10 Aralık 2012

İLK KARTINIZI BEN GÖNDERMEK İSTEDİM:))



Mutluluğun görüntüsü...



Eskiden yılbaşı kutlamalarına yakın durmazdım.. Öyle yetiştirilmiştim. 

Hala yılbaşının; farklı bir dinde, dini anlam yüklendirilen 25 Aralık Noel günü etkinliklerine yaklaşımım aynı uzaklıkta..

Nasıl benim kutsal günlerime, kutsal aylarım ile bayram günlerime uzak olanlar var ise, bende onların kutsal günlerine uzağım, yaşadığım sürece..

Dünyada yaşayan her insan, nasıl inanmak istiyorsa öyle inansın bence. 

Tek şartım var..O da Allahcc'a inanmak. Sadece onun tüm kainatı yarattığını kabul etmek..

Ben ona inanmayı, ondan başka (Rab, Tanrı, Yaradan ve dahi diğer isimleri ile) Allahcc olmadığını kabul etmeyi, onun işaret ettiği peygamberlere inanmayı, son peygamberimizin yolundan gitmeyi, inançlarımı yaşamayı, inananların önünde saygı ile eğilmeyi, onlara özenmeyi seviyorum.

Konuya böyle giriş yaptım, lütfen mazur görün..

Çünkü ben yeni yılınızı kutlamak istiyorum. Hemde en önce:)

İnsanın bazen güzel temennilerini iletmek için sebeplere ihtiyacı olur ya, işte sebeplerden birkaçı:

-Yaşanmış bitmiş bir yılı acısı ile, tatlısı ile, bazende mayhoş günleri ile uğurluyoruz. Demek ki hala nefes alıyoruz:)

-Yaşanacak bir yılı karşılamaya hazırlanıyoruz.  Tatlısıyla, tatlısıyla, tatlısıyla:)) 
Vede inşallah hayırlısıyla..

-Yeni bir yıla, yeni bir bakış açısı, yeni bir enerji, yeni umutlar, yeni hayatlar ile başlamak arzusu.. Ve başkalarıyla da paylaşma coşkusu..

-Ve biliyorsunuz ben kartpostalları çok seviyorum. Anılarımda yazmıştım:((

31 Aralık Noel değil. Sadece bir yılı gönderme, bir yılı karşılama bence.. Bu şekline inandığım sürece hepinizin 'Yeni Yılı'nı kutlayabilirmiyim sizce?. :)

Önce tıkla.
Sonra büyük kartopuna değiver mausunla..
Sonra, orta boy kartopunu sürükle, büyüğün üstüne.
Küçüğü de en üste götürmeyi sakın ihmal etme bence..

Üç topu koydun üst üste.. Şimdi sıra son bir tık daha. Kartoplarının herhangi bir yerine..:)

Nice güzel yıllara, 
Postacı VuslaT'tan okuyanlarına... 

Haydi durma tık tık tıkla.. 

http://ak.imgag.com/imgag/product/preview/flash/bws8Shell_fps24.swf?ihost=http://ak.imgag.com/imgag&brandldrPath=/product/full/el/&cardNum=/product/full/ap/3166187/graphic1

Nasıl sevdiniz mi?..
İnci'mden bana armağandı,
Benden de hepinize.. 





07 Aralık 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -38

HATIRALARIN AYAK İZİ
Bölüm 3


Puzzle'da boşluklar var (bir).. -38




Puzzle'ı bilirsiniz.
Parçaları yanlış yere koyarsanız, bütünün ahengi bozulur.
Parçalardan bir veya birkaç tanesini kaybederseniz de, yerinde boşluk..

Kaybettiğiniz parçayı bulduğunuzda ise ya bir yeri kopmuştur, yada sonradan monte eğreti durmuştur.
**

Yanlızdım sabahın bir saatinde, bir ben vardım balkonda, birde kumrular ve serçeler. Cadde ıslaktı, kaldırımdaki eğriliklere yağmur sularından birikintiler olmuştu. Birikmiş yağmur suları ve etrafında hareler..

Yanlızdım..

'Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım,
Yanlız olduğumu söyleyeceğim kimse olmadığından,
Yanlızım ben.' Hz.Mevlana..

Yanlızken ellerimi semaya açıp, ahenk dolu bir sesi dinledim. Geriye, geriye taa geriye gittim.

Birde bu sabahın sesini dinledim. Yarabbim şükürler olsun sana, sonunda mutlu olabilmeyi nasip ettin bana..

Benden geriye gittim o gece, geçmişi düşündüm sessizce..

Her anı kafamda sıraladım, sıraladıklarımı yazdım rahatladım!.

Yinede beynimde kalan parçalar var hala.. Hangi sırada yazmalıydım, hatırlayamadım..

Geriye dönüp yerleştirsem eğreti duruyor. Bundan sonra yazacaklarımın arasına yerleştirirsem de ahenk bozuluyor.

Kaybettim desem, diyemiyorum..Hatırladığım hiçbir görüntüyü beynimden anlatmamışsam silemiyorum.



Puzzle yapmak zor iş. Taa uzak diyarların, uzak zamanlarında kalan hatıraları sıralamak daha da zor..

Bazen öyle oluyor ki, kendime şaşıyorum. Sanki o anı yaşıyorum. Sanki o yaştayım.. Sanki oradayım. Sanki aradan yıllar geçmemiş gibi. Evet öyle bir an oluyor ki, çok çok önemsiz bir ayrıntı bile geliveriyor gözlerimin önüne. Hatırlanmış, en incesinden öteberi detaylar.. 

Hiçbir bağlantısı olmayan görüntüler de var hatırımda. Kopmuş bir film şeridinin, bazen bir sahnesi, bazen birçok, bazende olayın tamamı canlanıyor gözlerimin önünde.

Ve bazen, hiç bir şey yok kafamda. 
Bir boşluk. 
Bir hiçlik. 
O olayın başı neydi, ne zamandı diye düşünürken, karşımdaki koca bir kara delik. 

Birbirine karışmış ayak izleri, bazıları silinmiş gitmiş besbelli..





Hatırlamayı Unuttuğum, Depoda Kalan Anılar..


Kış mıydı, yaz mıydı?..
Yoksa baharların birinden, bir akşam mıydı?.
Ne zaman yaşandı bu anı..Unutmuşum!!

Sokak kapımızın yanındaki küçük oturma odasındayız. Ablam ve annem (demek ki ablam evlenmeden önce, çünkü Melih'i hatırlamıyorum) karşımızdaki evde oturan Havanım teyzelere gidecekler. Biz; yani babam ve ben niye onlarla geçmedik karşıya hatırlamıyorum. Ablam ve annem gittiler. Nermin'in kapıyı kapattığını duydum.

Babamın o akşam, üstündeki kazağı bile hatırlıyorum. Kareli bir gömleğin üzerinde saç örgüsü modeli ile örülmüş, kahverengi bir yelek. 

Bu yeleğe benzer.
     
Babamın kucağına oturdum. Çok seyrelmiş saçları ile oynadım. Bıyıklarını, kalın kaşlarını taradım. Bir yandan da konuşuyoruz. Konuşma bu yöne nasıl gitti hatırlamıyorum bile:

*yaramazlık mı yapmıyorsun?. Anneni üzüyormusun?.
*ben yaramaz değilim ki baba. Ama annem bana hep kızıyor.
*ya!! Peki niye?.
*bilmem kızıyor işte. Beni sinemaya götürürmüsün diyorum kızıyor. Peynir yemiyorum kızıyor. Sabunluğuda ben kırmıyorum zaten (çok yakında anlatacağım), vs..

Ben şikayet ediyorum, gündüzleri beni dövdüğünden, en küçük hatamda kulağımı çekip, kollarımı cimciklediğinden, ablamı daha çok sevdiğinden, beni hiç sevmediğinden, sıçanlardan korktuğumdan.... ha bire anlatıyorum, anlatıyorummm. Anlatmak denmez buna, çocuk aklı fırsat bulmuşken şikayet ediyorum durmadan..

Pencerenin kalındı perdesi. Yinede dışarıdan camın altından usulca süzülen gölgeyi fark ettim. Hemen sustum. Dışarının sessizliğine kulak kabarttım..Kalbim deli gibi çarpıyor. Oysa Nermin açmıştı kapıyı. Annemler girmişti içeri. Bu kim ki?. Ablam tabii ki :(

Ah, ah ben ne yaptım..
Sonuçlarını düşünemeyecek kadar aptalım..

Hadi bizde gidelim dedi babam. Yada ben mi istedim gitmeyi?..Suç bastırır gibi.

Acaba; orada babamla hiç konuşmamış gibi yaparsak dahamı rahat hissederim kendimi.

Anneyi, ablayı şikayet etmek kötü bir şey. Ama bir annenin de küçük bir çocuğu en ufak bir yaramazlıkta dövmesi doğrumu ki?. Kocaman ablanın minik kardeşini bu kadar dışlaması..Hele hele gizlice dinlemesi.

Hatırlıyorum.. Hemde çok net hatırlıyorum. Karşıya geçtiğimizde, gerilmiş ama kabahatini biliyoruz diyen yüzler. Annem, ablam, Havanım teyze. Her biri ayrı manada baktı.

Küçüğüm, belkide oldukça küçük. Ama çok erken öğrendim bakışların dilini:

Annem, sana göstereceğim diyor..

Ablam, söylediğin her şeyi duydum, duyurdum.

Havanım teyze, yazık sana diyerek bakıyor, biraz da cezayı hak ettin ama! der gibi.

Nermin, nerede kaldın, niye demin gelmedin. Haydi oyun oynayacağız gibi..

Hamdi bey amca, oo hoş geldin komşum, kadınlar fısırdaşıp duruyor, sıkıldım.

Babam, hem hoş bulduk der gibi. Hemde çocuğumu ezmeyin, ezdirmem, ezdiğinizi duyduğumda da bende sizi ezerim gibi..

Ben, ben ya ben:

Ben suçlu gibi..
Yaramazlık yapmış gibi.
Hiç bir şey olmamış gibi.
Oh olsun, anlattım işte babama canımı nasıl yaktığınızı der gibi.
Babam beni korur gibi.
Ya koruyamazsa gibi..
Lütfen ikide bir dövmeyin, cimciklemeyin, bağırıp çağırmayın gibi..

Eyvahlar olsun gibi,
Yarın tenimin rengi kızaracak gibi..
Hem azara, hem sopaya doyacak gibi..

Tam bu kadar değilse de, bacaklarım, popom, kollarımdaki cimcik morluklarım böyle olurdu. Aslında ne kadar canımı yaktığını bilmeden, hırsından vururdu. Sinirine hakim olamadığından.  Sonra aklına bile gelmezdi canımın, ruhumun acısı. Çünkü o çok meşguldü. Pişecek yemeği, Okunacak sipariş hatimi, İşlenecek kasnak işi, Düşünecek, sevecek, yanında olmadığında özleyecek BEHİRE'si.

     

Bir leylek tanıyorum..

Yeşil kanatları ile yanıp sönen..

Bembeyaz köpükler, duyun sesimi. Söyleyin leyleğe dileğimi.

Yalvarıyorum yarın beni başka bacaya bırakın..

Mesela, şapkalı amca ile örtülü teyzenin evine..

Yada dağlara, kırlara, ormanlara, annemden çok uzaklara..

En sevdiğim Yap-Boz.
Bir kız, güzel bir klübe, leylek, ağaçlar..
Ve burada Mutluluk var..



05 Aralık 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -37




Velayet kimin olacak.. -37



Melih kimde kalacak?.
İşte bütün mesele bu sorunun cevabında..

Şimdi bir kaç gün öncesine dönelim..O sabah uyandığımda kulağımın çınlaması geçmişti. Acıyordu, biraz da ağrıyordu. Ama dün akşam ki gibi çınlamıyordu. Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyor. Üstünü başını giyinmiş. Demek ki yine gidecek ablama.

Usulca mutfağa girdim. Bana arkası dönük. Ocakta bir şeyler yapıyor..Tuvalete girdim. Canavarlar yok ortada..Ne sesleri var, nede kendileri..

Ohhh!..

Çarçabuk kahvaltı yaptık. Annem gitti. Beni nereye bıraktı. Yanında kim vardı. Bu telaş niye?. Hatırlamıyorum..

Sonra, uzunca bir süreyi hatırlamıyorum..




Eşyalar toplanmış seninle birlikte
Anılar saçılmış odaya her yere
Sevdiğim o koku yok artık bu evde
Sen
Masamız köşede öylece duruyor
Bardaklar boşalmış her biri bir yerde

…………………..


Bir gün, çıkmaz sokağımızın başına bir kamyon geldiğini hatırlıyorum ama, hayal meyal. Galiba Nihat amca indi kamyonun önünden. Annem nerede, ablam nerede, bir kamyon eşyanın hepsini mi Hamdi bey amcaların bodrum katına koyduk yoksa başka evlere de eşya emanetledik mi?, bilmiyorum. Hatırlamıyorum..

Peki, bir ev dağılırken, eşyalar oraya buraya saçılırken babam neredeydi, Melih kimde idi?.. Bunu da hatırlamıyorum..

Sonra, sonra yine hatırlayamadığım zamanlar var anılarımda..
**

Babam bir polis getirdi kapıya, annemi de aldılar üçü birlikte Karşıyaka'ya gittiler. Otomobil ile..

Niye ki?..

Akşamın geç bir vaktinde döndüler eve. Yorgun argın..Ama bebecik yok. Elleri boş. Yakalayamamışlar onları, alamamışlar minik oğlancığı.

Ablam nerede bu arada. Ben neredeyim ki, şimdi?.

Yine günler günleri kovaladı. Nihat amca geldi bir öğle vakti(Nihat amca, annemin yeğeni Aysun ablanın kocası hatırlarsanız. Adliye'de ya mübaşir, yada zabıt katibi diye hatırlıyorum mesleğini.),

*ön duruşma günü belli oldu dedi. Sıkmayın canınızı. İnşallah alacağız çocuğumuzu.

**

Ön duruşmada; çocuk çok küçük diye, polis nezaretinde haftada bir görme izni çıkmış galiba, ablama.. 

Eskiden boşanma davaları sonuçlanana kadar, çocuklar kimde kalmışsa, yani kim çocukları kaçırıp mahkeme gününe kadar elinde tutabilmişse velayeti alan, mahkemeden kazançlı çıkan o olurmuş.

Velayet savaşına konu çocuğun çok küçük bir bebek olması, kız veya erkek olması durumu bir nebze değiştirse de, son mahkemeye kadar herkes birbirinden çocuğunu saklar veya polis nezaretinde geçici görüşme yaparmış. Nihai mahkemeye kim kucağında yada elinden tutarak getirmişse, hakim nafaka ve velayet kurallarına karar verir, çifti boşarmış..

Öyle ki, büyük çocukların bir kolundan biri, diğer kolundan diğer ebeveyninin çekiştirmesi nedeni ile, birçok çıkıkçı işi çıkmıştır eminim:)



Peki biz, yani ablam, polis nezaretinde görüş hakkına sahip iken Melih'i nasıl kaçırdık Fadıl bey amcaların elinden..



Benim aklım ermez. Hala küçüğüm:).

**

Annem babam evde. Ablam yok, Melih yok. Sofrada yemek yiyoruz. Kapı çaldı. Gözler endişeli görünüyor, ama değil. Muzipçe gülüyorlar ikisi de.

*git kapıyı aç dedi, bana babam.

Kapıyı açtım. İki polis. Birinin elinde bir defter, diğeri biraz geride. Sağa sola bakıyor. Komşularımızın evlerine. O bakınan polisin biraz daha gerisinde Fadıl bey amca. Sinirden kararmış. Çıkmaz sokağın başında ise damalı bir taksi, içinde Müzeyyen hanım teyzemmm.

  

Polis babanı çağır dedi. Çağırdım. Kızın nerede, çocuk nerede diye sordu. Çekil eve bakacağız dedi. Girdi eve baktı. Her odamıza..

Ve çıktı dışarı.
*Ne çocuk var, nede gelininiz..

Fadıl bey amca çok sinirli. Bağırıp çağırıyor. İğne deliğine de saklasanız, bulacağım diye bağırarak bindi taksiye..

Polisler hala çevreye bakıyor, komşu kapılarına kulak kabartıyorlar. Bir bebek sesinden medet umuyorlar. Nede olsa onlarda biraz suçlu. Kendi gözetimlerindeki bir görüşmede, taraflardan biri diğerini ekti :)

Bu nasıl oldu ki?..

Kapıyı kapattık. Annem çok mutlu. Biraz da heyecanlı. 

*Ah diyor, şu nihayi mahkeme günü bir belli oluverse.

Biz ne kadar ay kaçırdık Melih'i. Bir haber geliyordu karakoldan polis çağırılmış ev kontrolü için, bizim evden ablam ve Melih vınnn.

Mahkeme gününe kadar saklayabildik bebeciği. Aman tedbirli olmalı, mahkeme salonuna girmeden hemen önce de alabilirler elimizden.

Lakin alamadılar. Bizimkiler mi erken gitti, yada geç girmek miydi taktikleri. Onlar ön ve arka kapıları tuttular da, bizimkiler mi girdi yan kapıdan. Belli değil. Alamadılar..

Nihayetinde, hakim Melih'i ablama verdi. Nafakayı belirledi. Babanın görüş günleri ve nasıl olacağı kesinleştirildi. Duygu eniştemin Almanya'da çalışmışlığı vardı önceden. Çocuğu yurt dışına kaçırmasın diye pasaport kontrolünden tek başına çıkış yapması halinde geçebilmesi kararlaştırıldı. 

Ve ablam boşandı..

Ve velayet, ablam da kaldı..

   


  


04 Aralık 2012

TELKARİ BÖREK, MUTLAKA YAPMAK GEREK, TATMAK GEREK..


BAKLAVA YUFKASINDAN, TAVAYA TRANSFER..
İSTER ISPANAKLI, İSTER PEYNİRLİ. 


TELKARİ BÖREK





Malzemeler:
4 adet baklavalık yufka, 1 avuç kadar lor veya beyaz peynir veya ince kıyılmış ıspanak yaprağı, 1 tahta kaşık tereyağ, yarım çay bardağı su, peynirli iç kullanılacak ise maydanoz, tuz, karabiber. 

Yapılışı:

-Teflon tavayı yağlayıp 1 yufkanın kenarları sarkacak şekilde teflona serelim.
-Eritilmiş tereyağ ve suyu karıştıralım. Teflona yaydığımız yufkaya sürelim. 
-İkinci yufkayı serelim, üstüne yağlı su ve hazırladığımız içi koyalım.
-Üçüncü yufka ve yağlı su ile devam edelim.
-Dördüncü yufkayı koy. Kenarları üstüne kapa.
-Kısık ateşte pişir. Altı kızarınca tavanın kapağı yardımı ile çevir. Diğer tarafını kızart..

Bu börek tel, tel olduğu için, iri lokmalar halinde kesmenizi ve öyle yemenizi tavsiye ederim. 

Lezzeti mi?.. Tek kelime ile şahane..    




Afiyet olsun..

03 Aralık 2012

İT'in ÖNÜNE BAZLAMA ATMAK...






01 Aralık Cumartesi.
Çok kırıcı bir harekete maruz kaldım..

Kapımın zili çaldı bir kez. Eşim:
*kim o dedi..
Cevap yok.
*Kim oooo!
Caddenin sesi var..Araba sesleri var. Ama insan sesi yok. Benim diyen yok.

Otomata basmadı. Apartman kapısını açmadı. Nede olsa zil bir kez çalmıştı. Belkide bir yanlışlık vardı..

On beş yirmi dakika sonrası. 
Kızım dışarı çıkacak. Posta kutusunda bir zarf. Üstünde dört isim yazılı.. 

Açtık baktık birde ne görelim..Bir nikah davetiyesi..

Al sana bir davetiye!!. 
İster gel, ister gelme. Ben görevimi yaptım. Seni nikahıma çağırdım işte..

Eskilerden bir yüz..

Hani, yıllarca aynı odada çalışırsın.

Hani, iş yerinde değişiklik yapsan da, arkadaşlığını hiç bitirmezsin ya..

Hani, bir grup olursun, günlere, gecelere birlikte gittiğin. Aynı sofrada hasbihal ettiğin.

Hani, çocuklarının aynı yaş grubunda olduğu,

Hani, eşlerinin arabadan, spordan konuştuğu.

Hani, hastalıkta, sağlıkta, düğünde, ölümde omuz uzattığın, bazen karşılığını alıp, bazen de yanlız kaldığın..

Hani, elindeki imkanları seferber ettiğin,

Hani, dostlarını paylaştığın,

Hani, düşmanlara birlikte cephe aldığın..

Hani, hayat akışına, mesleki yaşantısına yüzde yüz katkı sağladığın,

Hani, kendin için bir şey istediğinde ise nasipsiz kaldığın!!!!

Eskilerden bir yüz işte.

Kapıyı bir kez çalarsın. Kim o demesine fırsat tanımadan, posta kutusuna bir davetiye bırakıp kaçarsın. Sonra, sadece 1-2 saat sonra kızı ile karşılaştığında, 
*annen bana kafayı taktı, niye kırıldığını anlamadım gitti vs,vs,vs diyerek hala üste çıkmaya çalışırsın.

Desene bana ey eskiden kalma bir yüz! Yoksa sen 'Zeytinyağ' mısın...

Ey! kariyer meraklısı tanıdık. Kariyerli tanıdıklarımız ile, kariyerinize katkı da sağladık. Öyle ise nedir bu sendeki bana karşı şımarıklık ve saygısızlık..



Sen, ikinci baharının coşkusu ile şaşırmış olabilirsin.
Benimle işinde bitmiş olabilir.
Hiç çağırmasaydın, unutulmuş olurdum. 
Lakin bir kere kapıyı çalıp, posta kutusuna davetiye atmak nedir? Ne demektir???..

İster gel, ister gelme. Ben görevimi yaptım demektir, senin lisanı dilinde..

İster davet say, ister bazlama..

:((

Bu kez çok mutlu ol eskimiş yüz!!..Ama benden hep uzak ol inşallah.. 

12.12.12'de evleniyormuşsun, ağaçların altında ki bir salonda..

Dilerim, mutlu olursun bu kez.. Ama dostluğumdan uzakta..

Bitti çünkü..

Sana sevgim tamamen bitti..