, aborda. (yanaş, yanaş) . At palamarları, pasarellan varmı, yanaştırayım mı?. (at halatları, iskeleye çıkmaya yarayan portatif köprün varmı?).
*var, var. Kurt boğazından geçirdim, yakala palamarı, sıkı bağla babaya.

Tahta iskeleden ilk çıkanlar genelde yan güvertedekiler. Biz terk ettik Efes'i. Vapur iskelesinden çıktığımızda leylekli binaya baktım. Işıklar yanmadığı için boş bir çerçeveden ibaretti. Ne leylek vardı ortada, nede gül.

Karşıyaka sahil yolu, iskelenin sol tarafı..



Sahil yolunda, bu kez sol tarafa doğru yürüyeceğiz.
Kırmızı ile işaretlenmiş köşe ablamların evi idi..


Hafızamda kalan kroki ile, google eart krokisi hemen hemen aynı..

Sahil yolunda karşıya geçtik. Dördüncü sokak yani 1737. sokağa döndük. Bu sokak başındaki apartmanlarda ve ilerlediğimiz sokak boyunca birçok güzel, önleri çiçeklerle bezeli binalarda, takılı kaldı gözüm. Tabii o zamanlar apartmanlar yeni yeni yaygınlaşmaya başladığından ve bizim Konak'ta oturduğumuz mahallede hiç apartman olmadığından, bana ilginç geliyordu.

1737 sokaktan bir apartman. Bu apartman o zamanlarda vardı yanlış hatırlamıyorsam.

Sokak boyu sohbet, muhabbet yürürken, çiçek kokuları terlememize, yorulmamıza fırsat tanımadan bizi cezb ediyor, sarıp sarmalıyordu. Henüz öğlen sıcağı çökmemiş, akşam sefaları renklerini gizlememişdi.


Apartmanların arasında bir kaç konak dikkat çekiyor. Çok güzel, sessiz, mağrur.
Yaşlı, zarif bir beyefendi eşiyle bahçede sabah kahvesini içiyor.

Bu köşk o köşk değil, ama bu köşkde Karşıyaka'da. Hemde Ata'mızın annesinin son günlerini geçirdiği Karşıyaka Uşşakizade köşkü bu. 


Bu köşk de, o sabah kahvesinin içildiği köşk değil, hatta bu İzmir'de bile değil. Ama işte böyle güzel bir köşkdü önünden geçtiğimiz. Bahçesine, sakinliğine göz süzdüğümüz..

Biraz yorulduk mu ne?. Sokağın iki yanında okul var. Soldaki İlkokul, sağdaki Karşıyaka Kız Lisesi diye hatırlıyorum ama tam terside olabilir.

O okullardan birinin son hali..

1731  sokak kesti önümüzü. Az sonra varacağız. Köşede; bir tane iki katlı, yanında daha küçük tek katlı sonra diğer köşesinde uzun tek katlı bir binası olan, önü beton, bir yada iki ağacın bulunduğu büyük bir avlu kapısı vardı. Orasıymış. 1737 sokağın bittiği köşe başı.
Gri demirli bahçe kapısından geçtik. Bahçe kapısının karşısındaki tek katlı bina ablamın evi. Evinin kapısı açık, büyük görümcesi, küçük görümcesi ve kendi kapının önünde misafirleri karşıladılar. Gelenleri içeri buyur ettiler. Büyüklerin ellerinden öpüldü. Küçüklerin yanaklarından. Herkes, herkesi öptü; öpülmeyen bir ben.

Pardon, pardon bende öpüldüm, Müzeyyen hanım teyzem öptü beni. Sevgi abla başımı okşadı. Bence ablam öpseydi, başımı okşasaydı daha iyiydi. Ama çok işi var, çok da misafiri.

Ablamın büyük görümcesi Sevgi abla. (Sevgi teyze demek daha uygun gibi ama ben abla diyorum.)
Bu arada pardon demeyi yeni öğrendim. Birçok kibar kişi; bonjur diyor, pardon diyor, birde bişey daha diyorlar ama ben şimdi neydi hatırlamıyorum.

Ablamın evine girdik, ortasında buzlu camlı bir kapı bulunan uzun bir oda. Camlı kapıyı kapatınca iki oda gibi olan uzun oda. Bir yarısına misafir odası, bir yarısına oturma odası deniyormuş. 

Ablamın hafızamdaki evi.. 
Ablamın evi bizimki gibi iki katlı değil ama yeni. Yerler çok güzel şaplı mozaik. Tuvaleti harika, deliği küçük ve çok aydınlık. Aslında ev epey aydınlık. Çok büyük değil lakin kullanışlıymış. Büyükler öyle diyor. 

Annemin ayaklarının dibinde oturuyorum. Çok konuşmuyorum, konuşulanları dinliyorum. Müzeyen hanım teyze en baş köşede oturuyor. 
Müzeyyen hanım teyze.
Ablam, küçük görümcesi, birkaç genç hanım daha, misafirlere hizmet ediyorlar. Bizimle birlikte giden veya direk oraya gelen konuklarda sohbet ediyorlar. Kimisinin ellerinde ikram tabakları var. Ben bir ablamı birde Müzeyyen teyze ve kızlarını izliyorum. Hepsi çok güzel ve süslü kadınlar. Ablamda dudaklarını pembeye boyamış. Üstünde çok küçücük kolları olan beyaz üzerine çiçekli, güzel bir elbise var. Peri kızı gibi. 

Ablam gerçekten çok güzel. Annem onu benden fazla sevmekde haklı. O güzel ve uzun boylu. Ben çok küçüğüm ve çirkinim.

Çocuklar avluda istop oynamaya çıktılar. Çoğu eline aldı bir parça börek doğru dışarıya. Ben çıkmadım. İlk defa geliyorum ablamın evine. Ne işim var dışarda. Zaten küçüğüm diye oynatmıyorlar, sadece kaçan toplarını almaya gönderiyorlar, o zaman niye çıkacağım ki.

Çok usluyum. Annemin dibinden kalkmıyorum. Konuşmuyorum, sadece dinliyorum. Müzeyyen teyze çok tatlı. Kırmızı dudakları ile öpücük gönderiyor bana, bazende göz kırpıyor, gülümsüyor. Çok seviyorum onu. Çocuklar böreklerini alıp çıktılar ya avluya, banada verirler herhalde. Bekliyorum, istemiyorum, çok da usluyum.

Çoğu tabaklarını yedi bitirdi, kimisi kibarlık olsun diye bir iki çeşit kurabiyesini tabağında bırakıverdi.. Kimini Sevgi abla yapmış ikramlıkların, kimini başka ablalar ve ablam.  Bekliyorum, istemiyorum, hala çok usluyum. Sonunda Müzeyyen hanım teyzem:

*çitlenbik, git mutfaktan bir tabak kurabiye de sen al.. dedi.
Anneme baktım. Gidebilirmişim. İşaret etti. Kalktım mutfağa gittim, ordakilerden birine:

*banada kurabiye verirmisin dedim. Herkes meşgul, tabakları toplamakla, bulaşık yıkamakla, çay doldurmakla. Ablam bir bana baktı, birde içerden gelen tabaklara.
*al.. dedi. Al bunları dökmeden ye.

Başkasından kalmış iki tuzlu kurabiye, birde yarısı kopmuş zülbiye...  

./..