30 Ocak 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -6


En güzel gelin.. -6

Duygu eniştem, annem, yanındakini hatırlamıyorum ama galiba Şadiye hanım teyze. Ablam, kayınvalidesi Müzeyyen hanım teyze, onun ablası Fikriye hanım teyze ( şarkıcı SevimTuna'nın manevi annesi Fikriye veya Zekiye teyzelerden biriydi.) ve en büyük (adını hatırlamıyorum) teyze. Oturan duvaklı çocuk kim bilmiyorum, ortadaki çocuk Sevgi ablanın kızı ve hatıraların sahibi küçük maymun.
Ayaktakiler: Yılmaz bey eşi Sevgi abla, yanındaki Sevinç abla, orta yaşlı hanım ve eşi Müzeyyen hanım teyzenin ortanca ablası ve eniştesi. Ablamın tam arkasındaki kayınpederi Fadıl bey amca, sevgili Babam (Naim Büyükyazıcı), beyaz gömlekli ve yanındaki annemin akrabasıydı sanırım, takım elbiseli beyi hatırlayamadım. Yan yana üç genç kız eniştemin yeğenleri (onlarında isimlerini unuttum)

Evde bir telaş, bir telaş. Gülseren abla bizde, Havanım teyze bizde. Daha bir iki kişi bizde. 
Bir yandan camlar siliniyor, halılar siliniyor, divan örtüleri çırpılıyor. Diğer yandan börekler açılıyor, tatlılar yapılıyor, sarmalar sarılıyor.
Çocuklar ayak altında dolanmasın diye reçel-ekmek dilimleri ellerinde kapının önünde oynamaya çıkarılmışlar. Ben kapımızın dibinden ayrılmıyorum. Anlamaya çalışıyorum ne olacak, ne bu telaş.
Misafir gelecekmiş. Ablamı istemeye. Annem anlatırken duydum: bugün isteyecekler kızı Gülseren. Babası da bende daha fazla hayır diyemedik diyor. Bu gece isteme ve söz yüzüğünü takma olacak artık.
Mutfaktan çok güzel kokular geliyor. Pencereler ve kapı açık. Eve koku sinmesin diye. Akşam yemeğini erken yedirdiler bize. Nerminler, Nesrin, ben hepimiz Gülseren ablalara çıkarıldık bu gece . Orada oturmamız gerekiyormuş. Bende bu gece Gülseren ablalarda kalacakmışım. Niye misafirlerin yanında olamıyorum. Böreklerden, sarmalardan, hele hele kalbura basmadan niye yiyemiyorum. Hatırlamıyorum.
Onlarda kaldığımı, ne zaman uyuduğumu, yani o gecenin devamını hiç hatırlamıyorum. 
Bir zaman sonra bizim eve sık sık, sarışın bir kadın (çok neşeli, güler yüzlü ve annemden daha şişman galiba) ile uzun boylu, kıvırcık saçlı bir adam gidip geliyor. Müzeyyen hanım teyze ve kocası Fadıl amca. Müzeyyen hanım teyze çok tatlı. Benim yanağımı okşuyor, saçımı okşuyor, ara sıra eğilip öpüyor. Annemden daha çok seviyor sanki beni. Gel bakalım Çitlenbik al sana şeker diyor. Fadıl amca sert biraz. Yok yok sert değil. Oda başımı okşuyor.

Çitlembik (bir diğer adı Menengiç. Kahvesi de yapılan Menengiç.) 

Müzeyyen hanım teyzenin büyük kızı evli Sevgi hanım ve eşi Yılmaz (yanlış hatırlamıyorsam) bey, Sevgi hanımın ikiz erkek kardeşi Duygu ağabey ve en  küçük kız kardeşleri Sevinç abla sık sık ablamı da alıp çarşıya gidiyorlar.Bir gün Lozan Meydanı  na yakın Demirspor Lokaline gittik. Ablam yoktu yanımızda. Lokalin sıra sıra palmiye ve manolya ağaçları ile kaplı bahçesi çok güzeldi. Havuzun etrafına masalar, sandalyeler yerleştirilmiş, renk renk akşam sefalarının, yasemin, gül, ful ve erguvanların kokuları mis gibi geceye ayrı bir güzellik, şıklık katıyordu.. 




Ablamın elbisesi  şu maviye benziyordu. Ama onunki krem renginde ve yaka işleri beyaz inciler, yeşil yapraklar ve rengarenk boru boncuklarla işlenmişti.
Etrafta çok renkli ve güzel giyinmiş ağabeyler, ablalar, şirin çocuklar neşe ile dolaşıyor, herkes nişanlanacak gençler hangisi diye birbirine soruyordu. Ablam, topuz yapılmış saçları, lame ayakkabıları ve yakası işli beyaz elbisesi ile prensese benziyordu. O beni çok sevmezdi ama ben onu çok seviyordum o zamanlar. Nişanlandı ablam ve Duygu ağabey o gece. Artık bir ablam, bir Duygu eniştem, bir annem, birde babam var. Plastik bebeğim ve renkli bileziğim de duruyor.
Telaşlı, koşuşturma ile çarşı pazar, mağazaların birinden çıkıp birine girmeli günler çok çabuk geçti. Gene Demirspor Lokaline gidiyoruz. Bizimkiler çok üzgün görünüyorlar. Annem sık sık ağlıyor. Ablam genemi nişanlanacak acaba. Bana beyaz saten bir elbise giydirdiler. Üstünde dantel asma dalları kabartmaları olan, yer yer pul işlenmiş beyaz bir elbise. Başıma tül taksam gelin çocuk olacağım. 
Çok güzelim.
Herkes işte gelinin küçük kardeşi bu diyerek seviyor beni.
Çok güzelim. Çok güzelim. Çok güzelim.
(Maymun değilim, çok güzelim
Ben bu akşam çok güzelim. maymun değilim çok güzelim).
Bahçede bir-iki tane daha gelinlik giymiş çocuk var. Onların duvakları olduğundan benden daha güzeller. Azıcık kıskandım herhalde.Üzüldüm benim duvağım yok diye. Az sonra da Ablam ve Duygu eniştem, mumlar tutan gençlerin kollarının altından, konfetilerin arasında, güzel bir müzik eşliğinde bahçeye girdiler. Ablam gelin olmuş. Bu onun düğün gecesi ve annem ondan ayrılacağım diye ağlayıp duruyor. Ablama çok kızdım. Annemi ağlatıyor diye. Üzüldü annem, ya üzülünce benim kolumu çimdiklerse. Her yaptığıma kızarda bana bağırırsa. Yo, bu akşam kızmaz bana. Çünkü şimdi aklı ablamda. Hem babam var. Canım babam. Bana kimsenin kızmasına müsaade etmeyen babam. Beni çok seven babam. Bende onu çok seviyorum.
Ablam evleniyor, limonatalar içiliyor, kuru pastalar yeniyor. Herkes çok mutlu. O anda ömrümde gördüğüm (kaç yıllık ömrümü hatırlıyorsam...) en güzel gelin ablam diye düşünüyorum. Yanılmışım. Yanılmışım. Yanılmışım.
Şimdi düşünüyorum da; o günden, bugüne kadar gördüğüm en güzel gelin başka biri.. En güzel gelin ve benim için en özel gelin bir başkasıydı..


                                                                                               .../..

28 Ocak 2012

KARA KAŞ, KARA GÖZ, GERİSİ BOŞ LAF NANKÖR SÖZ.


Bir çift güzel gözün esiri oldum..
Siyah desem, siyah değil, sevdiğim kahverengiydi gözlerin. Kömür karası simsiyah saçların,  kalem gibi kaşların, yüzünde gamze, dudaklarında ise masum bir gülümseme..
Birçok insana sorsanız, sevdiğiniz kişinin nesi sizi cezb eder diye; çoğu insan, güzellik benim çok umurumda değil, yeter ki huyu güzel olsun der. 
Huy, eğitim, ekonomik durum, sosyal statü her zaman öncelikle sayılır. Sonra kaşı-gözü, eli-yüzüde düzgün olsaydı fena olmazdı demeyi ihmal etmezler.
Halbuki gene o insanların çoğu önce huya-suya değil, kaşa göze, yüze ifadeye bakar, arkasından da boy, pos, endam, vücut gibi öğeleri gözden geçirip, beğenisine göre kendi davranışlarını şekillendirir.
Hiç kimse ilk intibaasında güzel bulmadığı veya hoşlanmadığı bir insan için mücadele etmez. Güzellik baraj sınavı gibidir. Güzellik anlayışı kişiden kişiye farklılık gösterse de etki alanı geniştir.


Birçok tv kanalında yemek programı varken 
'Oktay Usta' nın görsellik ve lezzeti birleştirmesi ve buna çok önem vermesi değil midir, onu çok izleten.

Orjinal 'Mona Lisa'... Yaklaşmaya ancak bu kadar müsaade var.
Anlamlı gözlerinde, renk uyumunda, ışık tekniğinde ve bunların birleşiminde değil midir?
'Mona Lİsa' yı ölümsüz yapan..
Ne tatsız aş olur, nede tuzsuz sofra kurulur.. 
Güzellik ile özellik aynı kişide olsa fenamı olur.. 
Yiğidi öldür ama hakkını ver der atalar. Biz genede yiğidi öldürmeden hakkını verelim.
Güzele güzel diyelim, özelede özel.
Önce kaş-göz, gerisi boş laf nankör söz:).. 

27 Ocak 2012

BİR AVUÇ YEM VEYA BİR LOKMA SEVGİ VERİRMİSİNİZ..?


Bugün Ankara'da kar yağıyor. Bugün memleketimin birçok yerinde lapa lapa kar ve yağmur yağıyor..
Toprak, kar ve yağmuru seviyor kış aylarında. Hani derler ya 'kış kışlığını yapmalı', kış kışlığını yaptı bu sene. Afet olmaz inşallah. Sel olmaz, don olmaz, yollar kapanmaz, hayat durmaz..
Karlı manzarayı seyretmenin tadına doyulmaz, harika bir görüntüdür. Bereketin görüntüsü, rahmetin görüntüsü.
Böylesine güzel bir görüntüyü bozar aç hayvanların, ıslak, üşümüş çaresiz halleri..


 Açlık zordur, insanlar içinde, hayvanlar içinde.
 Zordur soğukda yaşamakda.
Sevgiye susamakda.
Onlara bir avuç yem verelim,bir lokmada ekmek.   


Ve birazda sevgi.

Benimde sevgiye ihtiyacım var, minik bir kedinin, köpeğin, yada dağdaki tilkinin, belkide ren geyiğinin. 





Soğukda sıcakda.

Bu sevilmezmi?,
ve bu


vede bu


Bir avuç yem, bir dilim ekmek,


 yada bir lokma sevgi.
Bana da lazım, sana da lazım, minnoşa da...

24 Ocak 2012

BEN OLMALIYDIM...-1

Kıskançlık iyi bir şey değildir. Kimse kıskançlık iyidir demez, herkes kötü der.  Birçok insanın ortak kararıdır bu. En kıskanç olmayan insan bile çok beğendiği birşey için, bunu yapan ben olmalıydım diye geçirir içinden. Bunu yapan ben olmalıydım.
O beğeniyi ortaya koyan değil, o beğeniyi yaratan olmak çok daha güzel olurdu herhalde. Her insan böyle düşünür demiyorum, ama birçok insanın içinden de bu duygu geçmiştir sanırım.
Bende çoğu zaman bunu yapan ben olmalıydım derim. Benim gibi birçok hevesini zamanında gerçekleştirememiş, fakat hayal kurmayı kendine hobi etmiş biri için, a acaip bir duygu bu.
Bunu yapan ben olmalıydım. Bu günden sonra
BEN OLMALIYDIM
 serime başlıyorum. Arada sırada hatıralara, arada sırada bağımsız konulara, arada sırada da kıskançlık :))) satırlarıma...   


İYİLİK BUL, İYİLİK YAP.

Sadece hayal kurun. Birisine gerçekten yardımı dokunan bir iyilik yapıyorsunuz ve ondan bunu size bunu ödememesini, fakat ileriye taşımasını ve üç yeni kişiye iyilik yapmasını istiyorsunuz ve bu yeni üç kişi de diğer yeni üç kişiye yardım yapıyor ve bu şekilde evrensel bir iyilik ve nezaket akımı başlıyor. İmkansız mı? Trevor McKinney , aksini iddia ediyor. Acı tatlı olaylarla dolu bu hikayede Trevor, sosyal çalışmalar projesi için iyilik yapma zincirini başlatan bir öğrenci. Bu projesinin ne kadar başarılı olduğunu dahi görememiş bir öğrenci.
Bu filmin senaryosu daha güzel yazılabilirmiydi?. Belki yazılabilirdi. Bence bu hali bile bir çocuk ödevi için yeterli. Daha iyi çekilebilirmiydi?. Çekilirdi belki. Ben bu görüntü kalitesini sevdim. Başka bir oyuncu daha mı iyi canlandırırdı yanlız bir anneyi. Yada başka bir oyuncu öğretmeni, proje yapan öğrenciyi. Bence tüm oyuncular çok başarılı. Oscarlık bir film değil belki, ama hangi anne kaybettiği evladının başlattığı bir projenin başarısı ile bir an evet bir an, gururla gülümsemez. Usta oyuncu Helen Hunt gibi.  
Yönetmen Mimi Leder (Deep Impact), Catherine Ryan Hyde'in romanı üzerine kurulmuş filmde Akademi Ödülü sahipleri Kevin Spacey, o çocuğu canlandıran Haley Joel Osment  ve diğer tüm oyuncuları kutlamak gerek.
Genede BEN OLMALIYDIM.. O fikri ben bulmalıydım. O senaryoyu ben yazmalıydım. O anneyi veya öğretmeni, hayır hayır Trevor'u ben canlandırmalıydım.. 
Yürekten hissedilmiş bir istek ne kadar etkileyici olabilir?. Trevor'ın bir film karakteri olduğunu bile bile, kim benim kadar ölümüne ağlayabilir?.
Bana bir iyilik yapın, bu filmi bana aitmiş, herşeyiyle benimmiş gibi izleyin..
Kendinize de bir iyilik yapın ve 'İyilik Bul, İyilik Yap'ı evlatlarınıza izletin yada izlemelerini tavsiye edin...

HATIRA DEFTERİ...

Üç şarkı tuttum: birincisi eşime, ikincisi kızlarıma, üçüncüsü hatıralarıma...
Bugün hatıralarımın şansına çıkan şarkıyı paylaşıyorum sizlerle :) :)
 
HATIRA DEFTERİ

 
Çorak gönlüm dökülen gözyaşımla sulanır
Yıllar önce gömdüğüm aşk yeniden canlanır
Hayalimde sevgilim salıncakta sallanır
Onu buldum sanarak dertli gönlüm aldanır
Yine beni benden aldı hatıralarım
Yine beni derde saldı hatıralarım
Kalbim aşkla dopdolu hatıra defterimdir
Onun en güzel yeri inan yine senindir
Şimdi bana hatıra birkaç söz bir resimdir
Bunun bende yarası umduğundan derindir
Yine beni benden aldı hatıralarım
Yine beni derde saldı hatıralarım ...

19 Ocak 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -5-


Camda ki Buğu.. -5

Çıkmaz sokak, böyle birkaç evden oluşan sokaklara denir. Karşı duvar sokak sonu. Her çıkmaz sokak ya bir sokak sonudur, yada bir sokağı bölen __I__ şeklindedir. Bizim sokağımızın başında çeşme yoktu. Sokağın bir köşesi Mekke Merdivenlerinin ilk basamağı, diğer köşesi ise Arap Fırını caddesine çıkan kısa bir yokuş başıyla kesişirdi.

Sokağın ilk başı 842 sokak (burayı kesen 842 çıkmaz sokak)  ve sokağın devamı Mekke Yokuşu diye adlandırılan merdivenler. Altta merdivenlerin bir bölümünün resmi var..
İnsanlar çıkmaz sokakları küçümser genellikle. Çoğu insan çıkmaz sokaklardaki evleri satın almaz, oraya taşınmaz. Küçük, dar ve bir ucu kapalı "Çıkmaz sokak"ta oturmak, sadece birkaç ev ile komşuluk yapmak, sokağın diğer ucundakilere karışıp kaynaşmanın zaman alması, insanların tercihlerini çıkmaz sokaklardan uzaklaştırır. Sevmezler böyle sokakları..

Çıkmaz sokakta yol bulamadım Gözlerim yandı ağlayamadım
Sevgiden yana şansım olmadı
Kötüden başka dostum olmadı
Sen de yoksun, bilmiyorsun
Halim kalmadı.

Çıkmaz sokak çaresizliğin ifadesidir. Gidecek , deneyecek, sonucu değiştirecek bir yol kalmamıştır.
Yolun sonu. Çarenin sonu...

Halbuki ben sokağımızı çok severdim. Bizim sokağımızda herkez birbirini çok severdi. Komşularla otururken zaman daha keyifli geçerdi. Büyükler; yolun sonundaki Gülseren ablaların evinin basamaklarına oturur, kah el işi yaparak kah çiğdem(İzmir'de çekirdeğe çiğdem denir) çitleyerek sohbet ederler, günlük yaşantılarını paylaşırlardı. Gülseren ablanın büyük kızı Nermin ile Havanım teyzenin kızı Nermin birlikte oynardı (her ikiside anneme CİCİANNE derlerdi). Gülseren ablanın küçük kızı (benden 3-4 yaş büyük) Nesrin'lede ben oynardım. Şadiye Hanım teyzenin diğer torunu (yani Nermin ve Nesrinin Vecdi amcasının kızı) Derya ise kimse ile oynamaz çoğunlukla iki yanda toplanmış simsiyah saçları ve yuvarlak çerçeveli gözlüklerinin yüzüne kattığı sevimlilikle, bilmiş bilmiş seyrederdi bizleri (Şadiye hanım teyze Karşıyaka'da oturan galiba diplomat olan oğlu Vecdi bey ve bir balkan ülkesinden -Romanya olabilir- göç eden gelini Tuna hanımın evinde kalır nadiren torunu ile gelirdi evine. Fahri gelmezdi çoğunlukla..). O hep yağ-reçel ekmek yerdi, biz acıkırsak salça ekmek yerdik...
Ablam ise çıkmaz sokağın başındaki merdivenlerdeki evlerden birinde oturan Nurten, kardeşi Aynur ve onların amca kızları Seher'i çağırır onlarla otururdu.
Komşular arasında sevgi vardı. Bağlılık vardı. Kardeşten öte. Akrabadan öte.
Bu küçük çıkmaz sokaktaki beş evde, beş ayrı aile, beş ayrı hikaye vardı.


Köşedeki sarı duvarlı evin kapısı merdivenlere baktığından o ev ile çıkmaz sokağın diğer köşesindeki gri perforje demirli pencerelere sahip evin(şimdilerde Osman amcalar oturuyor) hem bizim sokakta hem merdivenlerin ucundaki asfalt üstünde kapısı olduğundan, çıkmaz sokağa dahil sayılmazdı bizce.

Gri eve bitişik Deli Ziyanın evi vardı. Çıkmaz sokağın birinci evi. Beş evin içinde bir tek o aile değildi. Neden delirmişti. ne olmuştu. O eve nasıl gelmişti. Aile yadigarı ise daha önce kimler o evde yaşamıştı. Muamma...
Kararmış, harabeleşmiş, sıvaları dökülmüş ve çocuklar için korkunç bir ev. Perili ev...


bunun gibi.


İkinci ev Hamdi bey amca ile Havanım teyzelerin evi. Ev demek az olur. Bir konak, küçük bir saray benim gözümde. Evin girişi daha küçük bir evmiş görüntüsünde, içine girince ise karşınızda hizmetçi odası bile olan koca bir konak. Bodrum kat dahil 3 kat, sokak kapısının önü beyaz mermer merdivenli. Arka bahçesi (avlusu) yüksek duvarlarla çevrili içinde incir, muşmula, yeni dünya (frenk elması denir İzmir'de) ağaçları olan, ağaçların tam ortasında beyaz mermer (2-3) katlı çeşmeli bir havuzu, asma çardağının altında ise arka avlu ile evin ana bölümlerini ayıran orta avlu ve mutfak ile çamaşırhaneyi, hamamı ana binadan ayıran iç avlusu ile en sevdiğim ev. Hayallerimde benim, gerçekte Nermin'in sarayı.
Hamdi bey amcanın evinin girişi aynı bunun gibiydi. Ama içine girince ev arkaya doğru büyüyordu.

Hamdi beyin evinin arka avlusundan görünüşüde böyle gibiydi.

Ve arka avlusu böyle...
Hamdi bey amcanın büyük oğlu Sedat evli, Karabağlar'da Güneş Bulaşık Deterjanı fabrikası var, onu çalıştırıyor. Ortanca oğlu Sadettin, uçarı ama sevimli bir delikanlı (biraz büyüdüğümde İlhan İrem'e benzetirdim onu) ve en küçük çocuğu Nermin. Bu güzel evin, bu güzel bahçenin sakinleri...


Çıkmaz sokak sonu karşı ev ( brandacıların evi) bunun gibiydi..
Çıkmaz sokak sonu üçüncü ev (yani karşı ev) 3 katlı en üst katta Brandacıların büyük gelini Gülseren hanım(biz abla derdik) ve kocası (ismini hatırlayamıyorum nedense Şadi'ydi gibime geliyor ama emin değilim.) kızları Nermin ve Nesrin, orta katta kocasının ilk hanımından olan oğulları Melih (isim yanlış olabilir), Reha, babaanneleri Şadiye hanım teyze ile bekar oğlu Orhan oturuyor. Alt kat bazen depo olarak kullanılıyor, bazende kiraya veriliyordu. Kemeraltında 'branda-çadır malzemeleri üzerine dükkanları vardı (Gökyayla Çadır ve Branda).


Bu ne bizim eve benziyor, ne bizim pencereye, nede benim yağmurlarıma.

Dördüncü evde yani 17 numarada yaşayanlar; babam, annem, ablam ve ben. Birde plastik bebeğim, renkli bileziğim...


Beşinci evde isimlerini Ziynettin teyze ve kocası diye hatırladığım zayıf, hastalıklı yaşlı bir karıkoca oturuyordu. Sonra sarı duvarlı ev başlıyor ve bizim sokaktan mekke merdivenlerinin başına çıkılıyordu.
İşte böyle beş ev beş hikaye. Kendimi diğer evlerin bir parçası olarak hayal ettiğim günlerdeki insanlar. Yaşamlar. Yaşanan mekanlar...
Geçmişin muhasebesini yaparken, anılarımın tasnifinde sokağımızı sevgiyle hatırlarım. Üzülmek de keyifliydi bu sokakta, mutlu olmak da. Yağmurlu havada karşıdaki güzel eve bakmakda, cama yazmakda...


../.

16 Ocak 2012

CANIM ISPANAKLI BİR DOST ÇEKTİ.:) :) :))






Canım ıspanaklı bir dost çekti...
Sıcacık ıspanaklı bir börek ve yanında tavşan kanı bir bardak çaya kim hayır der. Böyle güzel bir börek-çay ikilisine de eşlik edecek dost gerek, dostlar gerek. 

Ortak olmak her sevince, her derde, kedere
Ve yürümek ömür boyu, beraberce, el ele

Sofra dostla, düğün dostla, dert dostla, derman dostla güzeldir.
Her insanın dost anlayışı da, dostluk anlayışı da farklıdır.
Benim dostluk anlayışımda;


Güvenli bir omuz,


Vazgeçmeyen bağlılık,
ve



Sevgi dolu kalpler var.

Bazen yılları, bazen dertleri, bazende neşeyi, sevgiyi paşlaşmaktır dostluk.
Aynı şeyleri düşünmek, aynı şeyleri sevmek zorunda da değilsiniz üstelik
Yeterki hayatı sevin, yeterki birbirinizi sevin.
Ispanaklı bir börek, yanındada bana sen gerek.

Yılları,

Dertleri,

Neşeyi,

Sevgiyi...
Paylaşabilmektir Dostluk...
İmza:VuslaT

13 Ocak 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -4-


Dev yürekli babam.. -4

 Nerden başlasam, bu hikayeyi nasıl anlatsam.
Gördüğüm sanki, bir rüyaydı. Geldi, geçti. 
Yaşandı bu masal, benimdi bir zaman
Yalnızım şimdi
Ağlamıyorum artık o günden beri...

Ne sıcak elleri vardı. Büyük ve az saçlı başı, birazda sarkık bir gıdısı olan bu adam aslında kocamaan bir deve benziyordu. Hiç korkmadım ondan. Çünkü elleri ve gözleri çok sıcaktı.
Babammış.
-Ben artık senin babanım dedi.
O zamana kadar babam yokmuydu?. Evin içindeki o taş merdivenin basamağında niye oturuyorum.
Demin kendi kendime ne zamandır burda oturuyorum diye sormuştum, başka şeylerde sormuştum. Hay allah bak babam elini uzatınca demin kendime ne sorduğumu unuttum. Hatta sanki bişeyleri özlemiştim. Ama neyi. Hatırlamıyorum.
Üst kata çıktık. Orda adam (yoo öyle demeyim babama) yani babam kadar yaşlı, şişman bir kadın ve benden büyük bir kız duruyor. Bak bu annen, bu da ablan.
Bir babam, bir annem, bir ablam var benim.
Annem ve ablam kızgın gibi biraz. Yaramazlık mı yaptım ki. Üstüm başım tertemiz ama.
Güzel bir elbise var üstümde. Ne renk hatırlamıyorum. Niye bayram gibi giyindim. Yoksa babamla bir yeremi gittik geldik. Hatırlamıyorum.
Annem kızgın. Ablam kızgın, şaşırmış veya başka bir şey. Annemin adı ne ki. Peki ablamın..
Çok sıkıştım. Tuvalete gideceğim.
Aşağı indim, kapıyı açtım, dışarı çıktım.
Aaaa tuvalet nereye gitti.
Kapıdan çıkınca yan taraftaki tahta kapı nereye gitmiş. Çok sıkıştım. Tuvalet yok.
Ablaaa dışarda tuvalet yok.
Gülüyorlar. Çok gülüyorlar. Ablamla annem çok gülüyor bana. Ama burda tuvalet yok.
Şırrrrrr...
Ağlıyorum, önce sessiz, sessiz. Sonra hıçkıra, hıçkıra...
Annem bağırıyo babama:
-Ne getirdin bu sidikli maymunu.
Ben sidikli bir maymunmuşum.
Öyle deme anne. Dışarda tuvalet yok...

                                                          .../..

12 Ocak 2012

EYLÜL'de GEL DEMİŞTİN. BEN GELDİM, SEN YOKSUN.:(

Bu hikaye de gerçek çokmuş, şimdi hayatta olmayan birinin anlattığına göre:
-Ankara'da Ulus Anafartalar Caddesi Zincirli Cami hizasında dizi dizi dükkanlar sıralanmaktaydı çok uzun zaman önce. O dükkanlardan birinde bir eczane vardı. G... Eczanesi. Sahibide S... muydu ne yanlış hatırlamıyorsam. Eczacının bir kızı varmış güzelmi güzel. Ama hayta bir delikanlıya gönül vermiş hemencikte evlenivermiş. Farklı iki din bir yastıkta birleşmiş. Delikanlı hem topçuymuş hem popçu. Kayınpederinin baya bi parasını yemiş şarkı söyleyeceğim diye, top peşinde koşacağım diye. Hukukta okuyormuş, okulu bırakır bırakır İstanbul'a kaçarmış. E bu git gellerin birinde de baya bi ünlenmiş.
Bitirmiş güç bela Hukuk fakültesini, lakin hiç giymemiş avukatlık cüppesini.
O şarkı söylermiş, güzel güzel.
'Dağların Arkasında Yar' dermiş bazen, bazen de 'Durdurun Zamanı' dermiş. Kimi zaman 'Fabrika Kızı' nı anmış, kimi zaman 'Gözlerin' e bakakalmış.
O en çok liseli aşıkların diline 'Eylülde Gel'i marş edivermiş.
'Eylülde gel'i bilmeyen, 'Eylülde gel'i dinleyip hüzünlenmeyen aşık mı var bu diyarlarda?..

Tatil geldiği zaman
Ağlarım ben inan
Gidiyorsun işte
Arkana bakmadan
Nasıl geçer bu yaz
Ne olur bana yaz
Sen sen sen
Sen bir ömre bedel
Yok yok yok
Gitme gitme gel
Eylülde gel (3)

Okul yolu sensiz
Ölüm kadar sessiz
Geçtim o yoldan dün
İçim doldu hüzün
Yapraklar solarken
Adını anarken
Bekletme ne olur
Gelmek zamanı gel
Yok yok yok
Gitme gitme gel
Eylülde gel (3)

Eylülde gel Eylülde okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim gireyim koluna
Görenler dönmüş hem de mutlu diyecekler
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi
Yaprak dökecekler (3)
Bir gün gittin Ankara'dan.
Bu hikayeyi anlatan sevmezdi seni,
Bıraktın diye bir güzeller güzelini.
Bütün aşıklar okul yolundaydı,
Birçok aşk, gitti o konfeti yağmuruna. 
Ben de geldim.
Sen yoktun..
İstersen bir sonraki Eylülde Gel...

  İmza:VuslaT

08 Ocak 2012

İŞTE O DÜNLER, GEÇMİŞTE KALAN GÜNLER.. -2-


O Sokak.. -2





İşte o sokak.
Hangi pencereden ninni sesi geliyor. Hangi basamakta yapraklar uçuşuyor.
Ve gri bulutlar bu kasvetli sokaktan ne kadar görülüyor.



Hiç değişmemiş sanki o çıkmaz sokağı da içinde barındıran mekke yokuşu merdivenleri..(aynı zamanda kestelli-ikiçeşmelik caddesine de çıkar)
Merdivenleri arkana alıp son basamağından inince, sarı (ikinci resimde azıcık görünen) duvarının dibinden döndüğünde küçücük bir 842 çıkmaz sokak var. Sarı duvara bitişik şimdi adını bile unuttuğum bir yaşlı karı-kocanın evi, sonra o unutmadığı 17 numaralı küçücük ev, sokağın tam karşısını kaplayan üç katlı 'brandacı Yamanların' malikanesi, 17 numaranın tam karşısı Hamdi Bey Amcaların iki katlı konağı, sonra Deli Ziya'nın viran iki katlısı ve bir kapısı çıkmaz sokağa (yani sarı duvara bakan) bir kapısı ise ikiçeşmelik yokuşuna çıkan merdivenlere bakan sokağın köşesindeki şimdilerde Osman amcaların evi.

Hatıralar sıralımı, yoksa birkaç yaz, birkaç güz geçmişmiydi bilmiyor. Ama tüm hatıraları bu sokağın duvarları arasında sıkışıp kalmıştı.
Bütün evlerin koridorları çokmu uzun olur, Mukaddes abla ne zaman gitti. Üşüdüğünü hatırlıyor. Ne zamandır bu merdivenlerde oturuyor. Evin içindeki taş merdivenlerde oturduğu içinmi üşüyor yoksa. Anasını istiyor..
Hatırlayamadığı bir sıcaklığı özlüyor.
O daha anne kuzusu. Anne sıcaklığına, anne kokusuna hasret bir hayat başlıyor..


 
.../..

BU BÖYLE GİTMEZ....


Hayat bir şekilde devam eder gider.
Bir tek haksızlığın üzerinden uzun süre yürüyemez.
Toplumuna sürekli haksızlık yapan politikacılar, başkasının parasına, puluna tamah eden dolandırıcılar, hırsızlar, insanların duyguları ile oynayan yalancılar, kendilerine yapılan iyilikleri inkar eden nankörler...
Nereye kadar hak yiyebilirler?.
Nereye kadar kendilerine her şeyi reva görebilirler?.



Birgün tökezlemezler mi?. 
İktidarlar değişmez mi?.
Hırsızlar, dolandırıcılar yakalanıp cezasını çekmez mi?.
Yalancının mumunu söndüren bir rüzgar esmez mi?.
Ya vefasızlar, nankörler.
Yapılan iyiliği unutanlar.!!
Bir gün, bir yerde, bir zaman diliminde kendileri ile paylaşılanı yok sayanlar.
Onlarda vefa yoktur. Minnet yoktur.
Sen onu bir nebze rahatlatmak, bir nebze sıkıntısını paylaşmak, bir imkan sağlamak için var gücünü kullanırsın, ama onlar unuturlar, unuturlar.
Onların iktidarını değiştiremezsin, onları cezalandıramazsın. Hatta yaptıklarını yüzüne de vuramazsın. Vurmazsın..
Onları yaradana havale edersin.
Yaradan da adalet çook.
Hak yiyenin elbet cezası çoktur her alemde.
Haksızlığı yaşayanın ödülü boldur, her zeminde. 
Her yürekde..
Dilinde olsada şu şarkı:

ADALETİN BU MU DÜNYA

Güvenemem Servetime malıma
Ümidim Yok Bugün İle Yarına
Toprak Beni De Basacak Bağrına
Adaletin Bu Mu Dünya
Ne Yar Verdin Ne Mal Dünya
Kötülerinsin Sen Dünya
İyileri Öldüren Dünya
Ne İnsanlar Gelip Geçti Kapından
Memnun Gelip Giden Var Mı Yolundan
Kimi Fakir Kim Ayrılmış Yarinden
Adaletin Bu Mu Dünya
Ne Yar Verdin Ne Mal Dünya
Kötülerinsin Sen Dünya
İyileri Öldüren Dünya
Kimi Mecnun Gibi Dağda Dolaşır
Kimisi De Ölüm Yok Gibi Çalışır
Kimi Meteliksiz Kimi Milyona Karışır
Adaletin Bu Mu Dünya
Ne Yar Verdin Ne Mal Dünya
Kötülerinsin Sen Dünya
İyileri Öldüren Dünya
Sen genede inan İyiliğin gücüne.
Hayatın ; hep haksızlığın üzerinde yürüyüp gitmeyeceğine...
İmza:VuslaT

05 Ocak 2012

BEN NEYMİŞİM BE ABİ.:)))


Kardaki ayak izini severim.
Güneşli havadansa bulutlu havayı tercih ederim.
Meltemde değil poyrazda anılarıma dönerim.
Dönme dolaba binmem, peynirin kokusunu sevmem.
Sosisi domuz eti sanarım, sucuğa kırılan yumurtaya yanarım.
Yüzmeyi bilmem denizin derin yerine girmem...
İnsanın kalleş olanından,
Sümüklüböceğin yerdeki izinden, hem erkeğinden hem dişisinden, 
Sırtlanın fikrinden zikrinden, dişinden kısacası her bişeyinden nefret ederim.
Sakız çiğnemem, çekirdek çöplüyse ağzımı sürmem, bu fikrimden de asla dönmem.
Kedinin karasından, köpeğin hırlısından, farenin de canlısından, bide börtüden böcekden korkarım.
Koyuna kuzuya, ineğe danaya, ata eşşeğe birde beni özlediğim döşşeğe, kavuşturana taparım.
Dadaşların Ersenine, Barışımın bestelerine, Nilüferinse hem sesine hem göldeki çiçeğine hayranım.
Garip bir ozanım, çalıp söyleyemem,
Şairim desem kafiye bilmem.
Roman yazmak istesem, elimi de mürekkebe sürmesem.
Senaryom çok,
Yazacak cesaretim yok.
Hayatım siyah beyaz,
Kelebeğinse ömrü az.
Coşarım, taşarım, rüyamda  beyaz sarayda yaşarım.
Mutsuzken bile mutluyum.
Yarınlardan umutluyum...:))
İmza:VuslaT