21 Ağustos 2013

BENİ BÖYLE SEV SEVECEKSEN...KALBİM SENİN GİR GİRECEKSEN..



Siyah bir Kuğu, çok zarif hareketlerle suyun üzerinde ilerlerken, bir yandan da bana seslendi:

-Sen Kimsin?..

*Ben kimim?.

Hani dalları çatal çatal, V gibi gökyüzüne doğru uzayan ağaçlar var ya, hani yeşil ile sarının karıştığı yapraklar etrafı sarar sarmalar ya, hani azgın dalgalar yalnız, ıssız bir sahilde homurtusu ile içimize korku salar ya, hani bir kedi, bir serçe, bir aciz canlı yağmurda saçak altında büzülür kalır ya işte ben de her şeyden biraz, arzuları bin parça olmuş bir insanım..  



Ben bir hayalperestim..Beş dakikada beş değişik hayal kurabilecek kadar. Onlarca karaktere bürünüp, kendime gülecek, kendime üzülecek, kendimi hayranlıkla seyredip, sonra da beğenmeyip uyanıverecek kadar hayalperest..

Biraz sinik, biraz silik, biraz pısırık. Çivi gibi çakıldığım, hep bir kenara fırlatıldığım günlerin izleri galiba bu pısırıklığım..

Yardım etmeyi seviyorum, yardım almayı sevdiğim kadar. Gülmeyi seviyorum, ağlamayı sevdiğim kadar.

Bunlar gibi daha çok şey var; ben kimim sorusuna cevap.. Lakin bir de 'Kişiliğin' sorusu var. Beni böyle sev seveceksen, girme ömrüme, girme gönlüme ne dertliymiş bu diyeceksen.. Birkaç paragraf daha bekle, kişiliğimi öğrenmek istersen.



Siyah Kuğu'dan bir soru daha var:

-Blog adın nereden geliyor?.

*Bilinç altımda bir tıpırtı sesi var.

Tıp, tıp, tıp. Tıptıptıppp.

Yağmur damlacıklarının sesi. Hayat seslerinin kulağımda, beynimde, ruhumda ilk yer bulanı. 

Loş bir oda. Çıtırtılarla yanan bir soba. Tiz bir ses çıkararak kaynayan soba üstü aksesuarı; güğüm. Yeşil ve portakal rengi çizgilerle, halkalarla dokunmuş iplik bir perde. Rüzgarın şiddeti ile sallanan ağaç dallarının sesleri. Ama en belirgin ses:

Tıp, tıpp, tıppp.

Her gözlerimi kapattığımda, pastırma sıcakları, yazın son yağmurları ile sonbaharın buluşma anı. Yeşil ile sarının kaynaşma zamanı. Islak toprak, yeşilin içindeki yalnızlığa dikkatli bak..



İşte bu nedenle 'Yaz Yağmurları'. Yazın; güze kavuşma zamanı, vuslat zamanı, yağmur zamanı.

Hem yeşili hiç sararmayan bir hayat var içimde, hem hüznü her daim yeşil coşkusunda sarı-bakır sonbahar. Her iki durumda da yanaklarımda bol bol rahmet var.. 



 Bir soru daha geldi. Siyah Kuğu:

-Blog açmaya nasıl karar verdin? dedi.

*Güzel Günler ve benim büyük Afet-i Devran:) tanıştırdı(küçük kızım da ayrı bir Afet-i Devran:) kızlarıma takılıyorum işte böyle. Herkesin evladı çok güzel eminim..) blog'lar dünyası ile. Sana bir blog açalım sen yaz biz okuyalım dediler. 


O ne ki? dedim. Blog açmak ne? işte bu kadar cahilmişim ya da ilgisiz. Sadece kendi işim ile ilgilenmek, gazete-kitap okumak, bol bol çalışmak tüm vaktimi alıyordu ne de olsa!.. Zamanım yok, ben öğrenemem, teknoloji özürlüyüm vs.. bin tane mazeret sıraladım. 

Bir yanım da açsınlar, yaparsın, eğlenceli olur, öğrenirsin vs.. diyordu ki:

Yaz Yağmurları doğdu.. İyi de oldu..



Siyah Kuğu'm sesleniyor bana:

-Kişiliğin?..Kişiliğini anlat biraz da bana.

*Ne desem ki Siyah Kuğu'm. Sana kendimi nasıl anlatsam. Önce Akademik tarif edeyim bari:

Bir insana ait, ona özgü, belirgin tinsel (manevi) ve ruhsal niteliklerin, toplumsal yaşamın içinde edindiği alışkanlıkların tümü ise 'Kişilik', bu tanıma deniyorsa şayet, öyleyse ben aynen şunlara benziyorum:




Çakıl taşları..
  
Masmavi bir gökyüzü, her an hareket eden, oradan oraya savrulan bembeyaz bulutlar. Bazen hırçın, deli dalgalar. Bazen sakin, yumuşak başlı, pısırık kıpırtılarla sahili okşayan derya deniz..

Bazen yuvarlak, bazen köşeli, bazen dümdüz sıradan. Bazen küçücük kalmış, ufalanmış. Bazen kocaman, sert, her şeye kafa tutan.

Beyazım, siyahım, sarıyım, kırmızıyım, yeşilim ben galiba biraz deliyim http://yazyam.blogspot.com/2012/01/ben-neymisim-be-abi.html?showComment=1377074286970#c5299604068094393717.. Ben neymişim be abi:)) 




Sahildeki çakıl taşlarına benziyorum dedim ya hani..

Yaşam alışkanlıklarım çok çeşitlidir yani.

Beğenilerim, zevklerim değişken..

Ben asla yalan söylemem, ben asla kimseyi atlatmam, ben asla şunu yapmam, bunu etmem, şuna inanmam, bunu onaylamam vs..'leri diyemem.. Şartlar ne gösterir bilemem..

Çok temel prensiplerim dışında güncelleyebilirim kendimi, kim bilir belki de güncelleyemem. Şimdilik bilmiyorum..

Temel prensiplerimin içinde kimsenin malına, mülküne zarar vermemek yani hırsızdan, arsızdan uzak durmak var. Para ile iş takibi yapmam. Yardımın para alınanı olmaz. Dedikodu yapmıyorum diyene inanmam, herkes ufak tefek pembe dedikodu yapar ama kara çalanı, insan yaşamını rencide edeni gerçekten yapmam. Kıskançlık başkasının veya kendimin yaşamını zehir edecekse öte dursun Kişiliğimden. Her türlü katliama karşıyım. Can alan caniye yani..

Can verene taparım, laf söyletmem, ibadetimin eksiği benimle onun arasında. Bir tek kul hakkını ve şirki affetmeyeceğim bunun dışında sadece bana ibadet et ve benden af dile dediyse kul hakkını yememeye çalışır ondan başka 'Yaradan' olmadığına yüzde sonsuz milyon inanırım..

Arkadaşlığı severim, fedakarımdır. Çok ufak tefek şeylere kırılmam lakin birine kırıldıysam, sildiysem onu gönlümden bir daha asla eskisi gibi sevmem, sevemem. Aynı değeri veremem.

Hüznü sevdiğim kadar espiriyi, coşkuyu, gülmeyi de severim. Ben yapamasam da komedi var hayatın birçok yanında.

Cahilim, her şeyi bilen değilim ama öğrenmeyi severim. Yeni şeyler öğrenmek, hayatı yeniden yeniden keşfetmek gibi bir şey.

Giyinmek, süslenmek, püslenmek, alışveriş yapmak her kadın gibi beni de cezb eder ama ruhi durumum iyiyken. Birçok kişi aksine iyi hissetmek için değil, iyi hissettiğim zaman keyifli şeyler yapmak isterim. Bu nedenle kilolarımı verene kadar cezalı birçok yerimde ki yağlı tabakalar.

Gezmek, görmek, öğrenmek, bilmek, el vermek, el almak, biriktirmek, bakmak kişiliğimin alışkanlıklarım diğer kısmı..



  

Yaklaştı yanıma, salına salına:

-Hoşlandıkların? dedi.

*Önce; çocuklarım, canım yavrularım.
  Sonra; Yaşamak, yaşamak, yaşamak..

En umutsuz olduğum anda, zihnimin karanlık bir noktasında buluvermek umudu, ışığı, mutluluğu, huzuru.

Hayata dair ne varsa severim ben. Renkleri, güzel kokuları, doğayı, manzara seyretmeyi her şeyi.. En büyük sevgim, hazzım, beğenim iki güzel sevgilim.



 -Ya Hoşlanmadıkların?..

*Kendimm. Evet kendi sinirli halim. Çabuk parlayan halim. Yıpranmış sinir sistemim.

Kinciliğim. 

Çok kızdığım, çok kırıldığım birine duygularımı ifade edememe huyum ve kendi kendimi yeme huyum.

Hayır'sızlığım. Lügatımda ki bol 'Evet'ler, olmayan 'Hayır'lar.

Nankörler.. Çıkarcılar.. Ve Allah'ın yarattığı binlerce güzellikleri görmeyenler, hep daha fazlasını isteyen Aç Gözlüler..



Gördünüz Kuğu resmini (fotoğraf aslında), anladınız değil mi yeni sorunun geldiğini?.

-En çok sevdiğin makyaj malzemen?.

*Makyaj yapmayı pek beceremem ama ihtiyaç halinde çok cafcaflı olmayan bir ruj, siyah kalem ve rimel..

Zaten dünyanın en güzel hatunuyum, bana makyaj ne gerek:))


Kuğu'm kalbim seninle..


Son bir soru diyor bana:

-Çantanda olmazsa olmazların?.

*Eh be Siyah Kuğu'm, benim gibi bir 'Cevat Kelle'ye olmadı bu soru:). Yine de cevap vermem gerekirse mutlaka şu üç şey:

-Kalem (her an, her yerde, yazabilmek için)
-Anahtar (hayatımın kapılarını açan anahtarlarım)
-Kimlik (yaşam tapum, kişiliğim, her şeyim).

  


Son soru demiştim ama şimdi geldi aklıma:

-Neler okuyorsun bu ara?. Ya da şöyle sorayım; en son ne okudun?.

*Öyle güzel bir tablo çizdin ki son sorunda, bayılıyorum ben sana..Fotoğrafta beyaz var, pembe var, yeşil var, sarı var, siyah var.

Su var, dalgalanma var, sohbet var, muhabbet var.

Cennet gibi bir görüntü var.

Elimde ise 'Cehennem(Dan Brown)


***


Başımı aldım gidiyorum kendi dünyama..
Gökyüzüne değiyorum dallarımın ucuyla.
Kollarımı açıyorum, hayatı kucaklıyorum.
Yeşilim ile, sarım ile..

Ben gidiyorum, siz gelin;

Yaz günlerime, kış günlerime.
İlk ve sonbahar anlarıma..
Gezinin satırlarımın arasında, kişiliğimin kıvrımlarında.

Sevme diyemem, sev de diyemem, sen de dertli ol diyemem..

Beni böyle sev seveceksen, kalbim senin gir gireceksen..

İster sevgi ol istersen kinim, isterdim benim ol benim..


VuslaT..

Teşekkürler Siyah Kuğum.. Senden geldi sorular bana, benden gitsin cevaplamak isteyen tüm dostlarıma.

Kuğular, çakıllar netten. Teşekkürler google..
Ağaçlar Dripta Roy'dan. Teşekkürler Dripta..







15 Ağustos 2013

SEVİNÇTEN 9 DOĞURMAK.. :)) AĞZI KULAKLARINA VARMAK...



Bu şekerpare kimin bebeki ise öptüm o tatlı yanaklarından..Allah nazardan saklasın..Aynı benim gibi sevinçli..
Foto Net'ten...



Biliyorsunuz, hasret zor şey..
Burnunun direğini sızlatır insanın.
Özlenilen kişiye kavuşmak, özlem duyulan her bir şeyin yokluğunun acısını çıkarmak ise güzel şey..

Fotoğraflara bakmak, iç geçirmek, öpücükleri uzaktan kabul etmek zor şey..
Kavuşacağını öğrenmek, sıcaklığını, busesini, neşesini şimdiden hissetmek ise daha da güzel..

   
Afet-i devran, yarın gece Türkiye'de..
Özlem dinecek, sohbetler bütün gece sürecek hayırlısı ile..

Bana müsaade dostlar..
Mutfakta yapılacak çok işim var..


12 Ağustos 2013

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -46


Görmek için.. -46

İsimlerini hatırladıklarımı yazdım, hatırlayamadıklarımı XErkek veya XKız ile isimlendirdim.

OTURANLAR: 

İLK SIRA (12 Kişi): 1-XE - 2-Tülay Ertek (ah Tülay ah.) - 3-Emine - 4-XK - 5-XK - 6-XK - 7-Nurcan - 8-Derya - 9-Meltem - 10-Sarı Emine - 11-Taner (ikizi var) - 12-XE

İKİNCİ SIRA (13 Kişi): 1-XK - 2-İpek - 3-Deniz - 4-XK - 5-Bülent (Sınıf Başkanı) - 6-XE - 7-XK - 8-XE- 9-Hatice- 10-XK- 11-XE- 12-XE- 13-XE

ÜÇÜNCÜ SIRA (12 Kişi): 1-XE - 2-XE- 3-XE - 4-Gönül (Akbank Konak Şb.Müdürünün kızı) - 5-Caner (Taner'in ikizi)- 6-XE - 7-Mine (ikizi var) - 8-BEN (saçı bantlı, iyi gören gözünün bakış açısısını ayarlayabilmek için başı ve gönlü biraz eğik; ben) - 9-Faruk - 10-XE - 11-XK- 12-XE

AYAKTAKİLER: (17 Kişi)

1-Emine (Mine'nin ikizi) - 2-XE - 3-XE- 4-XE- 5-Hasan - 6-Tufan - 7-Elvin Duman (Konak Duman Pastahanesinin sahibinin kızı) - 8-Fazilet - 9-Yavuz - 10-Öğretmenimiz Cahide Sonku- 11-Yaman - 12-Okul Müdiresi (beyaz saçlı ve Yaman ile XE nin arkasında) -  13-XE - 14-Nurcan - 15-Emine - 16-XK - 17-Günay    


Bir daha hiç ikaz ettirmedim Öğretmenime, kendimi..

Bana yaramaz kız demedi.
Diyemedi..

Tahtayı net göremesem de, öğretmenimi istediğim gibi işitemesem de asla yerimden kalkmadım.

Çizgiler bitti. Fişler, Cin Ali'ler, toplamalar,  çıkartmalar gösteriyor öğretmenim. Yerimde oturursam iyi göremiyorum.

Oturdum. Diğer çocuklar çizgileri çizerken ben çoktan bitirip, camdan gördüğüm kadar bulutları seyreder olmuştum. 

Onlar Fişleri yazmak ve okumak için uğraşırken ben işimi bitirip hayallere dalmıştım bile..

Toplamayı, çıkartmayı, çarpmayı, bölmeyi öğretirken 'sevgili öğretmenim' hiç kalkmadım yerimden.

Bildiğim kadarını bilmeye devam ettim, duyduğum kadarını öğrendim.

Yaramaz! imajımı değiştirebilmek için kapandım kendi içime. 

Kısacası pısss'tım.

İlk kurdelayı almak için diğer bir iki arkadaşımın okumasını bekledim. 

Olsun..
Yaramaz değilim ya..
İlk ve tek alan olacağıma, ilk kurdelalarını takan 5 kişiden biri oldum:(
Olsun..
Artık yaramaz değilim ya!.

Sınıfta okuyanlar çoğalınca, Sınıf Başkanı dahil birçok Eğitsel Kolların seçimi yapılacaktı. Seçim günü, ümitle baktım öğretmenimin gözlerine.

O gözlerde ben yoktum..

En azından Sınıf Başkanı, Başkan Yardımcısı veya herhangi bir görevlendirmede adım geçmeyecekti. Anladım..

Okuma-yazmada Tülay, aritmatikte Bülent ile Yavuz, temizlikte ve okulun ihtiyaç duyabileceği araç-gereç temininde velisinin ilgisini sağlayabilen ise Meltem, İpek, Gönül, Derya, Deniz gibi çocuklar bana göre daha popülerdiler.

Beni kim ne yapsın.
Boyum uzun, saçım gür ve kıvırcık, gözüm şehla, azıcık da az mı işitiyorum ne?..
Evladı maneviyim ben.
Beni kim ne yapsın?.. Öğretmenim niye sevsin?.

Bülent Sınıf Başkanı oldu. Tülay, Başkan Yardımcısı ve Kitaplık Kolu Başkanı. Meltem Temizlik Kolu Başkanı ve Taner-Caner ikilisi Araç-Gereç Başkanı..

Öğretmenim okuyor.
Liste devam ediyor.
Ben yokum.
Beni kim ne yapsın?. 
Çirkin Ördek Yavrusu..
Yaramaz bir kız..

Hiç yaramazlık yapmıyordum halbuki. Kimsenin defterini yırtmıyordum. Kimsenin saçını çekmiyordum. Kimseye vurmuyordum. Kimsenin herhangi bir şeyini saklamıyordum..

Tek istediğim 'Aferin' almaktı. Öğretmenimin beni 'Sevmesi'idi. Saçımı okşaması, ne güzel yazmışsın demesiydi.

Tek istediğim 'Tahtayı Görmek'ti.
Herkesten önce yazmak, herkesten önce başarmak..

Bülent aritmatikte, Tülay hemen hemen herşey de ya beni geçtiler, ya da başa baş yarıştılar..

Tek istediğim tahtayı görmekti ama adım sınıfı ayaklandıran yaramaz kıza çıktı.

Pıstım.
Kabuğuma çekildim.
Öğretmenimin diğerlerini en azından birçoğunu benden fazla sevmesini seyrettim..

Taaa ikinci sınıfa geçinceye kadar..
Taa öğretmenim 'Evladı Manevi' olduğumu fark edene kadar..       







Not: 'Yüreğimin Sayfaları' kısmında 1. bölümden itibaren HATIRALARIN AYAK İZ'lerini okuyabilirsiniz.








06 Ağustos 2013

İKİ SIKI ARKADAŞ: BAYRAM ve TATLI...



OOFFF OF SÜPER BU YAAA..





Biliyorsunuz geldi çattı Bayram..
Mübarek Ramazan ayı bugün bitiyor. Bugün bayram 'Arefe'si.

Evlerde bir telaş bir telaş.. Hanımlar haftalardır yaptıkları 'bayram temizliği'nin son kontrollerini yapıyor. Aman şura da toz kalmasın, burası iyi temizlensin. Şunu da yıkayayım. Bunu da ütülemeliyim..

Kimi bavul hazırlama telaşında. Kimi tatile gidip dinlendiğini zannedecek, kimi memlekete gidecek ana baba eli öpecek. Ata mezarları ziyaret edilecek..

Bugün Arefe..
Kurtlar kuşlar bile dua eder derler ya..Ağaçlar dallar, çoluklar çocuklar..Bu gün herkes dua eder. Gelmişine geçmişine.

Herkes kendi inandığı şekilde dua eder. Kimi nur içinde yatsın anam atam der kimi ışık içinde uyusun. Kimi mekanın cennet olsun der, kimi gittiğin yerde mutlu ol..

Bugün Arefe.
Bugün dua etme günü. 
Geçmişi gitmişi anma,
Şükretme,
Yaradanı zikretme..

Bugün birde tatlı tedarik günü..
Şekerler alınmadıysa alınacak, baklavalar, tatlılar yapılacak..

Kimi onu yapacak, kimi bunu yapacak.. Sonuçta tabaklara ağız tadı konacak.

Ben ne yapacağım..
Biliyorsunuz Oktay Usta'nın iyi bir takipçisiyim. Tariflerini, sunumunu seviyorum. İşte ondan öğrendiğim ve daha önce arkadaşlarıma yapıp yedirdiğim, çok beğeni alan bir tatlı. 

Kremalı Muska Baklava..
Anlatayım mı size?..
Haydi öyleyse..
Yapalım biran önce.

Yeter ki iki can dost birbirinden ayrı kalmasın, ağzımızın tadı bozulmasın:)  




Malzemeler:


1 paket baklava yufkası, 2 su bardağı süt, 1 kaşık pirinç unu, 1 kaşık un, 1 kaşık nişasta, 1 çay bardağı toz şeker, 1 tahta kaşık kat araları için 1 kaşık da kremanın içine koymak için tereyağı. 1 paket vanilya, 1 limon kabuğu rendesi, 1 çay bardağı fındık, süslemek için toz fıstık.


Şerbet Malzemesi:


4 su bardağı toz şeker, 3 su bardağı su, yarım limon.


Hazırlanışı:

Şerbet:


Öncelikle şerbetini hazırlıyoruz. 4 su bardağı şekerin üzerine suyu döküp kaynatıyoruz. Şerbet kıvama gelince yarım limonu içine sıkıp bir kaç dakika daha kaynatıp şerbetin altını kapatıyor ve soğumaya bırakıyoruz.


Krema:


Sütü, şekeri, pirinç ununu, nişastayı ve unu tencereye koyup kısık ateşte karıştıra karıştıra pişiriyoruz. Kıvamı koyulaşınca tereyağımızı ilave ediyoruz. Ceylan gözü olunca ocağın altını kapatıyoruz.

Karıştıra karıştıra ilk sıcaklığını çıkarıp limon kabuğu rendesini ve vanilyayı ekliyoruz. Kremayı soğumaya bırakıyoruz.

Kalan 1 kaşık tereyağımızı eritiyoruz. Baklavalık yufkamızı tezgaha serip fırça yardımı ile yağ sürüyoruz. 4 kat olunca şeritler halinde kesip muska yapmaya hazırlıyoruz. 

Elde ettiğimiz şeritlerin uçlarına kaşıkla krema koyup üstüne bir tutam iri kıyılmış fındık döküyoruz. Muska şeklinde sarıyoruz.

Yağlanmış yada yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine elde ettiğimiz muskaları diziyoruz. 180 derece fırında pişiriyoruz. 

Fırından çıkınca yağlı kağıt sermiş isek hemen başka bir sıcak tepsi veya borcama alıyoruz (tepsi veya borcamı 5 dakika fırında tutarsak ısınır).

Sıcak tatlımıza ılık şerbeti döküyoruz. Foşur foşur ses çıkarır:).

Üzerine kalan fındık ve toz fıstık serpip afiyet olsun diye misafir beklemeye başlıyoruz..




İyi bayramlar dilerim.

Allah cümlemize huzurlu, mutlu, sağlık ve afiyet dolu nice bayram günlerine erişmek nasip etsin..

Yolcuların yolları açık olsun, çocukların cebi para ve şeker dolsun..


05 Ağustos 2013

03 Ağustos 2013

YAŞAYAN HER CANLININ İBADET GÜNÜ..MÜBAREK KADİR GECENİZ HANELERİNİZİ HAYIRLARLA DOLDURSUN..





Bir yandan Ramazan Günlerimizin bitmesinin üzüntüsünü yaşarken diğer yandan da bin aydan daha değerli Kadir Gecesini ve müteakip Bayram Sevincine ulaşacak olmamızın coşkusunu yaşamaktayız..
Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’in inmeye başladığı bu mübarek günden itibaren en önemli öğretisi; insanlığın kurtuluşu için barış, sevgi, hoşgörü ve adalet olgusunun geliştirilmesi olmuştur. Rahmeti ve bereketi ile de insanlığı yüceltmiş, şereflendirmiştir.
Tüm inananların, tüm mümin kulların, tüm insanlığın kadrinin yüceldiği, Allah’ın(c.c.) niğmet ve lütfunun farkına varıldığı, bela, kötülük ve nankörlüğün terk edildiği vicdan ve sağduyuya erişebilme temennisi ile idrak edeceğimiz;
Mübarek Kadir Gecenizi ve Mübarek Ramazan Bayramınızı can-ı gönülden kutlar, barış, huzur ve sağlık dolu günler geçirmemiz dileklerimle tüm dostlarıma selam ve sevgilerimi sunarım. 

02 Ağustos 2013

DOLDURUN BENİ, BOŞ BIRAKMAYIN..PAMUK KADAR YUMUŞAĞIM, ISLAK GİBİ GÖRÜNDÜĞÜME BAKMAYIN..


EKMEK DOLMASI..OSMANLI SAHUR YEMEĞİ..
SARAY SOFRASINDAN yani...





Malzemeler:
1 yuvarlak ekmek, 250 gr. kıyma (Osmanlı’da kıyma yerine kavurma konurmuş) 1 büyük baş kuru soğan, 1 yumurta, 1 tahta kaşık tereyağı, az zeytinyağı, maydanoz, karabiber, tuz, kuru kekik.


Yapılışı:
-Ekmek en az iki gün öncesinden bayatlamaya bırakılır. Yeteri kadar bayatlayan ekmeğin üstünden yuvarlak bir kapak kesilir ve kesilen yerden ekmeğin içi güzelce oyulur.
-Kuru soğan ince kıyılır, çok az zeytinyağında kavrulur. 

-Kavrulan soğan üzerine kıyma eklenir kıyma önce suyunu salıp daha sonra bulgur bulgur olana kadar karıştıra karıştıra kavrulur. 

-Tuz, karabiber çok az kekik atılarak ocaktan alınır ve içine kıyılmış maydanozlar eklenir.
-Kıyma biraz soğuyunca içine 1 çırpılmış yumurta ve ekmeklerin içinden çıkarılarak güzelce ufalanmış iç ekmek kırıntıları eklenir. 
-Hazırlanan iç, kabuk halinde kalmış ekmeğin içine doldurulur. 
-Ekmek dolmasının üstüne kapağı kapatılmadan önce birkaç parça tereyağı konur. Kapak ekmeği kapatılır. Kapağın üzerine de 1 parça tereyağı konur.

Pişirme:
Bir tencere içine yaklaşık 1,5 bardak sıcak su konur. Suyun içine biraz tuz, biraz karabiber, biraz kekik, 1-2 damla zeytinyağı konur. 

Eğer buharda pişirme aparatınız var ise ekmek dolması üzerine konur ve tencerenin içine indirilir. Tencerenin kapağı sıkıca kapatılır ve alttaki su kaynayıp tamamen çekene kadar yaklaşık 25-30 dakika kısık ateşte dolmamız su ile asla temas ettirmeden pişirilir, sıcak servis yapılır. 

Eğer buharda pişirme aparatınız yok ise tencerenin içine sığacak bir tel süzgü üstüne ısıya dayanıklı bir kase koyun. Tencerenin içindeki süzgünün içine koyduğunuz kasenin üstüne dolmanızı koyun ve su ile ekmeği temas ettirmemeye özen göstererek buharda pişirin.
İnanılmaz bir lezzet ile karşılaşacaksınız. Tencereden çıkan ekmek dolmasının kabuklarından kopararak içinden bir parça alın ve Osmanlı usulü yiyin. 

Buhardan çıkan ekmek; ıslak görünümlü ama asla ıslak olmayan pamuk gibi yumuşacık oluyor.
Ben uzun ve ayrıntılı anlattım zor gibi görünebilir ancak son derece basittir.. 

Afiyet olsun..