kanepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kanepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2012

ÇOBAN ÇÖKELEĞİ..



PATLICAN'a sarılmış ÇOBAN ÇÖKELEĞİ



Malzemeler: 1 kase süzme yoğurt, 1 bardak iri kıyılmış ceviz, yarım kase yağlı Balıkesir loru veya çökelek, 2 tane közlenmiş kırmızı biber,3-4 dal dereotu ve maydonoz, 1-2 dal taze soğanın yeşil tarafı, 3 uzun patlıcan, tuz, karabiber, toz kırmızı biber, çörek otu ve çökelek kullanılacak ise 1 yemek kaşığı zeytinyağı.

Yapılışı: 
Patlıcanları yol yol soyalım. 
İnce uzun dilimleyelim. Tuzlayıp acı suyunu attıktan sonra yıkayıp kurulayalım ve arkalı önlü güzelce kızartalım. 
Kağıt havlu üstüne çıkaralım.
Közlenmiş kırmızı biberi soyup çekirdeklerini çıkaralım, küçük küçük doğrayalım.
Dereotu, maydonoz ve yeşil soğanları çok ince doğrayalım.
1 kase süzme yoğurdun içine önce cevizleri atıp karıştıralım.
Daha sonra doğradığımız diğer malzemeleri ve loru atıp karıştıralım. Şayet lor değil çökelek kullanacaksak 1 yemek kaşığı sıvı yağı da ekleyelim.
Tuz ve diğer baharatları atalım.
Patlıcan dilimlerine hazırladığımız içten sürelim ve rulo yapalım. Kürdan ve nane yaprağı ile tutturalım.
Hazırlanmış ruloların birleşme kısımları alta gelecek şekilde servis yapmaya dikkat edelim.
Patlıcanları servis tabağımızın kenarına dizelim. Kalan iç harcımızı tabağın ortasına dökelim. Servis yapalım.  Afiyet olsun.


Patlıcan hariç yeniçerinin veya çobanların azık çıkısında bulunan yoğurt, çökelek, soğan, biber, maydonoz, ve çörek otunu karıştırıp yedikleri bu tarifin modern ilave malzemeler (ceviz,dereotu,köz kırmızı biber ve kızarmış patlıcan)  ile yapılışı ve sunumu. Afiyet olsun

Not: Bu tarifi daha önce sevgili arkadaşımız Piti Piti'nin Patlıcanlı Tarifler etkinliğine göndermiştim ve Yaz Yağmurları-Tencerem Kaynıyor sayfasında yayınlamıştım. 

Kızım ve biriki arkadaşım tekrar yayınlamamı istediler. Bende kırmadım onları. Umarım beğenirsiniz..

15 Ekim 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -34




EFES OTELİ..34




Onu sadece iki kere gördüm.. 

İlk gördüğümde, melul mahsun merdivenlerin köşesinde oturuyordum, sabahın erken saatlerinde. Sarı evin köşesinde ki, ilk basamakta..


Köşesi sarı olan ev Dr.Gönül ablaların evi..



Belki pencere açılır, güzel bir iki ilaç kutusu verilir diye; hep beklediğim gibi bekliyorum sessizce. Hala Aspirin yap-bozum olmadı. Hala bir derece veya süslü bir ilaç kutusu bana denk gelmedi işte..


Böyle güzellerim hiç olmadı:(

Bende bir kaç tane yuvarlak sıradan boş teneke şişe var.. 
Bunlara benzeyen..
Gri bir tayyör var üstünde. Ceketin kenarları daha koyu griden biyeli. Sarı saçları ve çok güzel yapılmış topuzuyla melek gibi gülen bir yüzle evinin kapısını çalıyor:

Tak, tak, tak..

Baktıkça bakası geliyor insanın. O kapıyı çalarken ve kapının da açılması gecikmişken bende ona bakıyorum doya doya..



Saçları topluyken de, açıkkende tıpkı bu güzel, bu zarif yüze benziyordu: Dr.Gönül abla..
Kapı açıldı, Gönül abla bana gülümseyen bir bakış attı ve içeri girmeden önce:
*birazdan çocuklar sokağa çıkarsa, bağırıp çağırıp gürültü yapmamalarını söylersin değil mi küçük, güzel kız.. Nöbetten çıktım, biraz uyuyacağım. Sokak sana emanet..

Onu ilk gördüğüm gündü bu gün. 
Ve ilk kez, 
Ve son kez konuştuğum gün..

Hep duyardım adını. Çocuklara getirdiği kutuları annesi dağıtırdı, bilirdim. Ama onu hiç görmemiştim. Çoğu çocuk da görmemişti ya..

Evet o benim Gönül ablamdı şimdi. Diğer çocuklar, özellikle Ayla en iyi, en güzel kutuları alıyor olabilir ama Doktor abla bana emanet etti sokağı. Benimle konuştu. Bana göz kırptı..

Uzun bir süre sabahları hiç gürültü ettirmedim sokakta. Belki yine uyuyordur diye.. Uzun bir süre de görmedim bir kez daha. Ne evden çıkıp hastaneye giderken, nede eve geldiğinde..

Şimdi ise mahallede bir telaş bir telaş. 

Doktor Gönül evleniyormuş..

Hemde Büyük Efes Otelinde..

Aaaaa!!!

Vay beee!..

Herkes bunu konuşuyor..Herkes bundan bahsediyor.

Gönül çok zengin bir Profesörle evleniyormuş. Balayına (balayı ne ya) İsviçre'ye kayak yapmaya gideceklermiş (aaaa şimdi kar olmaz ki..Bu arada kar ne, kayak yapmak ne Nermin'in kartpostallarından öğrenmişdim)..Sonrada ver elini Amerika'ya.

Sen ne giyeceksin, ben ne giyeceğim..Başka kimler davetli ki..Gelinliği nasılmış. Düğünde yemek bile varmış..

Yaaa; ev düğünü değil ki, sanmam yemek yoktur herhalde. 

Kapı önü sohbetlerinin en birinci konusu bu. Günlerin, sohbet, mevlüt vs. toplantıların da tabii ki..

Bu arada ben, ilk defa sinemaya da gittim, bütün mahalle ile birlikte ama düğünden sonra anlatacağım sizlere.. 

Çünkü Gönül ablamın düğünü daha önemli.. 
  

Düğün günü geldi çattı..
Herkes karınca kararınca takı hediyesini aldı, giyindi, süslendi püslendi..

Efes Oteline doğru yola çıktık mahalleliyle birlikte. İzmir'in, hatta Egenin en ünlü, en ihtişamlı, bizler için ise en ulaşılmaz oteline gidiyoruz. Öğlen saatlerinde başlayıp akşam üzerine kadar sürecek yemekli düğün akrabalara ve bizlere, akşam ise doktor arkadaşlara bir gece klubünde balo..



Efes Otelinin kapısında, görevliler karşıladı bizleri; düğüne gelenleri ayrı bir görevli, otelde kalmaya gelenleri ise ayrı bir görevli. Otelin İzmir Körfezini de gören çatı katında idi beklenen düğün. Salona girer girmez ağzımız açık kaldı. Kocaman bir orkestra yeri, bembeyaz örtülü, üstünde çiçekler olan masalar. Masa örtüsünün üstünde pırıl pırıl parlayan bardaklar, tabaklar, çatal ve kaşıklar. 

Gönül ablanın ailesi ve diğer birkaç kişi kapıda misafirlere hoş geldiniz diyorlar. Tüm komşular için iki büyük, uzun masa ayrılmış. Oraya oturtulduk. Mahalleliyi aldı bu iki masa. Demek ki tüm mahalle davetli değil düğüne yada beyler gelmeyince yeterli oldu ayrılan iki yer.

Her neyse. Orkestra yerleşti. Salon misafirlerle doldu taştı. Garsonlar pire gibi, dört dönüyorlar etrafta..

Veeee!!!

Orkestra devrede.

La Cumparsita...

Konfetiler havada..Gelin ve damat göründü kapıda..
       
Aman yarabbim. Herkes çılgınca alkışlıyor. Ah! gelin ve gelinlik müthiş güzel, ne kadar asri.. Damat Paris'ten getirtmiş diyorlar. Fransız küpürü şekerim dantelleri. Bak bak gördün mü duvağı ne kadar uzun. Ay çok güzel olmuş Gönül, bebek gibi..


    



İşte bunlar gibi..Dantel ve çok güzel.. 
Nikah kıyıldı. Danslardan tangolar, valsler yapıldı..Masalara geldi kanepeler, ordövrler (anlamadım, bu süslü yiyeceklere neden böyle isimler takmışlar)









Kanepe ve ordövr tabakları..
Her şey çok güzel görünüyor. İnsanlar şaşkın. İlk defa kanepe ve ordövr tabağı ile karşılaştı bizim mahalledeki herkesler.. Çoğu bildiğimiz şeydi; küçük küçük ekmeklerin üstünde salçaya benzeyen soslar, zeytinli, sucuklu, domatesli turşular. Üstüne bir de çubuk batırmışlar. Bazı tabaklarda çeşit çeşit peynirler, havyar ve füme etler, salamlar, sosisler, börek ve kurabiyeler. Daha salata ve tatlılardan bahsetmedim bile. Yemekleri hatırlamıyorum sadece yemeğe çorba ile başlandı biliyorum. Diğer şeyleri unuttum, masada ilk defa gördüğüm şeylere odaklanmış durumdayım.

Çoğu şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Mesela peynir çeşitlerine el sürmem ama sosisli börek neymiş, salamlı üçgen tostun tadı nasılmış merak ediyorum. Bunlardan tadacağım. Ağzımdaki lokmayı çabuk yutacağım ardından hemen onlardan birer parça alacağım..

Alabilecek miyim. Galiba hayır. Annem karşımda oturuyor. Suratı, ifadesi ağlamaklı. Çok çabuk sinirleniyor, bana sık sık kızıyor yine..

*Ah diyor. Ah güzel kızım. Behire'm ne halde ki şimdi..

Cicianne, düzelir merak etme diyor birileri.. Benim aklım sosisli sigara böreğinde. Ayrıca tabakta da çiçek gibi açmış sosisler var. Annemin gözlerinin içine bakarak çatalımı uzattım sigara böreğine. Bir bakış baktı ki bana, sıkıysa batır çatalı böreğe.

*Başka şey ye. Domuz etinden yapılmış o sosisli börekler, tabaktaki salamlar. Sakın onlardan yeme. Onu yersen, bunu da yersin.

Eli masaya dayalı, dört parmağının ucu çaktırmadan havada. Anladım anne. Peynir yemem, sosis yemem, salam yemem, soğuk etten yemem, bilmediğim hiçbir şeyden yemem. Senin izin vermediklerine elimi bile sürmem..

Ben Gönül ablamı seyrederim, gerekirse sadece kuru ekmek yerim..

Bütün gün boyunca ikinci ve son kez gördüğüm Gönül ablamı seyrettim. Çorbadan başka hiçbir şey yemedim, içmedim.

Uzun uzun baktım ona; kah ben gelin Gönül oldum, kah Gönül ablam benim içime doldu..

Hayatımda hala hiç sosis yemedim. Salam tadı nasıl bilmedim. 

Ne o düğünü unuttum, ne bana güzel kız demesini, sokağı bana emanet etmesini..

Yıllar sonra bir film izledim. Sarışın güzel bir kadını, topuzlu, güler yüzlü bir kadını.

Gözlerinde hüzün gördüm. Sözlerinde sevgi. Adı Sema'ydı. Sema Özcan. Tıpkı Gönül ablama benziyordu. 

Onu çok sevdim. 
Beyazperde de görmeyi, Gönül ablamı görmek gibi bildim.




Sema gökyüzü demek. Masmavi, bazende bembeyaz bulutlar, taa Amerika'ya bile gidebilirler..

*Küçük güzel kız seni çok özledi derler doktor ablama. O gün sigara böreklerinden hiç yemedi. Sosise salama hala el bile sürmedi.. 

O; bir gün buralara gelecek, nöbetten çıktığında rahat rahat uyuyasın diye, tüm sokakları sessizce bekleyecek..

Bir zamanlar Efes Vapurundayken, köpüklerden dilek tutmuştu, leylekler duysun diye..

Bugün de Efes Otelinde, mektup yazdı bizim üstümüze, sen gideceğin yerden oku diye..