30 Haziran 2013

BEBEK KUĞULAR BÜYÜMÜŞ...





Bakar mısınız?..
Bakar mısınız lütfen. Ne çabuk palazlanmışlar değil mi?. Ne kadar kocaman olmuşlar..

Haydi siz bir gün, iki gün onları izleyin; bende sizleri gezeyim..

Hayat böyle işte..
Doğdun,
Büyüdün,
............ (bu kadar güzel bebeleri seyrederken, üçüncü maddeyi de şimdilik yazmayı vereyim.)



Veni, Vidi, Vici gibi oldu dimi:))

25 Haziran 2013

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -45




Ülkü İlkokulu.. -45

Burada iki ayrı sınıf var. Sınıflardan birinin öğretmeni nedense fotoda yok. Açık renk takımlı Cahide Öğretmenim. Beyaz saçlı hanım Okul Müdür(esi)ü .
Sizce hangisi benim?..
Biraz güzel, biraz çirkin, biraz zeki, biraz aptal, biraz yalnız, biraz umutsuz, biraz mahsun...Her şeyden biraz, sevgiden çok isteyen.
İlk İlkokul fotoğrafım ve ben çok güzel çıkmışım. Hangisi benim?.


Geçen yıl gelmiştim bu okula. Şimdi hatırladım işte. Kayıt yapmadan almış beni Müdür bey. Hani demiş, uyum sağlarsa yaparız bir şeyler, yok olmazsa yaşı tutmuyor zaten, alır götürürsünüz.

Uyum sağlayamamışım!. 

Yaşı  küçük ama okuyup yazıyor bu çocuk. Biz diğerlerine çizgi öğretirken sıkılıyor, sağındaki solundaki çocukların yapamadıklarını alıp yapıyor demiş öğretmen. Tabi bu durumda kaydımı yapmadılar.

İşte şimdi birinci sınıftayım. Ben Sakarya İlkokuluna gitmek istiyordum, Ülkü İlkokuluna yazdırdılar maalesef. Sakarya İlk okulu, 1.Beyler sokağına giderken, benim en sevdiğim yere yani 'Konak Çocuk Kütüphanesi'ne bitişik. Okuldan çıkınca ne güzel kütüphanenin bahçesini seyrederdim. Kim bilir içeri bile girerdim belki.. Olmadı.

Cahide öğretmenin sınıfına düştüm. Güler yüzlü, annem kadar olmasa da diğer öğretmenlere göre biraz yaşlı.. Daha genç öğretmenler var mıydı, yada daha güzeller..Evet ama hayır yoktu. Benim öğretmenim en birinciydi. Başımı okşuyordu. Sesi yumuşacıktı. Bal gibiydi yani. 

Bal öğretmenim benim..

Sıra olmayı öğrendik..Daha doğrusu nerede sıraya gireceğimizi. Nasıl hiza olacağımızı. Bayrak çeken çocukların kaçıncı sınıftan olduğunu, İstiklal Marşımızın ve Andımızın ne zaman okunacağını.

Anlatılanları dikkatle dinledim. Bütün çocuklar kıpırdaştılar. Kimi salya sümük anne babasına sarılıp ağlaştı. Kimi uzun süre ayakta dikilmekten sıkıldı, kimi konuşulanlardan bir şey anlamadı. Ben her denileni yazdım kafama. Burası çok güzel. Okula gitmek çok güzel. Herkesin anlatılanları unutması çok güzel, benim hatırlıyor olmam çok güzel..

Güzel olmayan şeyler de var benim açımdan. Mesela ismim. Kimse anlamıyor. Niye Zeynep değil adım. Ve yahut Elif, Meltem, İnci, Gönül, Derya. Ya da Tülay mesela. Mesela, mesela Filiz bari olsa. Ama değil işte..

Mesela boyum. Diğer çocuklara göre uzun gibi.  Bence değil ama, öğretmene göre uzun. O yüzden arka sıralardan birine oturttu beni.. Orta sıralarda bari olsaydım. Sınıfın hakimi çocuklar hep önde. Arka sıralarda yaramaz erkek çocukları var. Bir de sınıf tekrarlayanlar.

Mesela daha ilk günlerden fark ettim ki tahtayı net göremiyorum. Gözlerimi kısmam, boynumu biraz sola eğerek sağ gözüm ile  tahtaya bakmam, yine de göremez isem ikide bir kalkıp orta sıraların yanından görmeye çalışmam gerekiyor.

Bu durumda, diğer çocuklar o kalkıyor bizde kalkarız deyip ikide bir yerlerinden kalkıyor. Ve sınıfta bir kaos, kargaşa, düzensizlik hüküm sürüyor..

Kaynak kim?. Ben..
Benim maalesef..

Güzel, güler yüzlü, güzel sesli öğretmenim ikaz ediyor beni, sürekli..

*Otur yerine çocuğum!!.






Çizgiler bitti. Fişler, Cin Ali'ler, toplamalar,  çıkartmalar gösteriyor öğretmenim. Yerimde oturursam iyi göremiyorum. Usulca yerimden kalkıp, tahtaya bakıp dönüyorum yerime..

*Yine mi kalktın sennn!.
Ne kadar yaramaz bir kızmışsın sen..
Arkadaşlarını kışkırtıyorsun sen..
Sen, sen, sen..



*Öğretmenim, tahtayı göremiyorum. Tahtayı göremezsem, dersimi iyi öğrenemezsem arkadaşlarım beni geçer ki..

Annemi çağırmış öğretmen. 

*Çok akıllı, çok zeki ama biraz yaramaz. Yerine oturmuyor. İkide bir sınıfın ortasına geliyor. Arkadaşlarının önünde duruyor. Diğerlerini de kışkırtmış oluyor..

Böylece yaramaz olduğum tescillendi.

*Yapmıştır demiş annem. Ben neler çekiyorum ondan..

*Yaramaz değilim. Sadece tahtayı göremiyorum. Yakınına gitmez isem tahtada ne yazıyor okuyamıyorum. Halbuki ben en çabuk okuyan, en çabuk yazan, en çabuk hesap yapan olmak istiyorum.

Halbuki ben en sevilen olmak istiyorum. Halbuki ben 'Sınıf Başkanı' olmak istiyorum. Halbuki ben tahtaya ilk yazan, seni seviyorum öğretmenim diyen olmak istiyorum.




Halbuki ben en çok beni sev istiyorum...





Not: 'Yüreğimin Sayfaları' ında 1. bölümden itibaren HATIRALARIN AYAK İZİ yer almaktadır.

  
               

23 Haziran 2013

DUA EDELİMDE GÜNAHLARIMIZ UÇSUN GİTSİN, BERAT EDENLERDEN OLURUZ İNŞALLAH.





Berat edenlerden oluruz inşallah.
Her inan yüreğin, berat gecesinin mübarek olmasını dilerim..

Berat Kandili, günahların affı için müthiş bir fırsat.

Berat Kandili gecesi Şaban ayının onbeşinci gecesidir. Aslı "Berâet``tir. Beraat sözlükte; bir zorluktan kurtarmak ve beri olmak demektir. Peki Berat Kandili namazı kaç rekattır? Berat Kandili namazında hangi dua ve ayetler okunur?
Üç ayların ikincisi olan Şabân ayının 14'ünü 15'ine bağlayan gecedir. Kur'ân-ı Kerîm, Levh-i Mahfûz'a bu gece indi. Allahu Teâlâ, ezelde hiçbir şey yaratmadan önce, her şeyi takdîr etti, diledi. Bunlardan, bir yıl içinde olacak her şeyi, bu gece meleklere bildirir. Rahmet kapılarının açılıp, duâların kabul olacağı dört geceden biridir.
Bu gece mahlukatın bir sene içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına, doğup öleceklerine, ecellerine ve hacıların adetlerine dair Allah tarafından meleklere malumat verileceği beyan olunmaktadır. (1)
Beraet, "iki şey arasında ilişki olmaması; kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması" anlamına gelir. Sahih hadîslerin beyanına göre: Şaban ayının on beşinci gecesi tövbe eden mü'minler, Allah'ın af ve mağfireti ile günahlarından ve dolayısıyla Cehennem'den Berat edecekler, kurtulacaklardır.
Şaban'ın ortasındaki geceye Berat isminin dışında; mâ'nen verimli, feyizli, bereketli ve kutsi bir gece olduğu için Mübarek Gece; iyi değerlendirildiği takdirde günahlardan arınma ve suçlardan temize çıkma imkânı taraf-ı İlâhî'den verildiği için ‘Sâk (Berat, Ferman, Kurtuluş Belgesi) Gecesi’; lütuf ve ihsanı aşkın, af ve merhameti engin olan Allah'ın ikram ve iltifatlarına erişildiği için de ‘Rahmet Gecesi’ de denilmiştir. (3)
Berat gecesinin hayırları ve hususiyeti hakkında sahih hadîs-i şerîflerden bir-ikisi şöyledir: "Allah Tealâ, Şaban ayının on beşinci gecesinde -rahmetiyle- dünya semasına iner, orada tecelli eder ve Kelb Kabîlesi'nin koyunlarının tüyleri sayısından daha çok sayıda günahkârı affeder." (4)
Başka bir rivayete göre de Hz. Peygamber: "Şaban'ın ortasındaki geceyi ibadetle ihya ediniz, gündüzünde de oruç tutunuz. Allah Tealâ o akşam güneşin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, 'Yok mu benden af isteyen, onu affedeyim. Yok mu benden rızık isteyen, ona rızık vereyim. Yok mu bir musibete uğrayan, ona afiyet vereyim. Yok mu şöyle, yok mu böyle!' der." buyurmuştur. (5) Bir diğer hadiste ise, Berat Kandili’nde yapılacak duaların geri çevrilmeyeceği müjdesi verilmiştir. (6)
Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksa'dan Mekke'deki Kabe-i Muazzama yönüne çevrilmesinin Hicret'in ikinci yılında Berat Gecesi’nde vuku bulduğunu kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.
Bazı müfessirler, "Biz Onu (Kur'ân'ı) kutlu bir gecede indirdik. Çünkü biz haktan yüz çevirenleri uyarırız. O öyle bir gecedir ki, her hikmetli iş, tarafımızdan bir emir ile o zaman yazılıp belirlenir." (7) âyetinde belirtilen gecenin Berat Gecesi olduğunu söylemişlerdir.

İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre ise ayette kastedilen gece Kadir Gecesi’dir. Çünkü diğer âyetlerde Kur'ân'ın Ramazan ayında (8) ve Kadir Gecesi’nde (9) indiği açıkça bildirilmektedir. Bu takdirde Kur'ân'ın tamamının Berat gecesi Levh-i Mahfuz'dan dünya semasına indiği, Kadir Gecesin’de de görevli kâtipler tarafından istinsah edilip, âyetlerin Cebrail tarafından Efendimiz (sas)'e peyderpey indirilmeye başlandığı şeklinde bir yorum ortaya çıkmaktadır ki bazı müfessirler bu görüşü benimsemişlerdir. (10)
Bazı âlimlere göre; Berat Gecesi, emirlerin Levh-i Mahfuz'dan istinsahına başlanır, kâtip melekler bu geceden, gelecek seneye rastlayan aynı geceye kadar olacak olan olayları yazar ve bu işler, Kadir Gecesi bitirilir. Rızıklarla alâkalı defter Mikail (as)'e; harpler, zelzeleler, saikalar, çöküntülerle ilgili defter Cebrail (as)'e; amellerle alakalı defter, dünya göğünün görevlisi ve yine büyük melek olan İsrafil (as)'e; musibetlere ait nüsha da Azrail (as)'e teslim olunur. (11)
Resûlullah (sas): "Allah Tealâ tüm şeyleri Berat Gecesi’nde takdir eder. Kadir gecesi gelince de bu şeyleri sahiplerine teslim eder." buyurmuştur. Berat gecesinde eceller ve rızıklar; Kadir Gecesi’nde ise hayır, bereket ve selametle alâkalı işler takdir edilir. Kadir Gecesi’nde sayesinde dinin güç-kuvvet bulduğu şeylerin takdir edildiği; Berat Gecesi’nde ise o yıl ölecek olanların isimlerinin kaydedilip ölüm meleğinin teslim edildiği de söylenmiştir. (12)
İslâm Alimlerine göre Berat Gecesi’nin için de beş özellik bulunmaktadır:
1- Her önemli işin bu gecede hikmetli bir şekilde ayrımı ve seçimi yapılır.
2- Bu gece yapılan ibadetin (kılınan namazların, okunan Kur'ân'ların, yapılan dua ve zikirlerin, tevbe ve istiğfarların), gündüzünde tutulan oruçların fazileti çok büyüktür.
3- İlâhî ihsan, feyiz ve bereketle dopdolu bir gecedir.
4- Mağfiret (bağışlanma) gecesidir.
5- Resul-i Ekrem'e şefaat hakkının tamamı (şefaat-ı taamme) bu gece verilmiştir. (13)
Bazı hadis-i Şerifler de ise bu gece her tarafı kaplayan rahmet ve mağfiretten ve ayrıca aşağıdaki kimselerin tövbe etmezlerse affedilmeyecekleri ve Allah’ın rahmet ve sonsuz şefkatinden mahrum bırakılacakları haber verilmektedir.
1- Allah'a ortak koşanlar.
2- Kalpleri düşmanlık hisleriyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler.
3- Müslümanların arasına fitne sokanlar.
4- Akraba bağını koparanlar.
5- Gurur ve kibir sebebiyle elbiselerini yerde sürüyenler.
6- Anne ve babalarına isyanda devam edenler.
7- Devamlı içki içenler. (14)
Şayet, bu kimseler Allah’a tövbe eder ve günahlarından vazgeçerlerse, elbetteki ilahi rahmet onları da saracak ve şu ayetin müjdesi onlara da ulaşacaktır.
De ki: "Ey haddi aşarak nefislerine karşı zulmetmiş kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." (15)
Hz. Resulullah bu geceyi nasıl ihya etmiştir?
Hz. Peygamber'in Şaban ayına ve özellikle bu ayın içindeki Berat Gecesi’ne ayrı bir önem vererek onu ihya ettiğine dair diğer rivayetleri göz önüne alan çoğu âlimler; bu geceyi namaz kılarak, Kur'ân okuyarak ve dua ederek geçirmenin çok büyük sevaba vesile olacağını söylemişlerdir.
Hz. Aişe (ra) şöyle anlatmıştır: “Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz Şaban ayının on beşinci gecesi olan Beraat Gecesi’nde:
- Ya Aişe! Bu gece hangi gecedir? buyurdu. Ben de:
- Allah ve Resûlü en iyi bilir... dedim. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurdu:
- Bu gece Şaban'ın on beşinci gecesidir. Bu gecede dünya işleri ve kulların amelleri Allah-u Teâla'ya arz olunur. Bu gece Allah'ın Cehennem’den affettiği kimselerin adedi, Benî Kelb Kabîlesi’nin koyunlarının kılları miktarıncadır. (Bu gece rızıklar dağıtılır, bir sene içinde öleceklerin listesi Azrail'e verilir). buyurdu. Ve:
- Sen bu geceyi benim ibâdetle geçirmeme izin verir misin? dedi. Ben:
- Evet, buyurun, dedim.
Resulullah (sav) namaz kılmaya başladı. Fatiha ve küçük bir sûre okuyarak kıyâmını hafif tuttu. Secdesini ise gecenin yarısına kadar uzattı. Sonra ikinci rek'ata kalktı. Birinci rek'attaki kıraat gibi kıraatını hafif ettikten sonra, secdeye vardı. Ve sabaha kadar secdede kaldı. Ben Resulullah'ın o kadar uzun secdede kalmasından ve kendisinden geçmiş görünmesinden, ruhu kabz oldu sanmıştım. Bu endişe ile kendisine yaklaştım. Mûbarek ayaklarına dokununca vefat etmediğini anladım." (16)
Berat gecesi bu kadar kıymetli ve böyle fırsatı bol bir geceyken, şimdi soralım kendimize, ibadet ve hizmetlerde gaflet ve gevşekliğe pek hevesli olan nefsimizi bir hesaba çekelim. Mesela şöyle diyelim:
Ey Nefsim! Allah-u Zülcelal kullarını affetmek için bak Berat Gecesi’ni bir fırsat olarak vermiştir. Alemlerin Efendisi olmasına rağmen ve Allah-u Zülcelal’in kendisini günahlardan koruduğu halde, Peygamber Efendimiz bu gecede sabaha kadar ibadet ve taat etmiştir.
Ey Nefsim! Sen kendi halini bir düşün... Bu kadar hata ve günahın içerisinde ve bu kadar acizliğinle senin bu gecelere ve bu gibi fırsatlara daha çok ihtiyacın yok mu?
Bu gecede affedilen kulların arasına girmek ve Allah-u Zülcelal'in rızasını kazanmak istemez misin? Eğer istiyorsan, bu geceyi değerlendir, Allah-u Zülcelal'e yönel, affedilmen için gözyaşı dök, yalvar. Bilmiş ol ki kurtuluşun ancak Allah'ın yolundadır. (17)


Berat Kandili namazı:
Berat Kandili gecesinde 100 rekat namaz kılınır. Her rekatta fatihadan sonra 10 ihlas okunur.
Her kim o gecede 30 ihlas okuyarak 12 rekat namaz kılarsa cennetteki yerini görmeden ölmez.
14 rekat namaz kılar, namazdan sonra 14 fatiha, 14 felak, 14 nas sürelerini okursa ve 1 kerede tövbe süresinin sonunu (legad caeküm…) kendine 20 makbul Hac, 20 sene makbul oruç sevabı verilir. Ve yine o gece oruca niyet edilir.
Her kim 1 fatiha, 10 ihlasla 12 rekat namaz kılarsa günahları affedilir, ömrü bereketlenir.
Berat gecesi 2 gözün birine 3 kere, diğerine 2 kere sürme çekmek göz rahatsızlığından korur.
Berat Kandili Mesajları
Gül bahçesine girenler gül olmasalar da gül kokarlar. Kainatin en güzel gülünün kokusunun üzerinizde olması temennisiyle... İyi Kandiller..
Duanız kabul, ameliniz makbul hizmetiniz daim olsun. Saadetiniz kaim olsun. Kandiliniz kutlu olsun.
Dertlerimiz kum tanesi kadar küçük, sevinçlerimiz Nisan yağmuru kadar bol olsun. Bu mübarek geceniz sevapla dolsun. Kandiliniz mübarek olsun.
Bugün ellerini semaya gönlünü Mevla'ya aç, bugün günahlardan olabildiğince kaç, bugün en gizli incilerini onun için saç. Çünkü bugün kandil, kandilin mübarek olsun.
Bu gece kulun yalvarış ve yakarışlarını Yüce Mevla'ya sunacağı ve O'nun sonsuz affından, merhametinden, iyiliğinden bol bol yararlanacağı umut, huzur ve müjde gecesidir. Kandiliniz hayırlı olsun!
Borçlarımızdan, ceza ve günahlarımızdan kurtulmak için bu gece dua edelim.. Allah affeden ve bağışlayandır, unutmayalım... Eller semaya kalkıp, yürekler bir atınca bu gece, gözler sevinç yaşlarıyla dolacak.. Kandiliniz mübarek, dualarınız kabul olsun!
Bir kandil gülü savur sevdiklerine, size onlardan gülücükler getirsin öyle içten öyle samimi ol ki gözyaşlarını bile tebessüme çevirsin. Kandiliniz mübarek olsun.

Size karanfilin sadakatini, sümbülün bağlılığını, menekşenin tevazusunu, lalenin gururunu, leyleğin saadetini versek, bize de dua eder misiniz? Beraat Kandiliniz mübarek olsun…
Kaynak:


netten.
 

21 Haziran 2013

UNUTMALI, ZAMANA BIRAKMALI, NASIL OLSA SARILIR YARALAR BİR GÜN, YETER Kİ ÇOK SEV BU GÜZEL DÜNYAYI...





Avuçlarınıza, güzel bir dünya bırakıyorum..

Mırıldanmanız için de bir güzel klip,

Şimdilik gidiyorum..

Ben sizi çok seviyorum...





Kimilerine göre lazım değil aşk
Kimilerine göre hain
Ama ben seni çok ben seni çok çok sevdim

Küçücük bir kalpten sana açılan
Dünyalar kadar büyük bir ışık
Ama ben seni çok ben seni çok sevdim

Derler ki unutmalı, zamana bırakmalı.
Nasıl olsa sarılır yaralar bir gün
Ama benimki aşk değil, sen gibi taş değil
Benim ki kalbine sürgün.

Kimilerine göre lazım değil aşk
Kimilerine göre hain.
Ama ben seni çok ben seni çok sevdim

Sıcacık bir bakışın bana yetiyor
Dünyalar benim oluyor
Ama ben seni çok ben seni çok çok sevdim

Derler ki unutmalı, zamana bırakmalı
Nasıl olsa sarılır yaralar bir gün
Ama benimki aşk değil, sen gibi taş değil

Benim ki kalbine sürgün.



Kalplerinize barış ve huzur sürgün etsin...






19 Haziran 2013

AH MELOŞ AH...BAZEN ÇATLATIYORSUN :) VEYA :(


Meloş-II




Size Meloş'un en sevdiği canlıyı tanıtayım önce:

Adı Şeker.

Kendi de şeker..

Uslu, temiz, bakımlı, sevgi dolu..

Evde onu en az seven benim:(




Şeker hanım TV izlemekten sıkılırsa, hemen poz verir hepimize..


Ne yapayım ben evde köpek değil, kedi severim:)

Her neyse. Gelelim Meloş'un Şeker sevgisine..



Meloş, Şeker'e söylenebilecek her iyi şeye çoook sevinir, söylenen her kötü şeye ise aşırı tepki verir, kendisine söylenmiş kabul eder..

Şekerle konuşur. Karşısında ki insanmış gibi. Onu anlarmış gibi..

*Şeker, bak tabağında maman bitmiş. Bi mamam bitti anneanneciğim demezsin..

*Şeker, bu gün hangi kazağını giyeceksin?.

*Saçın gözüne girecek, gel bir toka takayım elin yüzün açılsın..Güzelliğin ortaya çıksın..

*Şeker, beni seviyon mu kuzum?. Bi seni çok seviyorum anneannecim demiyosun yaaa:(

Ve başlıyor ağlamaya.

*Niye ağlıyorsun Meloş?.

*Şeker bugün beni az seviyor..

*Nereden anladın?.

*Bana arkasını döndü oturdu. Beni seviyor musun dedim cevap vermedi :))

Bide bu gün benle hiç ilgilenmedi :)

Yine bir gün; 



İskambil kağıtları ile fal bakıyormuş. Şeker gitmiş kağıtların üstüne oturmuş, bunun falını bozmuş. Bizimki bas bas bağırıyor:

*Git başımdan Şeker, senin yüzünden falım bozuldu. Ne güzel falıma bakıyordum;

Ölecem mi, Ölmeyecem mi?..

Senin yüzünden çıkmayacak falım.




Meloş bir sabah erken kalkmış hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Niye ağlıyorsun diye sorduk.

*Parasızlıktan ağlıyorum.

O gün maaş günü üstelik. Gidip maaşını çektik. İstediği ve sevdiği gibi eski kağıt paraları gıcır gıcırlar ile değiştirip getirip eline verdik. Paralarını saydı, üç parçaya ayırıp zarflara koydu. Zarflarını sakladı. İşi bitince tekrar ağlamaya başladı. Ne oldu yine dedik?.

*Ya üç ay yetmezde çabuk biterse diye şimdiden ağlıyorum. Bittiğinde ağlamayı unutursam :)))))

Bir gün gazete okuyor. Gerçi her gün okur magazin haberlerini, fal köşesini. Okuduğu haber ilgisini çekmiş:

*Ah keşke 4 çocuk doğursaydım. Bak 4 çocuğu olana ek ödeme olarak 1000 lira vereceklermiş. Bin liram daha olurdu:).

Kahvaltı yaptık çayını aldı üst kata çıktı. O gün öğlen yemeğini biraz daha geç yiyeceğiz. Yemek vaktine kadar acıkmasın diye koca bir tabak dut verdik. Birazını öğle yemeğinden önce ye, birazını akşam üzeri yersin dedik. 

*Tamam dedi. Şimdi zaten karnım tok. Keyif çayı içiyorum ben. Yarım saat sonra başka çay istiyor musun diye sormaya gittiğimizde elindeki son dut ile konuşuyordu:

*Anam bende pek pis boğazım. Yedim bitirdim hepinizi ama sen de pek tatlıymışsın be anam.

Aynı gün öğlen yemeği için mutfağa indiğinde, canım hiç bir şey istemiyor ölecek miyim ki? diyerek tabağındaki tüm yemeği yavaş yavaş yedi bitirdi. Üstüne tekrar çayını aldı ve başka dut kaldı mı diye sordu. Kalan az bir dut vardı, onları da verdik ona. Ben bu gün çok dut yedim bunu yarın yada akşam yerim dediğinde  tabakta sadece 3 dut kalmıştı..

İki-üç dizinin fanatiği:


Deniz Yıldızı

Beni Affet
   
En sevdiği iki dizi 'Deniz Yıldızı ve Beni Affet'. Geçen yıl Feriha idi. Bu yıl bunlar. Birde Cuma akşamları 'Huzur Sokağı'nı izler. Kutsi'ye aşık çünkü.




 *Şu Eratik denen nalete bi kızıyorum ki.. Gitsin karısı Salkıma yanaşsın. Bıraksın Kutsi'nin sevdiği kızın peşini. Aman Şükran'da öbür oğlanı sevsin. Ne o öyle herkes Kutsi'yi seviyor..

Diziler sezon finali yaptı, Meloş delirdi!!.

*Ne izleyeceğiz biz şimdi?. Nasıl vakit geçircez?. Hep kendilerini düşünüyorlar, hiç seyirciyi düşünmüyorlar :(

Havalar ısındı. Yazlık elbisenin üstüne giymiş meşhur mor hırkasını, buram buram terlemiş. Ağlaması meşhur ya, ağlıyor bizimki. Ne oldu yine Meloş?:

*Çok terledim, öleceğim her halde. Bak 'Ecel Teri' döküyorum..

Yoo dedik. Ecel teri değil bu, hava sıcak, üstünde hırka var ondan terlemişsindir..Çok kızdı. Teşhisine itiraz edildi diye.

*bi inanmazsınız hasta olduğuma, siz adamı canlı canlı gömersiniz!. (ne alakaysa)

Ölecek miyim diye sordu her zamanki gibi geçenlerde. Onu da nereden çıkardın yine dedik. Allahcc bilir.

*Bende biliyorum Allah bilir de, niye zayıfladım o zaman. İnsanlar ölmesine yakın zayıflarmış.

Ben ne yapacağım şimdi, ben ne yapacağım şimdi, of Allahım of, offff of..

Saadet Hanım dünürü biliyorsunuz. Onun var da niye benim yok diye günlerce kapris yaptı.. Cep Telefonu için. Önceleri Iphone istiyordu, en son çıkanından. Sonra onu beceremem, yazıları kayıp duruyor bana şu küçüklerden alın dedi, ya da sizinkini verin. Verdik. İçi bitenlerden istemem dedi (kontürlü hattı kastediyor), Faturalı hat aldık. Sonra telefonu nasıl kullanacağını anlattık, şuradan aç, şuradan kapa.. Birini aramak istediğinde numaralara bas sırası ile sonra yeşil tuş ile arayacaksın.

Bir deneme yapalım dedik. 

Eşim; ben şimdi salondan seni arayacağım, sende kimseye sormadan aç tamam mı?..

*Tamam dedi.

Aradık, birkaç çalmadan sonra açtı..

*Alo, alooo, alo. Kimsiniz?.

*Benim anne, Raşit.

*Alooo, kimsin?.

*Anne benim ben, Raşit.

Bizimki sesleniyor:

*Çocuklar, Raşit, oğlum neredesin, koşun gelin, beni Raşit diye biri arıyor. Yoğurtçular izimi buldu herhalde :). Arayıp duruyorlar yine..

:) gel de gülme..

Dedik ki, deneme yapıyoruz ya Meloş. İki dakika önce konuştuk, deneme yapacağız, kendin açabiliyor musun diye?.

*Tamam deneme yapacağız da, yoğurtçular yine buldu izimi. Bak onun da adı Raşit'miş. Arayıp duruyor..

Baştan başladık anlatmaya.

Olmadı bir daha anlattık..
Bir daha, bir daha..
Ve bir dahaaaa.

Şeklini çizdik.
Nereye basıp açacak.
Nereye basıp kapatacak.

Üç gün uyumadı çalıştı.
Sonra başladı ağlamaya!.

Ben çok kaz kafalıyım, ben çok salağım, yazarak da çalıştım ama yine de kafam almadı diye..

*Zaten kalbim tık tık atıyor. Götürdüğünüz doktor bilemedi derdimi. Ne kafam düzgün çalışıyor, ne kalbim..

Bugün kırmızı rujumu süreyim de, geleyim biraz kendime :)


En sevdiği vesikalık resmi. Kendini çirkin hissettiği tüm fotoğrafları  yırtıp atar, ne bunlar çiçek açmayan  otlar gibi der.
Tabii anlamışsınızdır, çiçek açmayan tüm yeşil bitkilere gıcık kapar:))
  
Ahh!! Meloş ah. 

Bazen çatlatırsın gülmekten.
Bazen de sinirden..

Ama annesin. Evimizin beti bereketi, neşesisin.

Allah sana uzun ömürler versin.. Tıpkı istediğin gibi.

Çünkü sen ölmeyi sevmezsin :)
     


18 Haziran 2013

İLAHİ MELOŞ../ tekrar yayın..


10.04.2012 tarihinde yayınlamıştım bu yazıyı. Sonra yanlışlıkla yayından kaldırmışım. Taslaklara kaydetmişim. Şimdi hatırlayın istedim.. Çünkü ya yarın, ya da yarından daha yakın sürede yeni cümleleri sizlerle birlikte olacak Meloş.. :)




Onu ilk tanıdığımda, çiçekli bir elbise vardı üstünde. Başından düşmek üzere olan beyaz bir örtü, örtüden fırlayan saçları sapsarı boyalı. 

Sıradan bir ev kadınımı?, yoksa bakımlı bir hatunmu? karar veremedim.

Asık suratlımı?, güler yüzlümü? karar veremedim.

Soğuk ve kibirlimi?, cana yakın ve mütevazimi? karar veremedim.

52 yaşında, biraz (biraz değil epeyce) tombul, biraz alıngan, biraz huysuz, biraz uysal, biraz acımasız, biraz merhametli, biraz beceriksiz, biraz da becerikli (ev işlerinde) bir kadındı 30 yıl önce..

Güzel ve lezzetli yemekler yapar. Alışverişe tapar, eli hiç aza varmaz biriydi..

Yoka şikayet etmez, vara kıymet biçmezdi. Bonkör bir kadındı. Tatlı dil ile iste, dünyayı versin sana.


Adı Meliha, herkes Meloş der ona.

Enteresan bir kişiliktir. Psikologlar, sosyologlar, antropologlar, ...loglarda ...loglar incelese bizim Meloş'u, garanti üç-beş doktora tezi çıkarırlar.

Gezmeye gitmez, misafir sevmez; kim, kiminle, nerede, ne yapmış bilir ama.

Kızı İnci, kendi azıcık kinci :))


Ayaktakiler: Büyük oğlu, Bursa'dan gelen yeğeni, kızı İnci, Bursa'daki yengesi ve onun küçük kızı ile MELOŞ.
Oturan: Meloşun eşi Çöp Hüsüyün (İnce bacaklı olduğundan lakabı çöp Hüseyin)
Camdan bakan: gelecekte VuslaT'ın sevdiği olacak.

Yaşını ve kilosunu sorandan nefret eder, sormayanı da baştacı. Kim sorarsa 67 yaşındadır, çok ısrar olursa yaşını söyle diye bazen 72, bazende 73-74.

Amaa asla 75-80-83 olmadı otuz yıldır. Otuz yıl önce 52 idi yaşı, şimdi oldu yetmiş dört.:)



Meloş'un ilginç sözleri vardır yakalayana!!!. Birkaç tanesini yakaladım yazdım, okumak da düşdü dostlara:

-Evinin alt katında oturan yanlız bir adam vardı, adı Süleyman, Meloş'tan da en az 25-30 yaş küçük. Süleyman'ın parası bitince Meliha teyze 50-100 lira borç versene derdi. Hem borcu verir hemde arkasından: bu Sülüman kendi parasını saklıyor, benden alıp onu harcıyor. Çünkü benim param gıcır (asla buruşuk, yıpranmış bankonotları sevmez, eskimiş kağıt parayı ya birine hibe eder, yada ihtiyacı olsun olmasın birşeylere harcar, olmadı Süleyman'a borç verir). Oh olsun işte eskileri verdim ona.
Evi giriş katı, gömme balkonu var, bolkonda oturur, geleni geçeni seyreder her sabah ve her akşam üstü.
*nasılsın Meliha teyze.
*ikide bir balkonun önüne gelip konuşma benimle, komşular aramızda birşey var sanarlar, dedikodu çıkar der, kovar Süleyman'ı.
Süleyman küser, bizim ki arkasından:
*yüzüne vurunca nasılda gitti gördünüzmü? kesin bunun bende gözü var anam. Utandı işte:) 

Süleyman'a yardım kolisi gelir, imrenir. Banada gelse der.

-Evindeki bakırları kalaycıya verir, kalaycı toplar kapları kacakları, kalayladıktan sonra alır yüklü miktarda parasını. Bir hafta sonra tekrar gelir kalaya zam geldi seninde vermen gerekli der. Bizimki demez ki, bana ne ben bir hafta önce kalaylattım hatta teslim aldım, verir itirazsız.

-Yoğurtçusu, sucusu, sebzecisi derken, kaptırdı parasını çoğu zaman tembihlerimize rağmen.  

-Meloş birgün oturmuş yaşını hesaplıyor parmaklarıyla, 1929-39-49-59-69-79-89-99 kaç etti hesaplıyor 70, devam ediyor parmaklarıyla 2000-2001-2002-2003-2004-2005 kaç parmak kıvırdı 6 tane, ekle yetmişin üstüne 80-90-100-110-120-130 :))
anaa, eee ben 130 yaşındayım ölmem lazımdı şimdiye.
Tekrar hesaplıyor aynı yöntemle, gene çıkıyor 130. Ona yanlış hesapladığını 130 değilde 76 olduğunu anlatana kadar seçtik akla karayı..



-Yıl 2004 Meloş şiddertli bağırsak kilitlenmesi yaşıyor. Yani işler kötü. Hastaneye götürdük. Acilde muayene ettiler. Doktor soruyor adını, soyadını, yaşını. Ona göre tedavi yöntemi belirleyecek. Bizimki cevap veriyor:
* Meliha ...... yaşım 60.
 Doktor:
*teyze yaşını sordum yaşını, gerçek yaşını,diyor,
*62
* teyze çık çık,
*67
*teyzeeee!! Çıkk.
*öf tamam 70 işte.
Doktor yazdı, çizdi, biz bozuntuya vermedik. Yatırdık hastaneye. Ben refakatçiyim. Meloş sinirli:
*Delimidir nedir, hiç gözüm tutmadı bu doktoru, hiç sevmedim, tutturmuş yaşın kaç, yaşın kaç. Sanane benim yaşımdan. Sen kendi işine bak. Oh olsun beş yaş eksik söyledim. Bu da ona ders olsun. Gitsin kendi anasına yaş sorsun!!!.

-Yıl 2000, yeni bir eve taşındık, Meloş balkonda örgü örüyor. Karşı apartmanın balkonu bize yakın. İki gelinli 50-51 yaşlarında bir hanım sesleniyor:
*teyze, teyze hoşgeldiniz. Sizmi taşındınız. Ne güzel maşallah bu yaşta örgü örüyorsun.
Patt diye kapı çarpma sesi. Bizimki içerden karşı apartmana bağırıyor:
*sensin teyze, kocakarı. Ne varmış benim yaşımda. Bu yaşta örgü örüyormuşum. Sen kendi yaşına bak. Hiç olmazsa benim bir tane gelinim var, senin iki. Sen daha yaşlısın.

12 yıl geçti aradan, o gün bu gün Meloş mutfak balkonuna çıkmaz. 



-Sigarası Parlament, Marlbora. Aşağısı kurtarmaz. Onsuz hayattan keyif almaz. (bir yıldır içmiyor. Bir ömür boyu süren arkadaşlıkları, bir yıl önce bitti).

-Ölümden nefret eder. Ölüm lafını edenden, cenaze töreninden bahsedenden hoşlanmaz.
Ben ölmeyi sevmiyorum, ben ölmeyeyim der. Biz allahcc bilir meloş deyince ben ölmeyeyim diye ağlar.

-Geçen gün çok üşüdüm dedi. Ben ölüncede çok üşürüm. Mezarımda da çok üşürüm..

-Evde küçük bir köpeği var. Onun ve torununun köpeği. En çok onu seviyorum diyor. Bir yere giderse sadece 'Şeker'i özlüyor. Ne çocuklarını ne torunlarını sadece Şekeri. Onu özlüyor, onu seviyor..
Şeker için iste maaşını verir. Siz her gün aynı mamayı yeseniz bıkmazmısınız der. Ona kazaklar, patikler örer. Hayvanın poposunu silme bezleri diker. Sık sık:
* Şeker, ben seni çok seviyorum, sende beni çok sev emi.

-Maaşını alacağı günü, en son kaç lira aldığını, saç boyasının markasını ve numarasını, en son hangi gün saçını boyadığını, el ve ayak tırnağını kestiğini, banyo yaptığını defterine yazar.

-Hastalık hastasıdır bazen, elinde çil çıksa deri veremi olmuştur, dilinde kabarıklık çıksa dil kanseridir. Karnı ağrısa ülser, bacakları sızlasa yaşlılıktan değil. 

-Oğlunun çocuklarıda ona anneanne derler. Çünkü o babanne olmayı sevmiyormuş. Ben hep anneanne olmak istiyorum dedi, çocuklarıda öyle alıştırdı. Şimdi kocaman çocuklar hala ona anneanne diyorlar.. 

-Torununun başka şehirdeki düğününe gitmedi. Uzun yolculuk yapamam ben dedi. Şeker'le kal sen iki gün sonra döneriz dedik.

*ya ben o iki gün içinde ölürsem, Şeker'de beni yerse ben ne yaparım sonra dedi. (ciddi ciddi)

-Hastanede, mastanede ölürsem sakın beni morgda bırakmayın, ben morgdan korkarım. Ben orada naparım!..
Hem eve getirirseniz dirilirim belki. Buda onun başka bir espirisi.

-Yıkanmayı sevmez, daha geçen ay yıkandım, her ay her ay yıkanılırmı der.

-Damadını sevmez, kızına kızar: 
*herkes boşanıp geliyor anasına bakıyor. Bi benim kız boşanıp gideyimde anama bakayım demedi.


-Gelininin annesini de sevmez. Yine geldi bu köylü kadını der. Sadoşun(Saadet) cep telefonu var ve her ay aldığı 295. lira Bağ-Kur maaşı.
*bu kadın her ay maaş alıyor, ben taa 3 ayda 2700 lira. Benimki hemen bitiyor o her ay alıyor. Benim daha bir cep telefonum bile yok, o zengin onun telefonu var.

-Mutfakta iki dünür oturuyorlar. Biz yemek hazırlıyoruz. Sadoş birşey diyor Meloş duymuyor. Sadoş damadına:
*oğlum gücenmede annen çok yaşlanmış, kulakları hiç duymuyor, ben gene daha iyi duyuyorum ondan. (bu arada Sadoş üç yaş daha büyük 86 yaşında).  
Meloş, Sadoş'a çorbayı beğendinmi ekmek vereyimmi diyor, bu kez o duymuyor habire tabağındakileri yutmakla meşgul. Bu sefer Meloş:
*aman bu kadında amma sağır be, hiç bi dediğimi anlamıyor. Sıkıldım bu sağır kadınla oturmaktan.
:))))) 
o diyor bu benden sağır, öbürü diyor bu benden. Karar vermek zor. Çünkü ikiside işine geleni duyuyor bal gibi..

-Her sabah eve biran önce gazete gelsin diye bekler. Gazeteyi alır, gözlüklerini takar, başlar burcunun o gün ne yazdığını okumaya. Okudukları hoşuna giderse; bak gördünüzmü herşeyi biliyor bunlar der, hoşuna gitmezse; bunlarda hiçbirşey bilmiyor diye kızar.

Bu arada Meloş asla doğum günü 20 ekime denk gelen 'Terazi' burcunun karşısında yazanları okumaz, ona göre en iyi burç 'Başak'. O sadece Başak'ta yazanlara inanır. Sadece Başak burcunu okur. Ona göre kendisinin burcu Başak'tır.

-Sekseninci yaş gününde ona doğum günü partisi yaptım evde, kendi kendimize. Sabah boool kıymalı börekle kahvaltı, Öğlen 7 mum dikilmiş yaş pasta (hadi iyisin 70 yaşına giriyorsun dedik) akşam yemeğine fırında somon yaptım ona. Çocuk gibi sevindi. Ayyy ilk defa bana doğum günü yapılıyor, çocuklara yapılınca imrenirdim. Bende mum üflesem derdim. Sağol güzel gelinim dedi. Gerçekten çok sevindi.

Bol kıymalı börek sever. Birde, sütlaç sever, haşlanmış patates, kuzu pirzola, iri şeftali, olgun incir, muzlu kremalı beyaz yaş pasta, kestane şekeri, kiraz ..... ve tüm yiyeceklerden çokça..

Nestle'nin Kahve Keyfi'ne bayılır. Geceleri içi kıyılır.

Hiç canı istemez, tabağındakini bırakıp, sofradan kalkıp gitmez.

Alıngandır çabuk küser, Melooş dün Feriha'da ne oldu desen anlatacağı hiç bitmez.

Gökhan Tepe'ye bayılır, Hülya Koçyiğit'in hayranıdır.

Saçın sarısını, ojenin rujun kırmızısını pek sever. Bugünlerde, kırışıklıklarıma çok taktım, Nebahat Çehrenin kullandığı kremden istiyorum diye tutturdu.

Tüm çiçek açan çiçeklerin hayranıdır. Paparazi programlarını sever izler, kim kimden ayrılmış, kim kiminle yakalanmış ezberindedir..

Meloş; 20 Ekim 1929'da Bursa'da doğmuş. Annesi o çok küçük iken ölmüş. Üç ağabeysi, Baş Komser babası ve üvey annesi ile Ankara'ya tayinle gelmişler. Hacettepe'de kiralık bir evde yaşamlarını sürdürmeye başlamışlar.
Üvey annesinin eziyetinden ve abilerinin baskılarından ne çocukluğunu yaşamış, ne genç kızlığını. Güzelmiş, ev işlerinde de marifetli. Abilerinin hepsi baba mesleğini seçmişler. Kimi İl Emniyet Müdürlüğü makamına yükselmiş, kimi başkomser. Ama Meloş'u okutmamışlar, İlk okuldan sonra. Ve onsekiz yaşındayken ev sahiplerinin askerden gelen büyük oğlu ile evlendirivermişler. Pek beğenmemiş Çöp Hüseyin'i. Fikrini sormamışlar ona. İlk çocuğunu ilerlemiş bir gebelik döneminde düşürmüş. Ondan sonra nefret etmiş ölümden. Sonra üç çocuğu olmuş, iki oğlu bir kızı. Yıllar önce bir yılbaşı gecesi hastalanan büyük oğlunu kaybetti. 'Gitmesini izlemekmi zordu, kalamayacağını bilmek mi' dünya iyisi büyük oğlunun. Ölümden bir kez daha nefret etti.
Herşeye rağmen hayatı sevdi MELİHA..
Yaşamadıklarını, içinde özenerek sakladıklarını, yaşama fırsatını bulduğunda benden geçti, ben yaşını başını almış bir kadınım demedi. 
Daha önce yaşayamadım, üvey anneden, baskıcı abilerden, huysuz kocadan. Hiç kimse umurumda değil, ben yaşayacağım ve hayattan keyif alacağım moduna girdi.

Dün akşam bir iki çift terlik aldım ona, geçen seneden beri istiyordu; çapraz bantlı bir çift terlik. Önce öptü terlikleri çok beğendim çok beğendim dedi. Sonra giymeye kıyamamış sandalyenin üstüne koymuş seyrediyor. Çok beğendim diye diye.

Bu akşamda giderken ona, bol çiçekli, topraklı bir çan çiçeği götüreceğim. Odasının camının önüne eksin diye.. 

-Kötü bir insan mı?. Asla değil. Kötü bir insan, kötü bir kayınvalide değil bana göre.

-Huysuz mu?. Eveeet. Yaşlandıkça iyice huysuz oldu. Olsun. Ne yapalım. Herşeyden önce bir Anne o, sevdiğim adamı doğurmuş. 

-Bazen inadı, mızmızlığı, huysuzluğu, laf sokmaları, temizliğe alerjisi (hakkını yemeyelim eskiden çok temiz bir kadındı) insanı çok bıktırsada seviyoruz seni MELOŞ.

Ömrün uzun olsun. Sen ölme emi.      

Meloş'la ilgili laf bitmez, yazmaya devam etsem bu post hiç bitmez..  

Bu VuslaT'ın kayınvalidesi değil, MELOŞ'u (çünkü Meloş kayınvalideliğide sevmez. Bana ya anne de yada Meloş de dedi 30 sene önce:)). Bende kayınvalidem demedim asla MELOŞ aşağı, MELOŞ yukarı..)
SEN HİÇ ÖLME EMİ MELOŞ, ÜŞÜRSÜN SONRA.
SADECE ŞEKER DEĞİL BİZDE SEVİYORUZ SENİ... 
  

12 Haziran 2013

İYİLEŞİYORUM...










Neyin Varsa Kaldırıp Çöpe Attım
Saçlarımı Kestirdim Hemen Sarıya Boyattım
Bitanem Diye Kaydetmiştim Ya Hani Telefonuma,
Sildim Derhal Herkes Gibi Adını Yazdım
Sensizlik Bana Çok İyi Geldi
Ne Kadar Da İhmal Etmişim Kendimi
Umrumda Değil, İyi Ki Bitti
Omuzlarımdan Koca Bir Yük Gitti
Çoktan Alıştım Yokluğuna, İnan Ki
Umrumda Değil, İyi Ki Bitti
Omuzlarımdan Koca Bir Yük Gitti
Çoktan Alıştım Yokluğuna, İnan Ki

Attım Kendimi Sokaklara
Dokundum Sarhoş, Yabancı Ellere
Üstelikte Hiç Pişman Olmadım
Ama Halimden De Hiç Memnum Kalmadım
Umrumda Değil, İyi Ki Bitti
Omuzlarımdan Koca Bir Yük Gitti
Çoktan Alıştım Yokluğuna, İnan Ki
Umrumda Değil, İyi Ki Bitti
Omuzlarımdan Koca Bir Yük Gitti
Çoktan Alıştım Yokluğuna, İnan Ki

Aslında İyiyim Gerçekten
Bir Kere Özgür Hissediyorum Kendimi
Çapraz Yatıyorum Yatakta
Oh Be Diyorum Herşey Tamamen Benim Artık
Canım Ne İsterse Onu Yapıyorum
Ama Bazen Bilhassa Akşam Olurken Bir Tuhaflık Olmuyor Değil
Sızlıyorum…
Özlüyorum…
Resimlerini Atamıyorum Mesala.
Bakamıyorum.
Kızıyorum. Çok Kızıyorum.
Üzmek İstiyorum Seni. Canını Yakmak İstiyorum.
Sonra Yatışıyorum.
Sana Da Üzülüyorum
Ama İyileşiyorum Ya. İyileşiyorum
Umrumda Değil, İyi Ki Bitti
Omuzlarımdan Koca Bir Yük Gitti
Çoktan Alıştım Yokluğuna, İnan Ki
Umrumda Değil, İyi Ki Bitti
Omuzlarımdan Koca Bir Yük Gitti
Çoktan Alıştım Yokluğuna, İnan Ki


Romantik bir slow iyi gider diye düşündüm..
Haydi İYİLEŞELİM...

10 Haziran 2013

SABAHI BEŞ DAKKALASAK MI?, YOKSA KALKIP BİR DİLİM DEPRESYON PİZASI YEMEYE BAŞLASAK MI?..








Onu seviyorum.

Hiç tanımıyorum.

Tanışabileceğimizi de sanmıyorum. Yüreğim bir gün bir yerde, bilmediğim bir zaman diliminde tanıyacak mı?. 

Sanmıyorum..


Göklerden anka kuşları, tavus kuşları inmeli, uçaklar, bombalar değil. Gülleri budamalıyız, birbirimizi değil. Ölümü, birbirimizi öldürerek değil yaşatarak öğrenmeliyiz. Saçlarımızın diplerini boyarız, sebzelerin diplerini temizleriz, ayıklarız, ama birbirimizi cehennemin dibine değil cennetin dibine göndermeliyiz.



Onun hakkında ne düşündüğümü biliyor gibime geliyor çoğu zaman.

İçimi okuduğunu düşünüyorum.. Birçok kişinin de içini okuduğunu.

Profesyonel yazar sanıyorum bazen..
Bazen de küçük bir çocuk.. İlgiye, sevgiye, şevkate ihtiyacı olan bir çocuk..

Ya da, Dev bir Adam!. 

Modern zamanların 'Bilge Derviş'i-II benim için; O!. (I.'sinin adı bende saklı)

Sanki, üç-beş kere değişik hayatlar yaşamış. Birçok kez ölmüş dirilmiş. Birçok farklı kılığa girmiş. Birçok bedende birçok farklı cins de doğmuş..

Aslında hep aynı insan. O; aşk aynı, insan farklı dese de kendi hep aynı, anlattıkları farklı. Mesajları farklı..

Aşk her zamanki aşk. Hayat hızlandı, teknoloji ilerledi, aşk aynı aşk ama insan aynı insan değil. Beynimiz yıkandığı için aşkı da hızla tüketilen bir meta sanıyoruz. Al, kullan, tüket, bık, başka aşk bul, seçenek öyle çok ki. Aşk yaraları bile çabuk tüketiliyor. Çünkü gerçekten hissedilmiyor. Belki aşk için öncelikle bildiğimiz, bize öğretilen herşeyden kurtulmalıyız

der ve;

Dünyamız pembe sevecen ve mavi özgür aşk yaşayan aşıklarla dolsun belki dünya daha yumuşak olur

diye bitirir yazısını..

Bir bakarsınız;


Taptığımız birçok ünlü yabancı şarkıcı, müzisyen bizim sandığımız kadar müthiş müzisyen değildir. Birçok rock şarkıcısı süper olmasalar da o andaki ortam gereği ilahlaşmıştır. Örneğin, Freddie Mercury, Prince, David Bowie. Hepsi iyidir. Ama bazen başka şarkıcılarla düete girerler ve o zaman belli olur seslerinin yetersizliği. Örneğin, Tina Turner, Tom Jones gibi müthiş seslerle düet yaparlar ve o görkemli seslerin yanında zayıf kalırlar.

Ama eski de olsa yeni de olsa süperler de var. Örneğin eskilerden Glenn Hughes, Deep Purple ve Black Sabbath solisti, şimdilerde çok yeni müzisyenlerle çalışıyor,şarkı yapıyor, kendini yeniliyor. Ya da yine eskilerden Ginger Baker, eski Cream davulcusu, çok yeni ve deneysel müzik yapıyor, şimşek gibi davul çalıyor hala.

diyerek müzik hakkındaki düşüncelerini, bilgilerini aktarıverir bir çırpıda.

Çok kitap okur, bana ve kendisine soranlara birçok kitap hakkında, o kitabın okunabilirliği hakkında düşüncelerini anlatır seve seve.. Film tanıtım ve eleştirilerini de unutmamak gerek.

Blogumda yazdığım kitaplar ve filmler arasında en iyilerin bir listesini hazırladım.

Kitaplar: 

54 adet kitap okuyup yazmışım. En iyiler:

Edebiyat:
Northanger Manastırı (Jane Austen)
Katilin Gözyaşları (Anne-Laure Bondoux)
Beni Çocukluğumdan Öp (Günhan Kuşkanat)
Babam ve Sevgilim (Fabio Volo)
Bazen Hayat (Sine Ergün)
Büyük Yolların Haydudu Atilla İlhan (Öner Ciravoğlu)
Civan (Müge İplikçi)
Yeşil Peri Gecesi (Ayfer Tunç)
Karaduygun (Sema Kaygusuz)
Noktürnler (Kazuo İşiguro)
Kuzgunun Şarkısı (Neslihan Acu)
İki Kişilik Rüyalar (Fatma Barbarosoğlu)
Aşkın Gölgesi (Gülşah Elikbank)
Önünde Boş Bir Uzam (Demir Özlü)
Burası Tekin Değil (Sine Ergün)
Kitap Hırsızı (Markus Zusak)

Edebiyat Dışı ve Popüler Kitaplar:
At Üstünde Fırtına: Anadolu Selçukluları gibi klas bir tarih kitabı, Plaj Evi, Aşk ve Çocuk, Gece Yolu gibi duygusal, Buz Prenses, Celladın Kızı, Gönül Yarası gibi gerilim, Rus Kışı gibi tarihsel, Yemin ve Soğuk Öpücük gibi fantazi, Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer gibi gelişim/gerilim romanları okuduk. Ayrıca, Zaytung, Bobiler Tarihi ve Saftirik Greg dizisi ve Epsilon Yayınevinin gençlik kitaplarından Pembe ve Mavi gibi kitaplar da vardı.



Dünyada en çok okunan edebiyat türü roman. Yaklaşık 150 yıllık bir edebiyat türü olan roman ortaya çıktıktan sonra diğer türler geriye gidiyor. Belki de uzun olmasından dolayı, insanlar içinde kaybolduğu ve kendilerini özdeşleştirebildiği için romanlar çok seviliyor. Belki de roman en iyi kaçış türü edebiyatta.

Türkiye’de de durum böyle. Orhan Pamuk, Ahmet Ümit, Canan Tan, Ayşe Kulin, İskender Pala, Elif Şafak romanları okunuyor en çok. Bir de Mümin Sekman var, kişisel gelişim yazıp çok satan. Deneme, şiir, öykü, anı gibi türler rağbet görmüyor. Bu türleri okumak daha zor. Romana ise dalıp fazla düşünmeden okuyor gidiyorsunuz. Diğer türler daha kısa ve yoğun, düşünmeye yönlendiriyor insanı.

Öykü türü de çoğu edebiyatçı için roman öncesi alıştırma gibidir. Dev bir roman yazmadan önce yazma denemeleri gibi görülür. Halbuki, öykü, yazması zor olan ve roman gibi bir ana türdür. Birçok öykücü vardır sevilen, bilinen. Mauppasant, Daudet, Çehov, Zweig, O’Henry gibi.

Çok tanınmayan, bir anti-Amerikan kahraman olan, zamanla bir Amerikan kahramanı olarak görülen, çizgi dışı Raymond Carver’ı kaçırmayın. Bu şiir kitabı ile başlayıp diğer öykü ve şiir kitaplarına geçebilirsiniz.

Not:4/4 (yazısının tamamı değil, tanıtımdan parçalar) 

Notunu da verir, tanıtımını bitirir..






Masallarla, düşlerle, özlemle, umutla dolsun yaşantımız bu yaz. Masal dinleyelim, masal anlatalım, dünya ve bizler birer masal olmadan önce. Kalbinizi koruyun derler ya doktorlar. Evet, kötülükten korumalı kalbimizi, en çok. Kalbimiz zengin olsun.

Yaz gibi güneşli olsun sözcüklerimiz. Kuş kadar hafif olsun, özgür olsun, cıvıl cıvıl ötsün sevimli, olumlu sözcüklerimiz. Şafakta ve mehtapta söyleyelim en söylenmemiş sözlerimizi. Acılarımızı eritsin güneş. Öfkelerimizi nadasa bırakalım. Bulutlardan yaz çiçekleri yağsın.

Çocuksu ruhlarımızla şımaralım, birer filiz birer fidan birer fide olduğumuzu unutmayalım.

Ruhlarımız buzdolabı süsü değil ki..

Lekeli ruhlar, katı ruhlar için esnetici kozmetikler alabilsek, ruh kozmetiği standları olsa büyük mağazalarda, kozmetik, parfüm, gözlük ve ruh kozmetiği. Ruhumuzun üzerine tek kat cila sürsek ve pırım pırım parlasak. Kırılable ruhlar için ruh kalkanı olsa portatif.

**


Tam bedeninize oturan düz kesim ruhları bulmak da olası. Ruhlarınızın yanlardan kaçmasına engel olmak için omuzlarda ruh fermuarları bulunuyor, üstelik yaka dekoltesini kendiniz ayarlıyorsunuz, tam kaçarken ruhunuz dekolteyi düzeltiyorsunuz.

Arkası yırtmaçlı elbiseler ruhlar için çok uygun değil ama belki ruh astarı ile ya da uzun bir blazer ceketle kombinleyip yırtmacı kapatmayı deneyebilirsiniz. Ruh bu, her yerden kaçar gider.

Kalın çizgili desenli, çözgülü, örmeli ruhları ise hemen söküp atın. Son çare Burda dergisinden bahar ruh paternlerini kopyalayın.

Der, der ve öldürür gülmekten, sonrada düşünmekten..


Yani birisi bize kötü davranıyorsa bu biz izin verdiğimiz içindir. Bizler kötülükten kaçarız ama bilmeden kötülüğe izin de veririz. Biz genelde orta halli ailelerin iyi eğitimli çocuklarıyız genellikle büyük şehirlerde ya da o şehirlere gideriz eninde sonunda. Büyük şehirlerde ise kalabalık, gürültü, hızlı yaşam zaten bizde stress yapar. Genelde stresten kaçıp sakin kalmak dinlenmek isteriz iş, okul dışı saatlerde.

Huzurumuz bozulmasın diye pek bir şeye karışmayız. O nedenle hepimiz iyi kalpli kuzularız aslında. Ama bizi kabalar, sertler, kötüler, gözü dönmüşler ve yalancılar yönetir. Paralarımızı onlar alır bizden, huzurumuzu da onlar kaçırır. En zenginler, güçlüler bize toptan kötülük yapar. Ama güç derecesinde indikçe de kabalık, kötülük değişmez. Herkes kendi çapında kullanmaya, sömürmeye, kırmaya, incitmeye çalışır, üstelik de haklı olduğuna inanır.

O yüzden de genelde korkak oluruz, aman başımıza bir şey gelmesin diye. Halbuki, kendimizi, çevremizi, dünyayı değiştirmek ve başarmak cesaretle oluyor. Ancak bizim kültürümüzde bu yok. Neredeyse kendimizden bile korkuyoruz. En önemli bilinçsizliğimiz ise insanın sadece insan olmaktan gelen haklarını bilmiyoruz.

Simay, Züleyha, Lena, Çağla, Derin. Bu ve bunun gibi birçok karaktere hayat verir. Öykülerini, kim bilir belki de tüm hissettiklerini, söylemek istediklerini bunlar yaşamış, bunlar söylemiş gibi bizlere benimsetir.

Babam ile annemin tek çocuğuyum demişti bana. Yurt dışında (yanlış hatırlamıyor isem) Ekonomi eğitimi aldım. Bizim aile eğitimlidir hep. Yalnız yaşarım, aşktan korkarım. İnsanlardan kaçarım, iş dışında kimse ile görüşmem..

Kendime zaman ayırırım.
Kendime ait bir hayat yaşarım..

Hep okurum, hep izlerim, hep gözlemlerim. Ben kendimi böyle memnun ederim..

Bilmeyiz; kurgu olarak anlattıklarının dışında kimdir?. Nerede çalışır, ne iş yapar, gerçek adı, tipi nedir?.

O benden de gizemlidir..
Belki de yanı başımda. Belki bana benden yakın, belki de benden çok çok uzaktasın..
Bizim Mahallenin Star'ı. Sinirlenene 'depresyon pizası' ısmarlayan yaramazı:)

O; Sade anlatır, Derin düşündürür. 
Onu okudukça, göklerden kara kara gök taşları değil de,

Gül yağmurları, mis kokuları ile yüreğime düşer...




     Seni seviyorum kuzucuğum,
     Bana me mee diye seslenişini de:)